“Seçim”lerimizde sandığımız kadar özgür müyüz?

14 Mayıs’ta ülkemizde yapılacak olan seçimlerde aslında birçoğumuzun önünde 2 seçenek var. Propagandalar da yoğunlukla bu 2 seçenekten birisi için yapılıyor. Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu yayımladığı propaganda regülasyonlarında TV yayınlarına odaklanmaktaysa da sosyal medyanın etki gücü yadsınamaz. Özellikle ilk kez oy kullanacak olan 2000 ve sonrası doğumlu Z kuşağının TV’de değil, internette daha çok vakit geçirdiği düşünüldüğünde siyasi partilerin/ adayların da propagandalarını yüksek maliyetli TV reklamları yerine sosyal medya platformlarına kaydırmaları kaçınılmaz oluyor.
14 Mayıs seçimlerinde 2005 doğumlular ilk kez oy kullanacak. Doğruluk Payı tarafından yapılan bir araştırmaya göre 2018 genel seçimlerinde seçmenlerin %7’si Z kuşağıyken 14 Mayıs seçimlerinde bu oranın en az %16 olması bekleniyor. “Tamam mı, devam mı” seçimi olacağını da düşündüğümüzde, %16’yı yanına çeken taraf seçimlerin kaderini de tayin edecek gibi gözüküyor.
Peki Z kuşağını etkilemenin yolu nedir? Şüphesiz ki sosyal medya!
Türkiye’de siyasi mikro hedeflemeleri inceleyen izleme kuruluşu Gözlemevi‘ne göre, Ağustos 2020’den bu yana Facebook ve Instagram’da siyasi ve sosyal meselelerle ilgili yaklaşık 26 milyon liralık reklam harcaması yapıldı. Ülkemizde 2020’den bu yana siyasi ve sosyal meselelerle ilgili 1 milyardan fazla reklam gösterimi yapıldığı tahmin ediliyor. Ak Parti’yi yaklaşık 154 bin lira harcayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan izlerken en çok harcama yapanlar arasında üçüncü sırada 108 bin liralık harcamayla DEVA partisi, dördüncü sırada ise 102 bin liralık harcamayla MHP izliyor. Gözlemevi’nin verilerine göre CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu adına Facebook ya da Instagram reklamları için son Mart ayı içerisinde reklam harcaması yapılmamış.
Kötü tecrübe: Cambridge Analytica!
Cambridge Analytica adlı politik danışmanlık hizmeti veren bir şirket, 2014 yılında yaklaşık 50 milyon Facebook kullanıcısının kişisel verilerini toplayıp 2016 seçimlerinde Trump için topladığı bu kişisel verileri/ profilleri detaylı bir mikro-hedefleme yapmak ve kişiye özel politik reklamları ve manipülatif haberleri duyurmak, yaymak için kullanmıştı. Bu skandaldan sonra Facebook da bu veri ihlalinden nasibini almıştı ve Mark Zuckerberg de kamuoyundan özür dilemek zorunda kalmıştı.
Bu olayların ardından Facebook, yeni adıyla Meta seçimler ve mikro hedefleme konusunda ders çıkarmış olacak ki 14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimlerin güvenli ve emniyetli bir şekilde yapılmasına yardımcı olmayı amaçlayan “Seçim Operasyonları Merkezi”ni kurduğunu duyurdu.
Kişisel Verileri Koruma Kurumu da bir bilgi notu yayımladı!
23 Mart’ta Kurum, Seçim Faaliyetlerinde Kişisel Verilerin Korunması İçin Siyasi Partiler ve Bağımsız Adaylar Hakkında Bilgi Notu yayımladı. Bilgi notunda siyasi partilerin başta 2820 sayılı Kanun olmak üzere ilgili kanunlar gereğince kuruluş, üyelik, seçimlerde aday belirleme faaliyetleri, yetkili organlarının seçimi ve bunların ilgili mercilere bildirimi vb. işlemler kapsamında veri sorumlusu olduğu, KVKK m. 5 ve 6'daki veri işleme şartlarına dikkat edilmesi gerektiği vurgulanarak oldukça detaylı ve yol gösterici biçimde siyasi partilerin çeşitli iş süreçlerinde veri işlemelerine ilişkin hukuki sebeplere ve yasal dayanaklara örnekler gösterildi.
Ancak bu bilgi notunda da ne sosyal medya platformlarına yönelik ne de mikro hedeflemeye yönelik hiçbir uyarı yer almıyordu.
