Sosyal Medya ve Edebiyat

Sosyal medya , edebiyat, yeni alanlar ve tüketilen eserlere dair bazı notlar ve yeni kavramlar...
Sosyal Medya ve Edebiyat

“Artık inanamıyoruz; ama inanana  inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz. İstemek, yapabilmek ve bilmek eylemleri terk edilmedi ama bir başkasına devredilerek genel olarak ilga edildiler.” Jean Baudrillard

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla dönüşen alanlardan biri de edebiyat. Sosyal ağların devreye girmesiyle edebi eserlerin üretim ve tüketim süreçleri, yazar-okur ilişkisi, yayınevinin pazarlama taktikleri ve dağıtım süreci geleneksel yayıncılıktan farklılaşıyor. Okurla doğrudan iletişim sağlayan interaktif ve parçalanmış yapısıyla sosyal medya hızlı bilgi akışının en önemli kaynaklarını oluşturuyor. Sosyal medya paylaşımları özellikle edebiyat alanında, genç kuşakların da eski kültürel ve edebi değerlerden haberdar olmasını sağlıyor. Peki sosyal medya ve edebiyat ilişkisi nasıl bir dengede ilerliyor?

Tüketmeye bağımlı olan topluluk, kitle iletişim araçlar ile beraber popülerleşen ürünlere yöneliyor. Modernizmle başlayan bu süreç, postmodernizm ile bir adım daha ileri gidiyor. Özellikle postmodern edebiyatta öne çıkan çoğulluk kavramıyla, dünyanın çoğulluğunu vurgulayan McHale, bu edebiyatın anlatmak istediğini Foucault’nun “heterotopia” kavramı ile açıklıyor. Tıpkı sosyal medyanın yaptığı gibi bir arada duran bölük pörçük parçaların yeniden kullanımı, her şeyin anlık paylaşıma dönüşmesi gibi. Bu dönüşüm zevklerin yozlaşmasıyla kültürün popülere, kitle zevkine uygunluğa dönüşmesine de yol açıyor.

Tam bu noktada edebiyatı bir kültür endüstrisi ürünü olarak ele almayı deneyebiliriz ve aklıma ilk gelen kaynak Frankfurt Okulu’nun Kültür Endüstrisi kavramı, kültürel üretim ile edebiyat bağlantısı oluyor. Frankfurt Okulu’nun ilk olarak öne sürdüğü bir kavram olan kültür endüstrisine göre; kitle iletişim araçları, kültürel yaşamı tekdüzeleştirip, sıradanlaştırıyor ve insanları bu bağımlı kültürün birer tutsağı yapıyor. Bu düşüncenin öne çıkan isimlerinden Adorno ve Horkheimer’a göre, kapitalist toplumlarda, üretici güçler kültürel tekelleri de kontrolleri altında tutarlar. Böylelikle, bireyleri düşünmeye yöneltmeyip, tersine hazır olanı sunarak, tüketiciye çevirip metalaştırırlar. Edebiyatta diğer sanat dalları gibi bir eğlence unsuru ve metaya dönüşmeye çok yatkın aslında.

Ben bu konuya popüler edebiyatın penceresinden bakarak yaklaşmak istiyorum, edebi kaygıdan uzak yazarına ve yayıncısına para kazandırmayı hedefleyen görüşüyle içinde bulunduğumuz tüketim toplumunun bir nesnesi haline gelmiş kitaplardan bahsedelim biraz… Öncelikle değinilmesi gereken en önemli konu popüler edebiyat ve popüler roman kavramlarının tanımı ve açıklanması. Her ne kadar bu tanımlar bir kesinlik kazanmamış ve günümüzde de sıkça tartışılıyor olsa da yapılan farklı tanımlar ortak bir payda da birleşiyor.

“Popülistlik” sözlükte “halkçılık” olarak karşılık buluyor ancak zamanla bu anlamından hızla uzaklaşıp, halkın isteklerini karşılayan, halk tarafından tercih edilen anlamını kazanıyor. Asım Bezirci, Halk ve Sosyalizm İçin Kültür ve Edebiyat adlı eserinde, bu kavram değişimini şu şekilde açıklamış, içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecine de pek uygun geldi aslında.

