Siyasetin sonbahar gündemi yeniden anayasa ve 'çerçeve'

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin önce DEM Partililer’in elini sıkması, ardından grup konuşmasında Abdullah Öcalan’a çağrı yapmasıyla başlayan süreç, sonunda ete kemiğe büründü. Garip ve zorlu bir süreçten geçildi bu noktaya gelene kadar.
Düşünün… “Çerçeve yasa” olarak adlandırılan düzenleme, çözüm süreci olarak adlandırılmayan, taraflardan birinin “Terörsüz Türkiye” olarak isimlendirdiği, taraflardan diğerinin sadece “süreç” olarak nitelendirdiği, iktidar ortaklarından birinin bugüne kadar çekingen biçimde sahiplendiği, diğerinin sürekli “acele edin” diyerek çağrıda bulunduğu, ana muhalefetin ikiye bölündüğü, belediyelere hemen her gün operasyon yapıldığı, demokratikleşmeye dönük umut ışıklarının en aza indiği bir dönemde TBMM’ye geldi. Bu paragrafı uzatmak mümkün.
Espri yapanların cezaevine konulduğu, espriye gülenlerin de bir süre cezaevinde tutulduğu, kliplerden sosyal medya mesajlarına kadar geniş ve ağır bir denetimin olduğu ortamda silah bırakma, geri dönüş, cezaların yok sayılması gibi ağır kavramları konuşmak kolay değil.
Ancak hemen eklemek gerekir. Negatif barış süreci olarak yorumlanan böyle süreçler bazen vesile olur. Böyle süreçlerin çökmesinin daha ağır bir tabloya yol açma ihtimalinin bulunması gibi…
İktidarı sevindiren tablo
Çerçeve yasa, rekor sayılabilecek bir kabulle, TBMM’den 467 oyla geçti. Elbette iktidar açısından birkaç açıdan umut veren bir sayı bu.
Öncelikle iktidarın ya da AKP’nin diyelim en büyük çekincelerinden biri sürecin 7 Haziran seçimindeki gibi bir etki yaratması, zaten yıpranmış olan partinin oylarını negatif yönde etkilemesi. Sürecin toplumsallaştırılmamasının nedenlerinden biri bu. TBMM’deki geniş kabul zemini, AKP’ye de “Bu sadece benim değil hem devletin hem de bütün siyasetin konusu” diyebilme olanağı yaratıyor.
İkinci olarak İYİ Parti dışında TBMM’de temsil edilen partilerin açıktan karşıt bir pozisyon almaması toplumun da süreci partilerüstü bir mesele gibi algılamasına kapı aralıyor.
Son olarak geniş mutabakat zemini, anayasa konusunda adım atmak için uygun takvimi kovalayan AKP’ye bu konuda da umut veriyor.
Kurullar ve kurallar
Çerçeve yasanın eksikleri, sıkıntıları ortada. Yasaya kabul oyu verenler de dahil olmak üzere geniş bir kesim yasanın demokratikleşmeye yönelik adım içermemesinden af niteliğinde olmasına kadar uzanan uzun bir listeyi dile getirdi. DEM Partililer de eksikleri zaten sürekli dile getiriyordu.
- Buna rağmen yasa bu hâliyle, yani eleştirilen biçimiyle geniş kabul zemini buldu.
Gelinen noktada en önemli sıkıntıların başında düzenlemeyle getirilen kuralların sürekli kurullara işaret etmesi geliyor. MGK, tespit ve teyit kararı almadan PKK’lıların geri dönüşüne yönelik maddeler yürürlüğe girmeyecek. MGK’nın bu kararı verebilmesi için oluşturulacak Takip Kurulu’ndan olumlu görüş gelmesi gerekecek. MGK bu kararı alır ve dönüşler başlarsa geri dönen PKK’lılar için denetim süreci başlayacak ve yeni bir suç işledikleri saptanırsa ertelenen cezalarını da çekecekler.
Doğal olarak yasanın bu hâli, yoruma kapı aralıyor, gecikme ihtimallerini de içinde barındırıyor.
Ancak İmralı ve Kandil de yasayı incelediğine ve İmralı’dan “Bir centilmenlik anlaşması” yorumu geldiğine göre bu konulardaki yol haritaları da oluşturuluyor diye varsayabiliriz.
Bu yol haritasını da yine Takip Kurulu’na bağlı oluşturulacak alt kurul yaşama geçirecek muhtemelen. Öcalan’ın da aktif olarak bu süreçte rol oynaması bekleniyor.
Anayasa masası
Elbette konunun bir yönü de anayasa değişikliği… Kürt sorununun silahtan ya da hukuki düzenlemelerden ibaret olmadığı ortak bir kabul. Bugüne kadar böyle bir sorunun olmadığını söyleyenlerle, sorunun sadece aslında bu olduğunu söyleyenler arasında salınıp durduk. Ancak belli ki geri dönüşlerle sınırlı tutulamayacak bir süreçten söz ediyoruz.
- İmralı’nın sürekli “siyasal mücadele sürecek” mesajını vermesinde de örgütünün artık silahlı mücadeleyi sürdürmesinin anlamlı olmadığı tespiti kadar, yeni döneme ayak uydurma gayreti de var.
Özellikle kimlik ve anadil hakkı gibi konuların DEM Parti’nin gündeminden çıkmayacağı da ortada. Kapalı kapılar ardında çerçeve yasa yapılırken bu konular da gündeme geldi mi henüz bilmiyoruz. Ama açıklamaları esas alırsak gelmediği söyleniyor. Bu durumda da önümüzdeki dönemde gündeme geleceğini varsayabiliriz.
AKP açısından oylamada 467 vekilin kabul oyu vermesinin bir diğer önemli tarafı da bu. AKP, başlığı buradan aldığında gerçekten masaya oturmaya hazır bir Meclis profili de görüyor.
Seçimin erkene alınsa bile Kasım 2027 ya da Mart 2028’te yapılacağını varsayarsak yeni yasama yılının açılmasıyla birlikte gündem başlıklarından birinin anayasa değişikliği olacağını söyleyebiliriz. Ve bunun yanına elbette AKP’nin de başkanlık sisteminde sıkıntılı gördüğü, ikiden fazla aday olunamaz düzenlemesi başta olmak üzere kimi düzenlemeleri de masaya getirme ihtimalinin yüksek olduğunu ekleyebiliriz.
- Elbette bu kadar önemli bir sürecin Erdoğan’ın adaylığı ya da seçim sistemi gibi konulara endekslenmesinin riskleri ortada. Ancak hiç konuşulmayacağını, masaya gelmeyeceğini düşünmek de saflık olur.
Buraya bir şerh daha düşmekte fayda var. Belki de AKP ve Erdoğan, erken seçim kararı alınmasına yetecek 360 vekili artık rahatça bulabileceğine çoktan inanıyordur. O zaman gerçekten değişim ve çözüm süreci odaklı bir anayasa masasından da söz edilebilir.
İhtimaller çok, süreç riskler barındırıyor ama önemli adımların atıldığına kuşku yok. Tartışmanın tarafları tarihin kendilerini haklı çıkartacağı konusunda benzer sözlere sahipler. Yakın dönem, o tarihin nasıl yazılacağını da bize gösterecek…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Gökçer Tahincioğlu
Gazeteci ve yazar. 1997-2018 yılları arasında Milliyet Gazetesi’nde muhabir, haber müdürü ve köşe yazarı olarak çalışan Tahincioğlu, 2019’dan beri T24 internet sitesinde Ankara Temsilcisi ve yazarlık görevlerini üstleniyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