Mikro hedeflemenin tehlikeli boyutu: siyasi seçimler
Bugüne kadar hem bültenlerimizde hem de veri mahremiyeti camiasında hedeflemeyle ilgili daha çok reklam faaliyetleri ve bu kapsamdaki veri ihlalleri üzerinde duruldu. Çünkü kişisel verilerimizin profilleme/ mikro hedefleme yoluyla yasalara aykırı şekilde işlendiği ve günlük hayatımızda karşımıza çıkan en majör konu reklamlar. Halbuki aynı hedefleme ve profilleme teknikleri, bir ülkenin siyasi kaderini belirleyecek seçimlerde de kullanılıyor. Örneğin 2021 yılında yapılan Almanya federal seçimleri öncesi propaganda döneminde potansiyel seçmenlerini belirlemek ve onları kişiselleştirilmiş seçim vaatleriyle hedeflemek için Facebook'ta mikro hedefleme kullanan bazı Alman siyasi partilerine yönelik olarak Avrupa Dijital Haklar Merkezi ("noyb"), Alman veri koruma otoritesine şikâyette bulundu.
Profilleme ve mikro hedefleme şüphesiz ki bir kişisel veri işlemedir. Bir sosyal medya platformunun kullanıcılarını profilleyerek bu profillere mikro hedefleme yapmak suretiyle reklam amaçlı kullanım için de siyasi propaganda amaçlı kullanım için de kullanıcının bu konuya dair açık rıza vermiş olması gerekiyor!
Mikro hedeflemenin yaratabileceği sorunlar neler?
İlk başta toplumsal sorunlar olarak, yani kutuplaşma ve ayrımcılık olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin göçmenlere karşı söylemler içeren içerikleri beğenmişseniz ya da göçmen karşıtı hesapları takip ediyorsanız Zafer Partisi’nin sizi hedeflemesi ya da İYİ Parti’nin göçmen karşıtı propaganda içerikleriyle karşılaşmanız kuvvetle muhtemel; dilerseniz bu gözle Instagram ya da Facebook akışınızı tekrar bir gözden geçirin. Ya da platforma göre dindar bir profile sahipseniz Erdoğan’ın Kâbe ziyaretinde ihram giydiği bir fotoğrafının kullanıldığı propaganda görseliyle karşılaşmanız çok olası. Bu da toplumda belli hassasiyetlere sahip olan bireylerin o hassasiyetlerine daha radikal ve fanatik şekilde bağlanmasına; karşıt görüşlereyse bir o kadar katı ve tahammülsüz olmasına sebebiyet veriyor.
İkinci sorun ise veri mahremiyeti ihlalleri. Bir sosyal medya platformuna üye olurken okumadan kabul ettiğimiz kullanıcı sözleşmelerinde kişisel verilerimizin işlenerek profillerimizin çıkartılacağı, bunların reklam amaçlı kullanılacağı yer alıyor. Peki yasalar bu genel işlem koşulu niteliğindeki sözleşme maddelerine geçerlilik tanıyor mu? Şüphesiz hayır. Öncelikle şu konuda veri sahipleri olarak ısrarcı olmamız lazım: kişisel verilerimiz, bizim açık rızamız olmadan profillenerek üçüncü kişilere hiçbir amaçla pazarlanamaz; buna siyasi hedefleme de ticari/ reklam amaçlı hedefleme de dahil.
Bu iki soruna bağlı bir sonuç ise: bozuk bir demokrasi. Şüphesiz ki seçmen kişisel verilerinin manipüle edilmesi ve sonrasında seçmenlere yönelik yapılan bu denli agresif propagandalar, seçmen iradesinin sakatlanarak etkili bir demokrasinin tesis edilmesini engelliyor. 298 sayılı Kanun, basın-yayın organlarında, internette ve her türlü iletişim araçlarında yapılacak propagandaların tarafsız, gerçek ve doğru olmasını şart koşuyor. Profilleme ve mikro hedeflemede ise amaç, tespit edilebilen en dar seçmen kitlesini tespit edip o kitlenin “hoşuna gidecek”, “ilgisini çekecek” ve “oy verme arzusunu artıracak” nitelikte özel içeriklerin propagandaya konu edilmesidir. Bu “dar” kitle ne kadar uç kanatta, yani radikal tarafta olursa; onun ilgisini çekebilmek için gösterilecek propaganda içeriği de o denli taraflı, gerçek dışı ve manipülatif olacaktır.
Bu yüzden oy vereceğimiz adayla ve partiyle ilgili çok hoşumuza giden, “tam da bana göre” dediğimiz bir propaganda içeriği/ yayını varsa orada uyarı sinyallerini çaldırmakta fayda var. Unutmayın ki siz bu kadar “nokta atış” hedeflenebiliyorsanız, siyasi olarak tam zıttınızdaki seçmenler de o kadar “nokta atış” hedeflenebiliyor. Unutmayın, gökyüzü gri olmasına rağmen size “ak” gösterilirken ona “kara” gösterilebilir. Kişisel Verileri Koruma Kurumu seçim konusunu ele almışken sosyal medya platformlarını, mikro hedeflemeyi ve profillemeyi es geçmiş görünüyor. Yine siz farkında olun, güvende kalın.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Veri Koruma ve Mahremiyet Gündemi
Sivil toplum kuruluşu Verini Koru'nun ekibi, Türkiye'de ve dünyada kişisel verilerin korunması alanında yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyor ve her Pazartesi sizlerle buluşturmak için bültenler hâline getiriyor.
İLGİLİ OKUMALAR

