Sıcak sudaki kurbağa: ‘Etki ajanlığı’ yasası

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye'de geçim derdi, adalet derdi, kamusal düzen derdi her geçen gün daha acil bir hâl alıyor. Müreffeh bir geleceğe dair umut besleyenlerin sayısı giderek azalıyor. Oysa bu dertlerin bir aynası olması beklenen Meclis'in bir süredir bambaşka bir ısrarı var.
- 23 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Adalet Komisyonu’ndan geçen torba kanuna göre ben, sen, o; biz, siz, onlar—artık hepimiz birer casus adayı olabiliriz.
İktidarın ve ortaklarının sivil bir anayasa konusunu gündemden düşürmediği böylesi bir dönemde, muğlaklığı ve demokratik hakları kullanmak konusunda caydırıcılığı ile ön plana çıkan 9. Yargı Paketi'ndeki yasa tasarısına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümünde yeni bir suç ihdas edilecek. Bu maddeye göre “Devlet güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler” hakkında 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.
Yargı, artık size casusluk başlığı altında hapis cezası vermek için casus olduğunuza kanaat getirmek ve buna dair delil toplamak durumunda dahi değil. Şayet kendi tanımlarına göre “etki ajanlığı” yaptıysanız bir sosyal medya gönderiniz, sokak röportajında söyleyeceğiniz bir cümle, biz gazetecilerin yapacağı haberler, akademisyenlerin ve toplumsal gözlemcilerin tutacakları birer rapor, yabancı bir devletin veya organizasyonun stratejik çıkarlarıyla bir şekilde örtüşüyorsa herhangi birimiz parmaklıklar ardına gidebiliriz. Daha da beteri, toplumunuz tarafından “ajan” yaftası yiyebilir ve hedef hâline gelebilirsiniz.
Mayıs ayında Adalet ve Kalkınma Partisi vekilleri tarafından komisyonda muhalefetin tepkilerine karşın önerilen, geçen hafta tekrar Noter Kanunu başlığı altında gündeme getirilen ve komisyondan geçen, önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nda oylanması beklenen yasanın suçlu tanımlaması o kadar muğlak ki, elbette insan hakları ve demokratik özgürlükler temelinde birçok soruyu da beraberinde getiriyor.
Gazetecilik örgütlerinin de yer aldığı 40 STK’nın yasanın komisyonda geçmesinden sonra yaptığı ortak çağrıda da, yasada yer alan “stratejik çıkar”, “talimat”, “organizasyon” ve “devletin iç veya dış siyasi yararları” gibi kavramların son derece belirsiz olduğuna dikkat çekiliyor. Açıklamada, yasanın “keyfî uygulamaya veya suistimale” yol açabileceği, ceza hukukunun temeli olan kanunilik ilkesinden sapıldığı ve devlet yetkilileri tarafından muhalif olarak görülen kişilerin hedef alınabileceği, haksız yere kriminalize edilebileceği uyarısı yapılıyor.
Tasarıya göre, “etki ajanlığı” faaliyeti, “savaş sırasında veya askerî hareketleri tehlikeye sokacak bir süreçte işlenmiş” ise, 8 yıldan 12 yıla kadar hapisle, eğer “millî güvenlik açısından stratejik öneme haiz birimler ile proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar tarafından işlenirse” 24 yıla kadar hapisle cezalandırılabilir.
Bir sürecin sessiz kreşendosu
Anayasa’ya aykırı olduğu için eleştirilen yasa, bir sürecin sessiz kreşendosu niteliğinde. Özellikle Gezi’den sonra olanları hepimiz biliyoruz. Gazeteciler susturulmaya ve itibarsızlaştırılmaya, sivil toplum dağıtılmaya, muhalif sesler marjinalleştirilmeye çalışıldı ve hatta “terörist” yakıştırmasına maruz kaldı. Türkiye, uzunca bir dönem “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” olarak tanındı. Baskı, 2016 yılındaki darbe girişiminden sonra ağırlaştı. 2022’de geçirilen ve kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak bilinen yasayla, gazeteciler tutuklandı, hedef gösterildi; onlarcasının yargılaması sürüyor.
