
17.İstanbul Bienali bu sene bizleri alışıldık merkezlerin dışına çıkarmaya ve şehrin farklı noktalarını keşfetmeye davet ediyor diyebiliriz. Haritaya yakından baktığım ilk anlarda, esprili bir tabirle şöyle düşünmüştüm: “Sanırım küratörler eve kapandığımız günlerin acısını çıkarmamızı istiyor.”
Aslına bakarsanız İstanbul’da kendinize bir sanat rotası çizmek istediğinizde hat hep Beyoğlu sınırları çerçevesinde ilerliyor. Anadolu Yakası’nda yaşayan biri olarak kültür-sanat faaliyetlerine katılım için Avrupa Yakası’na geçme mecburiyetine ben de yer yer isyan edenlerden biriyim. Bienal aracılığıyla şehrin farklı noktalarını bu rotaya dahil etmek umarım bienal sonrası İstanbul’da da etkisini sürdüren bir durum olarak devam eder. Ayrıca bienalin Beyoğlu dışında farklı semtlerde çizdiği bu görece yeni rota, kim bilir belki de birilerinin ilk kez güncel sanatla temas etmesine vesile bile olmuştur.
Tüm bu romantik söylemlerim dışında;
- İstanbul’un en eski Rum okullarından olan ve 1999 yılından beri kapalı olan Merkez Kız Rum Lisesi,
- İstanbul’un kentsel sıkışıklığına flora çeşitliliğiyle mental ve şaşırtıcı bir ara verdiren Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi,
- Açılışından çok kısa bir süre içinde özellikle Anadolu Yakası’nda kültür-sanat dinamizminin belirleyicisi olma yönünde ilerleyen Müze Gazhane,
- Savaştan dolayı yaşadıkları ülkeyi terk etmek durumunda kalan Suriyeli sanatçıların kurucusu olduğu arthereistanbul,
- Hat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın geçmişte stüdyo olarak kullandığı ve 2019’dan itibaren sanatsal faaliyetlere ev sahipliği yapan Barın Han,
- 16. yüzyıl ortalarında Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa’nın Mimar Sinan’a yaptırdığı ve 2023 yılında müze-hamam kompleksi olarak faaliyetine başlayacak olan The Çinili Hamam,
- 15. yüzyıl sonlarına doğru inşa edilen İstanbul’un en eski hamamlarından biri olan Küçük Mustafa Paşa Hamamı,
- Muhallebici konseptiyle -gerçekten muhallebici konseptiyle- Büyükdere35,
- Taksim Gezi Parkı’nın altında yer alan ve benim deneyimlemeye asla cesaret edemediğim (yalnız olmadığımı biliyorum) Metro İstanbul Yaklaşım Tüneli Taksim
bahsettiğim rota çeşitliliğinin öne çıkan mekan isimleri diyebilirim.
Fakat mekanlar bu kadarla da sınırlı değil. Aynı zamanda kültür-sanat kurumlarının dışında kitabevleri, sahaflar ve cafeler de bienalin mekan seçkisine dahil edilmiş durumda. “Peki bunun bienal ile nasıl bir bağlantısı var?” diye haklı sorunuzu soracak olursanız, bienalin öne çıkardığı yaklaşımlardan biri olan “alternatif habercilik aracılığıyla kamusal birliktelik oluşturma” fikri, mekansal anlamda da çoğulculuğa, yayılıma ve çeşitliliğe vesile olmuş diyebiliriz.
Elbette sizler hem bu mekanların dahasına, hem de bienalin fiziksel olmayan diğer ayaklarına web kanalları aracılığıyla erişebilirsiniz. Fakat ben biraz daha bu çeşitlilik meselesini irdelemek istiyorum: Neden seçilmiş olabilir ki bu mekanlar?
Aslında tekil olarak her bir yapının adını okuduğumda İstanbul’un; kültürel mirasını, kozmopolit yapısını, tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yaptığı o çoğulcu, karma, zengin yapısını görüyorum. Öyle ki seçilen mekanlar bienal izleyicisini 15. yüzyılda inşa edilen klasik Osmanlı mimarisine ait bir yapıdan, 21.yüzyılda inşa edilmiş bir yapıya kadar tarihsel yolculuğa çıkartacak özelliklere sahip. Bir yandan şehrin metropol kimliğine de atıfta bulunan bir metro tüneli olduğu gibi, bir yandan da tüm o sıkışıklığın içinde “yeşile, sakinliğe” duyulan ihtiyacı simgeleyen bir bitki bahçesi de rotanın içinde konumlanıyor. Özetle, mekanlar İstanbul’un kendisi gibi aslında. Sizi, onu merak etmeye ve keşfetmeye davet etmeleri de çabası.

