Sesi Duyulmayanlar: Kadın

20 yıllık iktidarın sahibi AK Parti’nin kadınların kalkınması, eşit yaşaması ve güvenliği üzerine verdiği vaatleri inceliyoruz.
Sesi Duyulmayanlar: Kadın

“Ailenin dayanağı” olarak kadın

AK Parti, iktidara geldiği 2002 seçimlerinden itibaren, kadın sorununu aile kurumunun bir uzantısı olarak görmüş ve seçim beyannamelerinde kadını, ailenin hemen yanında konumlandırmıştı. “En az üç çocuk!” şiarıyla yıllar boyu genç nüfusu arttırmak ve muhafazakâr, geleneklerine bağlı, ideal Türk tipi aileyi kurmak adına politika geliştiren AK Parti’nin bu bakışı elbette ki tesadüf değil. Bu bakışlarını ilk kuruluş politikalarından dahi görebiliriz:

“PARTİMİZ, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi ve ailede mutluluğun sağlanması için kadın sorunlarının giderilmesine önem vermektedir.” (AK Parti 2002 Seçim Beyannamesi)

Bu bakış açısını anlamak, Türkiye’de kadınların son yıllar içinde kaybettikleri kazanımları anlamak açısından önemli. Kadını sadece anne, eş olarak görmek, kadınlara özgü toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikleri daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor. Kadın sorunu; bekâr, boşanmış, evli ancak çocuksuz, genç ve yaşlı kadınların hepsini kapsayan bu kadınlar arasında bir statü farkı yaratmayan politikalar sayesinde çözülebilir.

İstanbul Sözleşmesi, 6284 Kanun, kadına şiddet

İstanbul Sözleşmesi ve bu sözleşmeye uyum yasası olarak çıkartılan 6284 numaralı Kanun, 2011 yılında AK Parti hükümeti tarafından imzalanmış ve 2020’ye kadar yürürlükte kalmıştı. 10 yıla yakın sürede yasayı uygulayan ve parti bundan hâlen övgüyle bahsediyor:

“Türk Ceza Kanunu’nda kadına karşı şiddet konusunda gerekli düzenlemeleri hayata geçirdik. Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 Sayılı Kanun’u çıkardık.”  (AK Parti Seçim Beyannamesi 2023)

2020 yılında ise AK Parti hükümeti ani bir kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı almıştı. 6284 uzun zamandır kadınları korumaktan farklı amaçlar için uygulamaya konuluyor. Kadın cinayetleri ise uygulanmayan ve böylece faili cezasız bırakan yasalarla her geçen gün artıyor. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun hafta içi yaptığı "2021 yılında toplam hayatını kaybeden kadın sayısı 309. İstanbul Sözleşmesi kaldırıldıktan sonra, 2022 yılında kadın cinayeti rakamı 279. Yüzde 12 azalma söz konusu." açıklamasına karşın Anıt Sayaç’ın verilerine göre 2021 yılında 427, 2022 ylında 397 kadın, kadın olmasından doğan sebeplerle bir erkek tarafından öldürüldü. Zaten Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi'nden çıkışı da 2022 yılında değil, 2021’in Mart ayında gerçekleşmişti.

Bundan sonraki vaatleri ise şu şekilde:

“Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda farkındalık programlarını yaygınlaştıracak ve yararlanıcı kapsamını genişleteceğiz.” (AK Parti Seçim Beyannamesi 2023)

“Kadın haklarına ilişkin uluslararası düzeyde çalışmalara etkin bir şekilde katılım ve katkı sağlamaya devam edeceğiz.”  (AK Parti Seçim Beyannamesi 2023)

Yükselen güvenlik tehdidine karşı bir çözüm önerisi sunmayan bu vaatler, belirsiz olmakta birlikte ölçülebilir olmaktan uzaklar.

Bu vazgeçişin aslında çok daha büyük bir anlamı var: Avrupa Birliği (AB) uyum ve üyelik sürecinden vazgeçtikten sonra, ekonomik ve diplomatik ilişkilerde yönünü İslam devletlerine çeviren hükümet için artık toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi gündemler bir zorunluluk olmaktan çıktı. En başta belirttiğimiz kadın sorununu bu sorunun haricindeki amaçlar adına çözmek, bu sorunu başka gündemlerin aracı hâline getirmek işte tam da bu sebepten riskli bir hâl alıyor.

