Söyleşi: Cloé Kerhoas Özmen

Cloé Kerhoas Özmen’in fotoğraflarıyla ilk nasıl karşılaştığımı tam hatırlayamıyorum, ama büyük ihtimalle bir başka kadın fotoğrafçı, MAS Matbaa’da tanıştığım Charlotte Schmitz’in bir paylaşımı aracılığıylaydı. İlk takipleştiğimiz dönemde İstanbul’a yönelttiği, şehri artık pek çoklarının göremediği büyülü kulpundan yakalayan lensi, içinden taştığını hissettiğim merakı ve hayat sevgisiyle kısa sürede işlerini heyecanla takip ettiğim birine dönüştü.
Cloé, kendi çektiği fotoğrafları “kişisel” diye nitelerken dünyada fotoğraf editörü kimliğiyle tanınıyor ve Newsweek, Time, Le Monde Magazine, Der Spiegel gibi önde gelen yayınlarla çalışıyor. Uzun süredir beraber çalıştığı ve 2018’den bu yana evli olduğu Magnum fotoğrafçısı Emin Özmen’le birlikte ortaya koyduğu fotoğraf serileri pek çok ödül aldı. Ayrıca fotoğrafçı ve eğitimci şapkalarıyla Magnum Photos ve Spéos gibi organizasyonlarla genç fotoğrafçılara mentorluk da yapıyor.
Türkiye’nin çalkantılı ve zaman zaman boğucu geçen son on yılını foto-muhabir Emin Özmen’in fotoğraflarıyla belgeleyen “Olay”ın ilk baskısı, bu ay Mack Books’tan çıkıyor. Editörlüğünü Cloé’nin üstlendiği, uzun yıllar süren bir ortaklaşa çalışmanın sonunda ortaya çıkan “Olay’ın dünyayla buluşmasının arifesinde Cloé’yle kişisel tarihi, yaratıcı süreci ve fotoğrafın dili üzerine konuştuk.
Başarılı bir fotoğraf editörüsün: Le Monde Magazine, Time ve Der Spiegel gibi yayınlarla çalışıyorsun. Aynı zamanda en prestijli fotoğraf organizasyonlarından biri olan Magnum Photos'ta eğitmen ve mentorsun. Kariyerine Çağdaş silahlı çatışmaları konu edinen en büyük müze olan Mémorial de Caen'de sergi koordinatörü olarak başladığını okudum. Seni bu konuya çeken neydi?
Sanırım bu birkaç şeyle, özellikle de içinde büyüdüğüm ortamla bağlantılı: Çocukluğum boyunca ailem beni meraklı olmaya teşvik etti ve çok sayıda sergi gezdik. Ve her akşam yemeğinde radyodan haberleri dinlerdik. Bunun dışında, İkinci Dünya Savaşı'nın iz bıraktığı bir bölgeden geliyorum. Normandiya, 6 Haziran 1944'te Müttefiklerin çıkarmasına sahne oldu ve ağır bir şekilde bombalandı. Anneannem, babaannem ve dedelerimin savaşla ilgili hikâyelerini sık sık dinlerdim. Tüm bunların üzerimde derin bir etkisi oldu ve sanırım bir şekilde dünyayı potansiyel olarak tehlikeli bir yer olarak görmeye başladım. Hızla hayatı katlanılabilir kılmak için içinde yaşadığım dünyayı anlamaya çalışma ihtiyacını hissettim. Beş yıl boyunca tarih okudum ve sanatın her türüyle ilgilendim. Kısa sürede bir ayağı tarihte olan kültürel bir ortamda çalışmak istediğimi fark ettim. Hatta sonunda da bir foto-muhabirle evlendim.
Fotoğraf: Cloé Kerhoas Özmen
Fotoğraflarını çok çok seviyorum ve içimde bir yer ediniyorlar. İşlerinde her zaman muzur bir yan, bir inside joke olduğunu düşünüyorum, ama bir yandan da bir tür görkemin izlerini taşıyorlar. Sen fotoğraflarını nasıl tanımlıyorsun?
Sözlerin için teşekkür ederim. Paradoksal bir şekilde ve bazen dünyayı katlanılması zor bulmama rağmen, az önce de belirttiğim gibi, çok hevesli biriyim. Her şey beni şaşırtıyor, her şey ilgimi çekiyor, aynı anda binlerce şey yapmak istiyorum. Bu yorucu olabiliyor. Fotoğraf çekmek kendime bir kanal bulmamı ve kalbimin normalden biraz daha hızlı atmasını sağlayan anları yakalamamı sağlıyor. Fotoğraflarımı “neşeli melankoli” anları olarak tanımlayabilirim. Oldukça melankolik bir insanım ve özel anları unutmaktan hep korkarım. Fotoğrafçılık anılarımı biriktirmenin bir yolu.
Fotoğraf: Cloé Kerhoas Özmen