17.İstanbul Bienali, Pera Müzesi'nden bir kesit
Pandemi bienali ne yönde etkiledi?
Bienalin düşünsel altyapısına geçmeden önce bu konuyu irdelememiz gerekiyor.
Biliyoruz ki bu bienalin hazırlıkları bir krizin ortasında ilerledi. Mevcut kriz hali de bienalin gidişatını, yapısını değiştirdi. Tam da bu noktadaki farklılığı ayırt etmemize olanak vereceğini düşündüğüm cümleleri aşağıda derledim:
“...İşte bu bugüne dek benzeri görülmemiş koşullar altında biz de, bu bienalde, sanatın alternatif bir gelecek tahayyülü ortaya koyabileceğine inanmayı seçtik. Sanat ekosisteminin bu krizin ardından başka bir şekilde devam edebilmesi, bunun için de alternatif örneklerin çoğalması gerektiği düşüncesiyle hareket ettik.” -Bige Örer / Bienal Direktörü
“Bildiğimiz haliyle yaşamın askıya alınması, bize bir şeyleri farklı yapmak için az bulunur bir imkan yaratıyor. bu an’a hakkını vermek için beklenti ve amaçlarımızı baştan kurgulamalı, formatlarımızı gözden geçirmeli ve hem siyasi hem de felsefi olan temel bir sorgulamaya, samimi, toplumsal, cömert ve hararetli sohbetlere yol açmalıyız. Bu belirsiz aralıkta her şeyden çok birbirimizle ve dünyayla etkileşim kurmanın, ister eski ister yeni olsun, alışılmadık yollarını deneme cesaretine ihtiyacımız var.”-17.İstanbul Bienali küratörleri
Tüm bu cümlelerden anladığımız üzere pandeminin yaydığı; belirsizlik sendromuyla;
- kesin yargılardan kaçınan,
- sonuca değil sürece değer veren,
- tek yönlülüktense çok sesliliği ve çoğulculuğu odağına alan,
- pasif izleyiciden ziyade izleyicinin katılımcı rolünde olduğu interaktif deneyimlere alan sağlayan bir bienalle karşı karşıyayız.
Hem var olan projeler üzerinden, hem de bienale paralel etkinlikler aracılığıyla salgın sonrası insanların bir araya geldiği “çoklu diyalog ortamı” yaratılması fikrinin baskın çıktığını görüyoruz.
Bir sanat izleyicisi olarak itiraf etmeliyim ki, pandemi sonrası neredeyse her konuda fikirlerimiz bu denli değişmişken, bienalin önceki edisyonlarından zihnimizde oluşturduğu çerçevesinin, aynı şekilde devam etmesini elbette beklemiyordum. Bu beklentiye girmenin de izleyiciye yarar sağladığını düşünmüyorum. Fakat “değişen ne olmalı?” sorusuna kesin yanıtlar bulduğumuz bir bienalle karşılaştığımız fikrinde de değilim.
Pandemi sonrası sanatın değişen rolüne dair doğru yanıtlara sahip olabilmek için henüz çok yolumuz var. Bu bienali, özellikle Türkiye’nin güncel sanat sahnesindeki bir geçişin/köprünün temsillerini örnekleyebilecek nitelikte bir etkinlik olarak tahayyül ediyorum. Hadi gelin bunun nedenlerine ve şu “temasızlık” konusuna artık giriş yapalım.

17.İstanbul Bienali, Müze Gazhane'den bir kesit
Temasız bir bienalin yankıları
“Pandemi, daha yavaş ve yerel bir faaliyeti, daha hafif ayak izlerini, daha az kitlesel ve maddi etkileri gerektiriyor, hatta talep ediyordu. Bu koşullar altında, birleştirici bir anlatı veya tema etrafında genel bir bakış sunmaya dönük büyük ve küresel bir sergi düzenlemenin hiçbir anlamı yoktu. Buna karşılık bir bienalin, gücen, saygı, mesleki dayanışma, süreklilik ve diyalog gibi eksikliğini çektiğimiz bazı şeylerin dağıtımına yardımcı olabileceğini düşündük.” -17.İstanbul Bienali küratörleri
Biliyoruz ki bu sene "sanat camiasının" en çok konuşulan, tartışılan konuları arasına bienalin temasızlık tercihi de girdi. Bienalin bir tema etrafında toplanması yerine, pandemiyle birlikte daha çok görünür olmaya başlayan siyaset, toplum, ekonomi, eğitim, adalet, tarım, otorite, cinsiyet eşitsizliği, kadın hakları ve ekolojik kriz kavramlarının doğurduğu sorunlar paralelinde, sanatın üstlendiği rolle beraber düşünme fikri baskın. Aslında bu fikir içinde çok geniş bir perspektif barındırsa da, neticede bienalde yer alan projeleri ve eserleri incelediğimizde aynı konuların farklı biçimlerde ve farklı coğrafyaların temsilcileriyle tekrar edildiğini görüyoruz.