Kaynak: Çatlak Zemin


AK Parti'nin toplumsal hayata katılım konusunda söyledikleri:

AK Parti’nin 2023 Seçim Beyannamesi’nde özellikle çalışan kadınlar adına şöyle vaatler var:

  • “Hem çalışmak hem çocuğuyla ilgilenmek isteyen kadına uzaktan çalışma/ kısmi çalışma gibi alternatif çalışma imkânlarını artıracağız.”
  • “Kadınlar için iş ve aile yaşamını uyumlaştıracak politika ve uygulamaları geliştirmeye devam edeceğiz.”
  • “Kadınlar için iş ve aile yaşamını uyumlaştırma politikalarını hayata geçirdik. Bu kapsamda doğum nedeniyle ücretsiz izinde geçen sürelerin memuriyet kıdeminde değerlendirilmesini sağladık.”
  • “Kadınların iş ve aile yaşamının uyumlaştırılmasını destekleyen, işgücüne katılımı artıran ve ulaşılabilir, ekonomik ve kaliteli erken çocuk bakım hizmetlerine erişimini kolaylaştıran teşvik mekanizmalarını güçlendireceğiz.”

Bu vaatlere baktığımızda hedef kitlenin sadece çalışan anneler olduğu görüyoruz. Öte yandan kadınların iş yerlerinde uğradıkları taciz, mobbing, cinsiyete dayalı ücret eşitsizliği ve cam tavan sorunu1 gibi problemlere değinilmiyor Bu konular üstü kapalı bir şekilde sadece şöyle geçiyor:

“Kadınların istihdama erişimleri ve olanakları artırırken bu imkânlara ulaşımı engelleyen toplumsal ve zihinsel bariyerleri de aşmak için gereken eğitim ve bilgilendirme çalışmalarını artıracağız.” (AK Parti Seçim Beyannamesi 2023)

Öte yandan yine 2023 Beyannamesi’nde AK Parti, kadın istihdamında müthiş bir sıçrama yaşandığını şöyle ifade ediyor:

“Uygulanan politikaların etkisiyle, kadınların işgücüne katılım oranı, 2002 yılındaki yüzde 27,9 seviyesinden, 2022’de yüzde 35,8’e yükselmiştir.”(AK Parti Seçim Beyannamesi 2023)

Ancak burada belirsiz bir nedensellik ilişkisi ve gözden kaçırılan sorular bulunuyor. Örneğin kadınlar çalışma hayatına, yaşam pahalılığı ve yoksullaşmanın bir sonucu olarak mecburen mi katıldı? Bu kadınlar hangi pozisyonlarda çalışıyor, çalıştıkları pozisyonlarda erkek çalışma arkadaşlarıyla eşit ücret alıyorlar mı? Çalıştıkları pozisyonlardaki erkek çalışma arkadaşlarıyla kendileri arasında bir eğitim veya deneyim seviyelerinde fark var mı? Bu sorular yanıtlanmadan 20 yıl içinde artan kadın istihdamını yorumlamak epey zor ve bunun toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerinde yarattığı etkiyi de bu yüzden yorumlama şansımız yok.

Eğitim

AK Parti’nin ilk defa iktidara geldiği dönemde kadınların başörtüsüyle üniversitelere alınmaması yakıcı gündemlerin başında geliyordu. 1997’de Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) aldığı kararla üniversitelerde başörtüsü yasaklanmıştı. Zannedilenin aksine dönemin hükümeti merkez sağ partilerden biri olan Anavatan Partisi'nin öncülüğünde kurulmuş bir koalisyondu ve dönemin cumhurbaşkanı da Türkiye sağ siyasetinin önemli aktörlerinden Süleyman Demirel’di. Bu sorunu uzun yıllar gündeme getiren AK Parti hükümetinin de başörtü yasağını kaldırma hamlesi ikinci kez seçildikleri 2007 seçimlerinden de sonraya, 2008’in Şubat ayına denk geliyor. Bu da akıllara AK Parti’nin zaten hâlihazırda merkez sağdan devraldığı başörtüsü sorununa samimi bakıp bakmadığı sorusunu getiriyor. Bu konuda eyleme geçmekte geç kalmak, bugün hâlen, artık bu başörtülü kadınların günlük hayatta karşılaştığı bir problem değilken bile, bunu tekrar tekrar gündeme getirmek AK Parti’nin bir anlatı kurmak ve merkez solu hedef göstermek adına başörtüsünü kullandığını gösteriyor.

