Seçimle kriz arasında: ABD'de neler oluyor?

Yazı: Biray Kolluoğlu, Evren M. Dinçer, Zafer Yenal
ABD, dünyanın geri kalanına göre en uzun ve tartışmalı seçim süreçlerinden birine sahip. Başka ülkelerde böyle değil. Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, 22 Mayıs 2024’te erken seçim kararı aldığını söylediğinde belirlediği tarih altı hafta sonrası yani 4 Temmuz’du. Seçim hızlıca yapıldı bile. Bu yazı tamamlandığında kısa seçim süreci çoktan bitmişti ve İşçi Partisi tarihî bir zafer elde etti.
6-9 Haziran’daki AB Parlamentosu seçim sonuçlarından memnun olmayan Fransa Başkanı Emmanuel Macron ülkeyi 12 Haziran’daki kararıyla erken seçimlere götürdü. Seçimlerin ilk turu bu karardan üç hafta sonra yani 30 Haziran’da yapıldı. İkinci tur ise siz bu yazıyı okurken yapılacak, yani 7 Temmuz’da.
ABD ise başkanlık seçimlerini 2024 Kasım’ının ilk Salı’sında yapacaksa da herhalde Trump’ın 2021 Ocak’ında Beyaz Saray'dan ayrıldığı günden beri bu seçimleri tartışıyor. Sistem gereği iki yılda bir zaten sandığa giden ve Temsilciler Meclisi’nin tüm üyeleri ile Senato’nun üçte birini seçen bir ülke için bile bu durum oldukça sıradışı.
Sıradan Amerikalı bu gündemle ne kadar meşgul diye sorabilirsiniz. Hiç ilgilenmeyen bir kesim bulmak elbette mümkün. İlgilense dahi başta siyahi nüfusun kentlerde kümelenen yoksul kesimleri olmak üzere kendini sistemin dışına itilmiş hisseden bir kesim de var.
Fakat ülke genelinde bu seçimle yatıp kalkan büyük bir kesim de mevcut. Haber medyası başta olmak üzere medyanın böyle bir sürekli kriz hâlinden basit bir ekonomik çıkarı olsa da siyasetle biraz olsun ilgilenenlerin gündeminde çok yoğun bir seçim tartışması var. Ve bu sefer bazı şeyler farklı gibi görünüyor.
Türkiye’de benzer motivasyon ve içerikle son zamanlarda bitmeyen bir seçim gündemiyle tuhaf bir Amerikanlaşma söz konusu. İki ülke arasındaki bir diğer benzerlik de yerel seçimden rutin atamalara, genel seçimlerden magazine her şeyin en uç savrulmalara gidebileceği hissi/gerçeği/manipülasyonu ile sürekli bir kriz/kaos hâlinde yaşamamız.
Türkiye’de bu duruma alışan kitle az değil. Buna karşın tüm bu gündem bombardımanına karşın Türkiye’nin normale yakın seyrettiğini düşünenler de var.
Peki Amerika’daki durum ne?
Bu seferki cereyan basit bir medya manipülasyonu mu yoksa başka nedenleri var mı? Daha doğrusu haklı bir nedeni var mı? Akademik isimlerden sosyal medya kişiliklerine, siyasete sadece göz ucuyla bakanlardan dünyada Amerika’yla ilgilenenlere, herkesin bu sefer bir şeylerin farklı olduğuna dair bir kanısı var. ABD bu seçimlerde mevcut Başkan Joe Biden’ın kendi sözleriyle otoriterliğe karşı demokrasiyi mi oyluyor?
Öncelikle bu tür bir söylemin (bize artık doğal gelse de) İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD seçimlerinde daha önce hiçbir başkan tarafından kullanılmadığını hatırlamak gerekir. Belki tek istisnası Biden’ın 2020’de kullandığı dildi. Ancak o zaman bile vurgu bu kadar net değildi.