“Halka doğru gitmek, ona aşırı yakınlık göstermek… Halkı yüceltip pohpohlayarak alkış toplamak… Halkın eğilimlerini inançlarını, alışkanlıklarını kullanarak, sömürerek çıkar sağlamak… Halkı yükseltme değil, dalkavuk gibi ardında yürümek… Halka “sınıfsal” açıdan bakmayıp onu “yığın” olarak görmek…”

Popülist kavramından bir adım daha öteye geçince karşımıza çıkan popüler kavramı da, aynı kökene dayanmakla beraber “halkın beğenisine uygun” anlamıyla, günümüz piyasasına her alanda hakim olan, oldukça geniş bir kullanım. Kitle iletişim araçlarının hızla gelişmesiyle bu anlam “kitle kültürü” ve “popüler kültür” ü üreterek halktan uzaklaşmış ve kendi çıkarlarına uygun, kendi kitlesini yaratmaya başlamış. Amerikalı bir eleştirmen olan Richard Kostelanetz bu değişimi, kitleleri körleştiren, sağırlaştıran ve aptallaştıran bir fenomen olarak görmekle beraber sanatçıyı da olumsuz etkilediğini vurguluyor. Satış kaygısı olmadan üretilen yaratıcı eserlerin yerini sisteme bağlı, içi boş metinler almaya başlıyor zamanla.

Özellikle son zamanlarda her türlü kitle iletişim aracının etkisinde kalıp çabucak harcanan ve açlık yaratan edebiyatı, gerçek ve popüler olmak üzere kendi içinde iki kategoriye ayırıyorum. Satma kaygısı gütmeden sanatsal ve özgün bir değere sahip olan gerçek edebiyatın karşısında, bir piyasa ürünü olarak ele alınan, seri üretime sahip, belirli kalıpların dışına çıkamayan popüler edebiyat yer alıyor. Kahramanlarından konusuna belirli formüller üzerinden ilerleyen özgünlükten yoksun popüler edebiyat aynı zamanda bu yüzeyselliği ile okuyucuyu düşünmekten, sorgulamaktan ve araştırmaktan da uzaklaştırıyor ve böylece okuyucuyu tüketiciye çevirerek, içinde bulunduğu kaygılı gerçeklerden uzaklaştırıyor. Bu ticari kaygılar da popüler romanı, özgün bir içerikten, sanatsal bir anlayıştan ve içinde bulunduğumuz gerçeklikten de uzaklaştırıyor. Bu konunun piyasaya dönüşmesi üzerine Murat Belge çok güzel özetliyor:

“ Zaman içinde popüler ve çok satan kitap kavramı fiili bir olay haline geldiği için, bu işe sermaye akıtıldı, yatırım yapıldı ve endüstri gelişti.”

 Popüler edebiyatın bu kadar geniş bir ölçüde ticari amacının olmasında popüler kültürün de büyük bir etkisi var, hatta yeni tanıştığım “pararoman” kavramı da popüler edebiyatın bir popüler kültür parçası olarak, kar amacı taşıdığını göstermek için iyi bir tanımlama. Enis Batur, Popüler Edebiyat, Konfeksiyon ve Terzilik Üzerine adlı makalesinde sistemin edebiyatı ticari bir nesne olarak gördüğünü şu benzetmelerle anlatıyor:

“Edebiyat’a derinliğiyle ters, yarı yarıya sığlığıyla düz orantılı bir yaklaşım getiriyor sistem. Kitap, çoktandır bir tüketim nesnesi: Diş macunu, çanta, elektronik eşya gibi.”

İşte tam bu noktada okur, tüketiciye dönüşüyor.

Son zamanlarda yayıncıların, piyasa kazancına en kolay yoldan ulaşmanın yollarını arayarak edebi olan bir eseri ticari kaygıyla üretilen bir ürüne çevirdiklerini hissediyorum.  Leo Löwenthal, popüler kültürün bir ürünü hakiki sanatın özelliklerinden hiçbirine sahip olmaması ve bütün mecralarıyla popüler kültürün kendine ait nitelikleri olduğunu savunur. Bunlar: standartlaşma ve manipüle edilmiş tüketim mallarıdır.  Tüm bunlardan yola çıkarak popüler edebiyat, kitleler üzerinde bir tür ikna çalışmasıdır diyebiliriz. Leo Löwenthall, bu düşüncemi doğrulayarak romanın günümüzde işlevinden uzaklaştığını, sersemletici bir çevrede ucuz ve kolay erişilebilir bir intibak aracı olduğunu savunuyor. Ona göre okur, özdeşleşme yoluyla sadeleştirilmiş ve anlaşılır bir psikanalitik çare olarak içsel manipülasyon reçeteleri aramakta.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

1Kitap1Mekan1Kitap1Mekan

BÜLTEN SAYISI

Sosyal Medya ve Edebiyat

Sosyal medya , edebiyat, yeni alanlar ve tüketilen eserlere dair bazı notlar ve yeni kavramlar...

10 Tem 2021

Sosyal Medya ve Edebiyat

YAZARLAR

1Kitap1Mekan

Gerek klasik, gerek modern edebiyattan kitap önerilerimi ve birçok yeni mekan tavsiyemi 1Kitap1Mekan bültenimde bulabilirsiniz!

İLGİLİ OKUMALAR