Başörtü yasağı bir tarafa, kadınların eğitim alanında bu 21 yıl içinde -yine çoğu AB üyeliği adına da olsa- büyük kazanımları var. AK Parti bu kazanımları şöyle sıralıyor:

  • “6 yaş ve üzeri kadınlarda okuryazarlık oranını 2002 yılında yüzde 79,9’dan 2022 yılında yüzde 95,7’ye yükselttik.”
  • “ ‘Haydi Kızlar Okula’ ve ‘Ana Kız Okuldayız’ kampanyaları ile binlerce kadınımızın okuma yazma öğrenmesini sağladık.”

Kadın istihdamın artması ve kadınların özgürleşmesi için eğitimin önemli olduğu aşikâr. Artan genç nüfusu, zorunlu eğitim ve şehirlere akın eden kitleler düşünüldüğünde aslında bu sayıların zaten zorunlu olarak artacağı da öngörülebilir. Ancak aklımızda tutmamız gereken bir nokta da şu: AK Parti hükümetleri ile beraber açılan onlarca yeni üniversite ve arttırılan kontenjanlarla Türkiye’de yükseköğrenime erişim büyük oranda arttı. Euronews’un haberine göre Avrupa’da nüfusa göre en çok üniversite öğrencisi Türkiye’de. Öğrenci nüfusunu bu denli arttıran bir ülkede kadınların eğitime erişimi de doğal olarak artacaktır. Öte yandan, OECD’nin Evrensel Temel Beceriler Değerlendirmesi’ne göre Türkiye 76 Ülke arasında 41. sırada. Dolasıyla kadınların erişebildiği eğitimin niteliği, iş dünyası ve entelektüel kazanımlar bağlamında soru işaretleri var. Yine de kadınların eğitime katılması, en azından okuryazar olmayan kadın sayısının azalması, bu devrin ihtiyacı olan bir kazanım olarak değerlendirilebilir.

Sonuç Yerine

Ataerkil ve eşitsiz bir dünyada yaşadığımız ortada. Buna karşın 21. yüzyıl bizden yalnızca sanayileşen, üreten, büyüyen ekonomiler değil aynı zamanda eşitsizliklerini minimize eden toplumlar bekliyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, hukuki, politik, ekonomik ve kültürel bir sorun ve doğru politikalar aracılığıyla bu alanda fark yaratılabilir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu konuya bakışın samimi ve temelde eşitsizliği giderici olması, sorunun sürdürülebilir çözümü için en kritik rolü oynuyor.

AK Parti’nin kadın politikalarına baktığımızda her vaadin ve eylemin partinin kendi programı için, yaratmayı istediği toplumsal yapı için birer araç hâline geldiğini görüyoruz. AB gündeminde İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olanlar, bu gündem geride kaldığında sözleşmeden kolaylıkla vazgeçiyor. Bazı kazanımlarsa Türkiye’ye özgü olmayan, teknolojinin gelişmesi, erişim ve iletişimin her alanda genişlemesiyle doğal bir süreç sonucunda elde ediliyor. Tam da bu yüzden kadınların elde ettikleri kazanımlar da bundan sonrası için hükümetin vaatleri de bütüncül olmaktan uzak, belirsiz ve muğlak kalıyor. Bu yazı boyunca muhalefet partilerinin vaatlerine bakmadık ancak eşitsizliklerin çözümüne talip olmanın gerçekten de o eşitsizliği çözme amacı taşıması gerektiğini anlamış olduk. Samimi ve çalışkan bir muhalefetin bunu gözetmesi gerektiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Unutmayalım ki “Hepimiz özgür olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz.”


[1] Cam tavan sendromu, kadınların mesleki başarılarına ve yeteneklerine bakmaksızın, üst yönetim kademelerine terfi etmesi yönünde var olan belirsiz ancak aşılması güç engeller olarak tanımlanmaktadır. (Ayrancı ve Gürbüz, 2012, s. 128)

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

VaatVaat

BÜLTEN SAYISI

Sesi Duyulmayanlar #2: Kadın

20 yıllık iktidarın sahibi AK Parti’nin kadınların kalkınması, eşit yaşaması ve güvenliği üzerine verdiği vaatleri inceliyoruz.

28 Nis 2023

8 Mart gece yürüyüşü. Kaynak: Çatlak Zemin

YAZARLAR

Zeynep Kurt

Boğaziçi Üniversitesinde ekonomi öğrencisi, Vaat Platformunda içerik editörü, Aposto'da Vaat bülteninin yazarı.

Vaat

Vaat, isminden kendisine gelen sorumlulukla vaatleri derleyen ve inceleyen bir yayın. Her cuma saat 17.00'de.

İLGİLİ OKUMALAR