Kasım 2020 seçimlerinden sonra seçimi kaybeden Trump’ın başkan olarak göreve devam etmesini isteyen kitlelerin 6 Ocak 2021’deki Temsilciler Meclisi baskının ardından Biden bu söylemini siyasi söyleminin merkezine koydu ve dozu giderek artırdı. Karşı aday Trump da zaten çok sert olan kendi söylemini uyarladı ve bugünkü noktaya gelindi. Bugün karşımızda diğerini sistemik tehdit olarak gören iki aday var.
Peki bugün bu tartışmanın buraya gelmesinin nedeni nedir? Pek çok nedenin arasında biri öne çıkıyor: ABD Yüksek Mahkemesi'nin (Supreme Court) son bir yılda aldığı kararlar. Biz de bu kritik kararlara eğileceğiz bu yazıda.
Trump başkanlığı süresince dokuz üyeli yüksek mahkemeye üç tane hâkim atadı. Atama öncesindeki üç muhafazakar hâkimle birlikte dokuz üyeli mahkemede 6’ya 3 gibi normalde pek görülmeyen bir durum oluştu. Basın bunları "kamp" veya "blok" olarak adlandırıyor ve muhafazakar bloka karşı liberal blok ifadelerini kullanıyor.
Normalde bu hâkimlerin tarafsız olması kanuni bir zorunluluk ancak hâkimlerin genel eğilimleri biliniyor ve özellikle siyasi niteliği belirgin kararlarda bu çizgiler net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Mahkeme pek çok karar alıyor. Bu kararlar da normal bir mahkemenin aldığı türden cezai kararlar değil. Mahkemenin görevi bir karar ya da uygulamanın Anayasa'ya uygun olup olmadığını tespit etmek.
Mahkeme en sonuncusu 1 Temmuz 2024 olmak üzere son iki yılda bize göre dört tane çok kritik karara imza attı. Bu kararların biri hariç hepsini de yukarıdaki çizgilere göre, yani 6’ya 3 oyla aldı. Tarafsızlık temel ilke olsa da yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre Amerikan halkının yüzde 70’i hâkimlerin ideolojik konumlarına göre karar aldığını düşünüyor. Akademi ve basın çevrelerinde ise bu ayrımın daha da net olduğu kanısı hâkim. Peki mahkemenin dört önemli kararı hangileri ve neden önemli?
- İlk sismik karar Haziran 2022’de geldi. Yine yüksek mahkemenin 1973’te aldığı ve halk arasında Roe vs Wade olarak bilinen düzenleme yürürlükten kaldırıldı. Düzenleme kürtaja erişimi federal düzeyde garanti altına alan bir düzenleme idi. Eyaletler ve federal hükümet arasında sürekli bir çatışmanın olduğu bir sisteme sahip ABD’de bunun en temel anlamı şu: Bir eyaletin yöneticileri ve yasa yapıcıları kürtaja ne kadar karşı olursa olsunlar bireysel olarak kürtaj düzenlemesi vasıtasıyla kürtaj hakkını yasaklayamazlar. Mahkeme bu federal şemsiyeyi Anayasa'ya aykırı bularak ortadan kaldırdı.

Washingtonian
Bu garantör üst yapı ortadan kalkınca muhafazakar eyaletler son derece sınırlayıcı ve hatta tamamen yasaklayıcı düzenlemeleri birer birer uygulamaya soktu. Bu hakkı savunan liberal eyaletler ise kendi eyalet anayasalarına bu hakkı geçirmek için harekete geçti (iki tarafın yasal düzenlemelerini özetleyen bir çalışmaya şuradan ulaşabilirsiniz).
Kararın yarattığı şok o kadar büyüktü ki 2022 ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin beklenenin üstünde bir başarı elde etmesinin en temel nedeni olarak görüldü. Etki ulusal sınırları da aştı. Fransa 1975’ten bu yana yasal olsa da daha güçlü bir çerçeve olması adına kürtajı anayasal bir hak olarak anayasasına ekledi. Kararın sismik etkileri hâlâ sürüyor ve Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinin en temel gündemlerinden biri.