- Türkiye, AKP 2002’de başa geldiğinde Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 99. sıradaydı; neredeyse her yıl endekste düşerek, geçen yılı 165. sırada tamamladı.
İktidar, yıllar içinde türlü baskı yollarıyla anaakım medyayı büyük oranda hükümetin yayın organı hâline getirdi, muhalif yayınlar alamadıkları reklamlar ve ağır ekonomik krizin etkisiyle çok küçük telif ve maaşlar ödeyerek gazetecinin geçimini imkansızlaştırdı; Türkiye’de gazetecinin emeğinin gerçek maddi karşılığını vererek haber yayımlamak, bazısı ülkemizde artık yasaklı olan yabancı kamu yayıncılarının Türkçe servislerine kaldı.
Böyle bir ortamdayız. Geçen ay Açık Radyo’nun yayın lisansının iptaliyle de beraber, kendisinden farklı sesleri susturmaya ve sindirmeye yer ve yöntem arayan bir iktidarın insafında olduğumuzun farkında olmamak için epey derin bir uykuda olmak gerekir.
İsmi ithal, kendisi 'yerli' yasa
Meclis'ten geçmesi hâlinde, yasanın ne yönde kullanılabileceğini tahmin etmek maalesef güç değil. İktidarsa, yasanın gittikçe otoriterleşen Rusya’dan ilhamla tasarlanmadığını, ayrıca Batı’da da Rusya karşıtı düzenlenmiş benzer yasal uygulamalar olduğunu öne sürüyor.
İsmi Türkiye’de önerilen tasarıya benzer, ama içeriği öngördüğü yaptırım bakımından çok farklı olan yasalar, ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde yürürlükte. Ancak ne ABD’deki Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası ne de Avrupa ülkelerinde yaygınlaşan yabancı etki yasaları, bizdeki gibi ağır cezalar öngörüyor.
- ABD’deki yasa, kısaca FARA, daha çok yabancı lobi faaliyetlerini kayıt altına almak için kullanılırken, muhalifleri susturma yöntemi olarak kullanılmıyor.
- Avrupa’daysa kapılarındaki Rus etkisine karşı önlemler alınıyor, ancak çoğunlukla şeffaflık talep eden politikalar uygulanıyor.
Avrupa Gazeteciler Federasyonu Başkanvekili Mustafa Kuleli, Rusya’nın Ukrayna’yı 2022’de işgal etmesinden sonra RT ve Sputnik gibi Rus kamu yayıncılarının yaptırımlar dahilinde Avrupa’da yasaklandığını söylüyor. “Ancak Avrupa’da gazetecilikten hüküm giyen yok” diyen Kuleli, istisnanın Wikileaks’in kurucusu Julian Assange olduğunu, Assange’ın faaliyetlerinin de gazetecilik olup olmadığının tartışmalı olduğunu belirtiyor.
Isınan su, akıllarda Rusya
Gündemdeki yasayla ilgili, Türkiye adına büyük endişe duyduğunu söyleyen Kuleli, otoriter liderlerin birbirlerinden yöntem öğrenip el yükselttiklerine dikkat çekiyor ve bu yasanın mevcut iktidarın elinde çok tehlikeli bir araç hâline gelebileceğine dair uyarıda bulunuyor.
Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Sekreteri Banu Tuna ise gündemdeki yasa tasarısını, “otoriterleşmede yukarı doğru yeni bir basamak” ve “demokratik dünyayla aramıza örülen duvarın yükselmesi” olarak okuyor. “Canlarını sıkan her haberi, her raporu bu kapsama alabilirler” diyen Tuna, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iki yıl önce bir konuşmasında “Türkiye’yi yabancı basına şikayet edenlere acıyoruz” demiş olmasına gönderme yaparak şöyle diyor:
“Bu yasa geçerse artık sadece acımayacaklar, gereğini yapacaklar.”