17.İstanbul Bienali, Pera Müzesi'nden bir kesit
Kişisel olarak bienallere olan bakışım; sanatın tüm ticari kaygılardan uzaklaşarak, izleyiciyi üzerinde düşünülmesi gereken konulara sevk ettiği, fikirsel anlamda yeni yollar sunarak dönüşümü tetiklediği ve bir yönüyle de didaktik tavırda olduğu bir yaklaşım benimsemesi yönünde. Aynı zamanda “dünyanın güncel sanat sahnesinde neler oluyor?” sorusuna tekniksel ve kavramsal açıdan uluslararası ve ulusal örnekler sunarak yanıt vermesi.

17.İstanbul Bienali, Barın Han'dan bir kesit
Fikrimce temasızlığın tercih edilmiş olması ise bienalin nihayetinde izleyiciye sunmak istediği anlatıyı bir noktada geciktiriyor. Evet, yaşadığımız dönemde izleyicileri olduğumuz güncel sanatta -özellikle uluslararası kapsamda-, alışılageldik biçimde net mesajların verildiği eserlerden ziyade derinlikli araştırma süreçlerine dayanan projelerin, bireysellikten ziyade kolektif üretimleri varlığının gittikçe daha çok baskın hale geldiğini biliyoruz. Fakat Türkiye’nin güncel sanat sahnesi ve onun aktörleri bu değişimin neresinde? Bu yaklaşıma biz izleyici olarak ne kadar hazırız?
17.İstanbul Bienali'nin yaydığı çok sesli atmosfer elbette bu gibi farklı soru işaretlerini de bir araya getiriyor. Bilgiye erişmenin "başka" yollarını araştıran, izleyiciyi bir tür sorgulama haliyle yüzleştiren ve arşivsel anlamda yoğun bir seçki sunan bienalin ise yarattığı bu durumdan memnun olduğunu düşünüyorum. Üzerine düşünmeyi ve yeni perspektiflere vesile olmayı dileyen araştırmalar ve projelerle oluşan bu seçkinin de izleyiciden beklediği, ona verilen bilgiyi salt bir şekilde kabul etmek yerine, fikirleri sorgulaması ve kendi yorumuyla ortaya bir değerlendirme koymuş olması olmalı, değil mi?
Tek bir projeyle bienali anlatacak olsaydım...

Arahmaiani, Bayrak Projesi, 17.İstanbul Bienali - Müze Gazhane
Arahmaiani, Bayrak Projesi (2006 – devam ediyor)
Endonezya’nın güncel sanatında öncü isimlerden biri olan Arahmaiani rehber kitapta belirtildiği üzere “görsel sanatçı, performans sanatçısı, çevreci-eylemci, şair ve yazar”. 2006 yılından beri devam etmekte olan Bayrak Projesi ise bienal aracılığıyla ilk kez İstanbul’a taşındı. Bu proje sanatçının bir başka partnerlerle işbirliği sonucunda doğarak başladığı tarihten beri dünyanın bir çok yerinde yinelenmeye devam etmekte. Halkın katılımı ve demokratik ilkelere bağlılık esasında ilerleyen projede, ilgili toplulukların belirlediği anahtar kelimeler bayraklar üzerine dikiliyor ve sanatçı eşliğinde çalışılan koreografide toplulukla beraber kortejler düzenlenerek bayraklar sallanıyor.

Arahmaiani, Bayrak Projesi, 17.İstanbul Bienali - Müze Gazhane
Gördüğünüz üzere bayraklar üzerine işlenen kavramlar, tam olarak 17.İstanbul Bienali’nde karşılaştığımız projelerin referans verdiği düşüncelere denk düşüyor. Bu projeyle karşılaştığımda sürece olan yayılımı, kolektifliği görünür kılması, işbirliğiyle olan ilişkisi ve nihayetinde güçlü kavramsal mesajını sunma biçimindeki nahif tavrıyla bienale bir adım daha yaklaştığımı hissetmiştim.
Detaylı bilgiye ulaşmak isterseniz yardımcı olabileceğim, bienalin görünür kıldığı kaygıları öne çıkardığını düşündüğüm projeleri aşağıya isimleriyle ekliyorum:
- Toplumun Kötülükleri
- Çamuralem
- İtaatsizlik Arşivi
- Kadınların Kamusal Hayatı
- Boğatepe Gelecek Sözleşmesi
- Çağrıya Cevap Ver
- Sonsuz Derinlikten Maden Çıkarmak
- Hem Zemin / Hem Zaman
- Harman
- Deniz için KONÇERTİNO
- Müfredat Dışı
- Kırılganlığın Çağrısı
- Silent University Oryantasyon Programı
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
17. İstanbul Bienali'nin düşündürdükleri üzerine...
31 Oca 2023

YAZARLAR

Unagi.
Okuyucularına çağdaş ve güncel sanatı yalın anlatımlarla sunmayı hedefleyen sanat bülteni. Her ayın birinci ve üçüncü pazar günü yayımda.
İLGİLİ OKUMALAR