Fotoğraf: Cloé Kerhoas Özmen
Bu mesleğe aşina olmayan birine bir fotoğraf editörünün sürecini nasıl açıklarsın? Günün sonunda, seni yaptığın işten memnun kılan ne oluyor?
Bu benim için çok zor bir soru. Ne yaptığımı tanımlamakta ve açıklamakta hep zaman çok zorlanmışımdır, belki de aynı anda çok farklı şeyler yaptığım için. Fotoğraf editörlüğü profesyonel hayatımda yaptığım şeylerden sadece biri. Fotoğraf editörlüğünü, çalışmalarının öne çıkmasını ve görülmesini sağlamak için bir fotoğrafçıyla el ele çalışmak diye tanımlayabilirim. Bu, iyi bir göze sahip olmayı ve doğru fotoğrafları seçmeyi, bir hikâyenin nasıl anlatılacağını ve nasıl sıralanacağını bilmeyi içeriyor. Ama aynı zamanda fotoğrafçının çalışmalarını dolaşıma sokmak ve medyada, müzelerde, kitaplarda vb. görünür kılmak anlamına da geliyor. Tutkulu olman ama aynı zamanda iyi iletişim kurman, diğer insanlara ilgi göstermen, meraklı ve samimi olman gereken bir iş.
"Olay" Emin Özmen kitap kapağı. MACK Books, Ekim 2023.
Editörlüğünü üstlendiğin, uzun süredir birlikte çalıştığın (ve eşin) fotoğrafçı Emin Özmen’in kitabı "Olay" bu ay çıkıyor. Türkiye'nin son on yılını Emin Özmen'in lensinden gördüğümüz bu kitabın isminin içeriğe çok uygun olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de her gün bir olay yaşandığı için insanlar unutmaya oldukça meyilli, bence kitap bu zamanlar için önemli bir tarih kaydı da olacak. Zira fotoğraflar, gördüğümüz her şeyi gerçekten yaşamış olduğumuzu ustalıkla hatırlatıyor. Sonunda kitaba girecek fotoğrafları seçerken neye odaklandın?
Eşim, fotoğrafçı Emin Özmen, on yılı aşkın bir süredir Türkiye'de olup bitenleri belgeliyor. Türkiye'de gün geçmiyor ki büyük bir olay yaşanmasın; bunun insanda vertigo yaratan, insanın dengesini bozan bir yanı var ve kitabın teması da bu. Emin'in yıllar boyunca çektiği fotoğrafların sayısı aynı sebeple çok fazla. "Olay "ın amacı elbette tüm bu önemli olayları göstermekti, ancak bunları günlük olarak deneyimlemenin nasıl bir şey olduğunu aktarmanın daha önemli olduğunu hissettik. Fotoğrafların çoğu siyah beyaz, ancak kitapta okuyucunun soluklanmasını sağlamak için renkli fotoğraflara da yer verdik.
Fotoğraf: Emin Özmen. "Olay" kitabından, sanatçının izniyle.
Fotoğraf: Emin Özmen. "Olay" kitabından, sanatçının izniyle.
Yukarıda kitaptan iki fotoğraf var, bize bunların arkasındaki hikâyeyi anlatır mısın?
Bu iki fotoğraf çok farklı bağlamlarda çekildi ama yine de kitaptaki diğer tüm fotoğraflar gibi bir şekilde birbirleriyle bağlantılılar. İlki, 2014’te Kobane'de İslam Devleti'ne karşı devam eden savaş sırasında Suriye sınırı yakınlarında çekildi. İkinci fotoğraf ise yıllar sonra, 2020’de yine Suriye sınırından çok da uzak olmayan bir yerde, Mardin'in birçok Suriyeli mülteci ailenin yaşadığı bir ilçesinde çekildi. Her iki fotoğrafta da duvarın varlığı çok güçlü ve bizi meraklandırıyor: Bu insanlar neden kaçmaya çalışıyor? Okuyucuyu olaylar ve anlamları hakkında sorgulamaya çalışıyoruz. Adamlar hayati tehlike yaratan, şiddet içeren bir durumdan kaçıyor gibi görünürken, duvara tırmanan çocuklar can sıkıntısıyla başa çıkıyor veya mevcut durumlarından kaçmaya çalışıyor gibi görünüyorlar. Tüm fotoğraflar arasında aradığımız da bu tür bir bağlantı ve rezonans.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Radyodan dinlenen haberlerden Türkiye'nin vertigo etkili son on yılına.
08 Eki 2023

YAZARLAR

Büşra Erkara
Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto
Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.
İLGİLİ OKUMALAR