Modern zamanda otoriterliğin başat örneklerinden Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin başlamasıyla Moskova’daki ofisleri kapatılan Uluslararası Af Örgütü’nün Rusya Direktörü Natalia Zviagina, benzer bir yasanın Rusya’da tam otoriterleşmenin önünü açtığını anlatıyor. Rusya’da bizdekinin muadili sayılabilecek yasanın ilk adımının 2012’de yürürlüğe girdiğini, 2015’te “istenmeyen kuruluş” yasasının geçtiğini ve 2017’de kabul edilen mevzuata göre, yabancı basın-yayın kuruluşlarının da devlete “yabancı ajan” olarak kayıt olmak durumunda olduklarını; ardı ardına süren yargılamalarda bu yaftanın sanıkların aleyhine işlediğini söylüyor.
Gelinen noktada çok sayıda haber ve sivil toplum kuruluşu, Rusya’daki ofisini kapatmış, çok sayıda Rus muhalif dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda. Zviagina, Rus devletinin her cuma içlerinde sanatçılar, bilim insanları ve yazarların da olduğu beş isim açıklayarak ajan yani kara listesine eklendiğini, bu kişilerin okullarda çalışma ve seçilme haklarının iptal edildiğini anlatıyor. 2022’de başlayan ve hala süren savaş hakkında ses çıkaran muhaliflerin neredeyse tamamen bastırıldığını ve izole edildiğini ifade eden Zviagina, “Her şey bir anda olmadı, adım adım geldi” diyor:
“Kurbağa, suyun ısındığını anlamadı bile.”
İktidara yakın gazetelerde konuya ilişkin çıkan ilk haberlerde, tartışmalı yasaya, “İsrail istihbarat örgütü Mossad’a yönelik operasyonlar sonrasında” ihtiyaç duyulduğunu okuyoruz.
- Adalet Bakanlığı, bu tip bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyulduğuna dair sorumu yanıtsız bırakıyor.
Yasanın bu hâliyle ülkemizde yürürlüğe girmesi durumunda iş yükü epey artacak olan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Direktörü Barış Altıntaş, Türkiye’nin 2018’de başkanlık sistemine geçmesinden sonra zaten güçler ayrılığının temelden bozulduğunu ve demokrasiden adım adım uzaklaştığımızı anlatıyor.
İfade özgürlükleri alanında önümüz kış. Altıntaş, bu muğlak tanım ve ağır cezalar karşısında otosansür mekanizmasının yaygınlaşabileceğinin farkında, ancak gazetecilerin bu gibi tehdit ve baskı yöntemleri karşısında, akıntıya karşı haber yapmaya devam ettiklerine de dikkat çekiyor.
Çok haklı... Çok sayıda meslektaşımız hapis ve hatta ölüm tehditlerine, geçim sıkıntılarına rağmen mesleklerini haysiyetle yapmaktan vazgeçmiyor; vazgeçeceklerini de hiç sanmıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Nimet Kıraç
Bağımsız gazeteci. Türkiye’nin dört bir yanından ve Afganistan, Filistin, İsrail, Lübnan, Ukrayna, Rusya, Pakistan, Polonya, Yunanistan gibi dünyanın çok sayıda sıcak noktasından Gazete Oksijen için bildirdi. New York Times gazetesi için Türkiye’de aylarca süren araştırma haberlerinde, dosyalarda ve sıcak haberlerde muhabirlik yaptı. Haber yazıları, fotoğrafları ve videoları, Financial Times, CNN International, Al Monitor ve Euronews gibi uluslararası mecralarda yer aldı. İnsan, hayvan ve çevre hakları konularında sosyopolitik perspektifli yazılar yazıyor ve belgeseller hazırlıyor. George Washington Üniversitesi mezunu. Adanalı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




