Sinemanın Gizli Kahramanı

AKÇ'den Tuhaf Öyküler
Sinemanın Gizli Kahramanı

Türkiye sineması, temellerinin atıldığı günden beri, 783.562 km²'nin hepsini eşit bir şekilde temsil etmekten uzak bir anlayışa sahip oldu. Avrupa kıtasındaki yaklaşık kırk kadar ülkeden daha kalabalık bir nüfusa sahip, Türkiye'nin ikinci büyük etnik grubu Kürtler de bu temsil eşitsizliğinden bolca nasibini aldı, almaya da devam ediyor. Ülke sinemasının kalbi İstanbul'dan uzakta, doğup büyüdüğü Diyarbakır'da, oldukça kısıtlı imkanlarla ve kendi ana dilinde filmler çeken Ali Kemal Çınar, ülkemizdeki milyonlarca insanın izlerken altyazıya veya dublaja ihtiyaç duyacağı fakat uzun yıllardır çeviride kaybolan koca bir milletin kendini bulacağı bir sinema anlayışı ortaya koyarak temsil eşitsizliğini bir nebze olsun gidermeye çalışıyor. Çınar'ın, girizgahın da dolaylı yoldan işaret ettiği, "sinemamız ve/ya Kürtler için önemli" gibi indirgemeci bir ifadeye sığmayan, özgün ve başarılı bir filmografi ortaya koyması ise her şeyden kıymetli.

Çınar'ın bugün itibariyle çekmiş olduğu dört uzun metraj filmi var ve her biri, diğerinden özgün hikâyeye sahip. İlk filmi Kısa Film / Kurte Fîlm, film çekmek hayaliyle yanıp tutuşan bir yönetmen adayının, aile ve çevre baskısı gibi toplumsal sorunlar ile basur gibi bireysel sorunları aşmaya çalıştığı bir varoluş arayışına odaklanıyor. Gizli / Veşartî, Kürt şair Ahmedi Hani’nin imkânsız aşk temalı ‘Mem û Zîn’i ile modern Kuir sinemayı buluşturan, tuhaf ve eğlenceli bir cinsiyet dönüşüm öyküsü anlatıyor. Gênco, Batman şehrinden ötürü süper kahraman dünyasıyla dirsek temasında olan Kürtlere, küçük gücün de büyük sorumluluk getirebileceğini gösteren ve Hollywood'daki emsalleri kadar başarılı olamadığı için sinema macerası şimdilik tek filmle sınırlı kalan bir süper kahraman bahşediyor. Son filmi Arada / Di Navberê De ise Kürtçeyi anlayıp konuşamayan, Türkçeyi ise konuşup anlamayan Osman üzerinden, ana dilde eğitim tartışmalarına Edward Sapir ve Benjamin Lee Whorf'u bile gururlandıracak bir perspektiften yaklaşıyor.

Kısa özetlerinden de anlaşılacağı gibi Çınar'ın kendine has, ilginç bir sineması var fakat daha da ilginci, bu öykülerin nerdeyse tamamını evinin salonunda anlatması. Hiç hareket etmeyen, ses sorunlarından ötürü bazen konuşanı değil dinleyeni gösteren sabit bir kamera kullanımının bizzat gösterdiği üzere maddi imkansızlıklar, Çınar'ın sinemasını ve dilini belirleyen ana aktörlerden biri. Çınar'ın eksikliklerin getirdiği sorunlara bulduğu dahiyane çözümler ise sinemasının, yaratıcı bir zihne hiçbir şeyin engel olmayacağına dair küçük bir manifestoya dönüşmesini de sağlıyor.

Tuhaf öyküler, zekice yazılmış diyaloglar, trajikomik sözünü ete kemiğe bürüyen karakterler, teoriyle pratiğin buluştuğu politik bir arka plan ve sade bir sinema dilini masaya dizen Çınar'ın ilham verici sinema yolculuğu ne Sezar’ın hakkını Sezar’a ne Tanrı’nın hakkını Tanrı’ya veren ülkemizde, hala keşfedilmeyi ve hak ettiği övgüleri bekliyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Bu Hafta Ne İzlesem?Bu Hafta Ne İzlesem?

BÜLTEN SAYISI

Ali Kemal Çınar Sineması

Sürpriz! Pop-up bültenlerimiz devam ediyor.

16 Mar 2022

Ali Kemal Çınar Sineması

YAZARLAR

Bu Hafta Ne İzlesem?

Dijital platformlardan izleme önerileri her perşembe e-posta kutunuzda ve Aposto uygulamasında.

İLGİLİ OKUMALAR