- İkinci sismik karar 2023 yılı yazında geldi. Amerika’da 1960’lardaki mücadelelerin bir mirası olan ve ırksal eşitsizliği önlemek amaçlı yasal düzenleme üniversitelere girişte ırk temelli adaletsizliği gidermek için kullanılan pozitif ayrımcılık (affirmative action) düzenlemesi konusuyla mahkemenin önüne geldi. Mahkeme, üniversitelere öğrenci kabulünde (bizdeki gibi merkezî bir sistem yok, üniversiteler bireysel başvuru alıyor) dezavantajlı gruplara uygulanan pozitif ayrımcılığı anayasal eşitlik ilkesine karşı diyerek iptal etti.

Open Democracy
Irk çalışmaları konusunda yaşayan en önemli sosyologlardan Elijah Anderson kararı eleştirdiği yazısında programın kendisi dahil pek çok siyahi genç için nesiller boyu miras alınmış eşitsizliği aşmak için büyük bir başarıya sahip olduğunu ve bu başarısının büyük bir karşı tepkiye yol açtığını iddia etti.
Tarihte başka örnekleri de olan bu karşı tepkinin (örneğin kölelik kaldırıldıktan sonra uygulamaya konan Jim Crow uygulamaları) Anderson’a veya Columbia Üniversitesi eski rektörü Bollinger’e göre mevzuat değişikliğiyle birlikte ırksal eşitsizliği daha da kötüleştireceği kesin.
- Üçüncü sismik karar Amerikan basınında bile hak ettiği kadar tartışılmayan bir karar. Geçen hafta (28 Haziran 2024) alınan kararın konusu, federal hükümetin ulusal ölçekte düzenleme yetkisi. Basında orijinal karara konu olan petrol şirketi Chevron’a binaen Chevron düzenlemesi olarak bilinen 1984 tarihli karar federal hükümete çevre kirliliğinden gıda ürünlerinin içeriklerine, halk sağlığından internet şirketlerine bir dizi konuda federal birimlere (Amerika’da ajans deniyor; örneğin Çevre Koruma Ajansı) düzenleme ve denetleme yetkisi ve görevi veriyor, alt mahkemelerin konuyla ilgili yetkili merci olmadığını söyleyip yetkiyi federal birimlere aktarmalarını (deference) öngörüyordu.
Yine 6’ya 3 verilen kararda federal birimlerin yetkileri ellerinden alındı, yetki alt kademe mahkemelere verildi. Özellikle iklim değişikliği konusunda ulusal ölçekte yasal düzenleme yetkisinin federal hükümetin elinden alınması nedeniyle karar petrol şirketleri için büyük bir zafer olarak yorumlandı. Kararın etkilediği bir başka alan, Trump ve muhafazakar kesimin sürekli eleştirdiği pandemi sınırlamalarının bu kararla ya daha zor hatta imkansız hâle gelmesi.
- Dördüncü karar geçen hafta başında yani 1 Temmuz 2024’te geldi. Konu başkanların başkanken yaptıklarından sorumlu olup olmaması yani dokunulmazlık. Bir önceki Chevron kararı federal hükümetin kapasitesini büyük ölçüde sınırlarken dokunulmazlık konulu karar federal hükümetin başındaki tek bir kişiye yani başkana olağanüstü bir koruma kalkanı getirerek tam tersi bir tutum alıyor.
Donald Trump'ın malikanesinde FBI tarafından yapılan arama sırasında ele geçirilen belgeler. Fotoğraf: CNN
Yine 6’ya 3 alınan kararda ilk üç karardakinin aksine mevcut bir emsal karar üzerinden bir tartışma söz konusu değil. Çünkü Amerikan tarihinde ilk kez gündeme gelen bir mesele söz konusu. Eski başkan ve mevcut aday Trump bir dizi davayla karşı karşıya. Bunlardan bir tanesi de başkanlık süreci bittikten sonra mülkiyetinde tutmaya devam ettiği gizli dosyalar davası. Dava henüz sonuçlanmadı ancak süreç devam ederken karmaşık bir dizi ilkeden ötürü mesele yüksek mahkemenin önüne geldi. Soru ise basitti: Başkanlar başkanlık süresince yaptıkları eylemler konusunda dokunulmazlığa sahip midir?
Aslında davanın savcısının meseleyi Yüksek Mahkeme'ye sunarken beklentisi basit bir "Elbette hayır" idi. Zaten Yüksek Mahkeme'nin bir alt mahkemesi olan Washington D.C. Temyiz Mahkemesi’nden de bu netlikte bir yanıt aldı. Karar mealen "Kimse yasaların üstünde değildir, başkanlar dahil" demekteydi.
Ancak hukuk hiyerarşisinin en tepesindeki yüksek mahkeme tam tersi bir karar ile Amerikan başkanına sınırları oldukça belirsiz ve çok geniş bir dokunulmazlık kalkanı verdi: Başkan resmî bir iş olduğu sürece verdiği kararlarda dokunulmazdır, hatta kendisine dava bile açılamaz anlamına gelen bir karar verildi.
Mahkemenin liberal kanadından Sotomayor itiraz şerhinde bu kararla ABD güçler ayrılığını yok sayıyor ve bir kral yaratıyor diyerek Yüksek Mahkeme tarihinin en şaşırtıcı ve dramatik notlarından birini düştü. Muhafazakar kanat ise mealen "Bu korku yersizdir, başkanlar dokunulmazlığa sahip olmazsa her gelen öncekine dava açar" dedi.
Bize göre ilk üç karar da çok dramatik kararlar. Ancak 1 Temmuz kararı ile ABD bambaşka bir tartışmanın içinde buldu kendini. İlk üç kararın belirgin ideolojik yönelimlerine ek olarak bu kararla güçler ayrılığı konusunda başkanın kayırıldığı bir düzenleme ortaya çıktı.
Tüm bunların sonucunda ABD tarihinde İçsavaş’tan bu yana hiç olmadığı kadar kutuplaşmış bir şekilde Kasım seçimlerine gidiyor. ABD’nin çok büyük bir dönüşümün eşiğinde olduğunu söyleyenler çoğunlukta.
Biden, 2020 seçim sürecinde kullanmaya başladığı demokrasi ya da otoriterlik söylemini artık en temel seçim platformu hâline getirdi. Sağlık sorunları nedeniyle kendi kampından bile yeniden aday olmama telkinleriyle mücadele eden Biden’ın bu söylemi daha da keskinleştirmesi beklenebilir.
Trump kanadı ise seçimi kazanacağına inanıyor ve bu icra yetkisini göçmenlik başta olmak üzere her alanda (çevre, halk sağlığı, ticaret rejimi) kullanacağını kendi kampanyasının merkezinde tutuyor.
Tüm dünyada merkezî hükümetlerin gücünün arttığı ve hatta mutlaklaştığı bir süreçte ABD’de benzer tartışmalar belki de şaşırtıcı değil, ancak ABD’nin dünya sistemi içinde bulunduğu konum nedeniyle yaşadığı dönüşümlerin hepimizi etkileyeceğini unutmamak gerekir.
Bu konular hem tüm yaz boyunca hem de seçim sürecinde çokça tartışılacak. Bu kısa yazının iyi bir arka plan oluşturmasını umarak hepinize iyi yazlar diliyoruz. Sonbaharda görüşmek üzere.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
ABD'de seçimler ve krizlerin ortasında çok sıradışı şeyler oluyor.
07 Tem 2024

YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR


