Söyleşi: KAF Kolektif

KAF Kolektif kimdir, neler yapar?
Söyleşi: KAF Kolektif

KAF Kolektif, depremin ardından gelen çaresizlik ve “bir şey yapmalıyım” hissi ile 9 Şubat 2023’te İstanbul’dan Kahramanmaraş’a yola çıkan üç arkadaşın çabasıyla başlayan ve Dulkadiroğlu ilçesi, Sümer Mahallesi’nde, sahada çalışmaya devam eden 25 kişilik bir sivil insiyatif. Yerel ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği yaparak barınma, temiz su ve yemek gibi hayati ihtiyaçların yanı sıra, geçici yerleşkenin genel altyapısı, çocuklar için etkinlikler ve oyun alanları, kadınlar için sosyal alanlar gibi projelerin doğrudan ve hızla gerçekleşmesini sağlıyorlar. Büyük resim hedefleri arasında bölgedeki insanlar için istihdam ve uzun vadeli gelir modelleri yaratmak da olan Kolektif ile, gönüllülerden Cem Balduk kolaylaştırıcılığında konuştuk.


6 Şubat depremlerinden kısa süre sonra depremden en çok etkilenen bölgelerden birine vardınız. Yola çıkmak için nasıl karar verdiniz

Depremin üçüncü günü, üç arkadaş yola çıktık. Aslında motivasyonumuz bölgede yaşanan zorlu şartlar ve İstanbul’da oturduğumuz yerden yaşadığımız çaresizlik ile körüklendi. O günlerde bölgeye hiçbir destek ulaşmamıştı. Neresinden tutarsak bir yardımımız dokunur düşüncesiyle yola çıktığımız aracın bagajına kuru gıdalar ve bazı temel ihtiyaçları istifleyip harekete geçtik. Aramızdan bir arkadaşımız Kahramanmaraşlı olduğu ve depremin merkez üslerinden biri de orada olduğu için hedef nokta olarak orayı seçtik.

KAF Kolektif kimdir, neler yapar?

KAF Kolektif, Kahramanmaraş’ın Dulkadiroğlu ilçesi, Sümer Mahallesi’ndeki Sümer Ortaokulu’nda bölge insanına destek sağlamak için bir araya gelmiş, çekirdekten başlayıp yerel ile örgütlenen sivil bir insiyatif.

Yukarıda bahsettiğimiz hikâyenin ilerleyen etaplarında da birçok unsur “kendiliğinden” gelişti. İlk başta değişkenler ve belirsizliğin yoğun olmasından ötürü tam olarak bir plan, program veya metotla ilerlemedik.

Mesela bahsettiğimiz okulu da şehirde keşif amaçlı dolaşırken tesadüfen yolu kaybetmemiz sonucunda bulduk. Okulda yaptığımız her şey de yine süregelen belirli temel ihtiyaçlara cevap olarak kendiliğinden vuku buldu.

Başlangıçta, sadece sıcak yemek servisi amacıyla bir mutfak kurduk. Şu an günlük 10 bin porsiyona yemek çıkarabilen ve inşa ettiğimiz taş fırın sayesinde ihtiyacımız olan ekmeğimizi dahi kendimiz üretebildiğimiz bir mutfak tesisimiz var. Burada bir parantez açmak istiyoruz; bölgeye ilk gittiğimizde niyetimiz mutfak inşasına mahallelinin dahil olması, beraberce çalışması için alan açmaktı. Bunun günlük hayata adaptasyon açısından ve bireylerin travmalarını hafifletebilmesi açısından son derece önemli olacağını tahmin ettik.

Bugün alışverişinden pişirmesine, servisinden temizliğine kadar her şeyi bölge halkı yapıyor ve biz bunun dayanışma ve birlik beraberlik adına çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz.

Mutfak dışında, temel ihtiyaçları muhafaza etmek ve bunların dağıtımını koordine etmek için bölgedeki genç gönüllülerimizin gözetimi altında faaliyet gösteren bir depo kurduk.

Depoyu inşa ederken arkadaşlarımız fark etti ki, buna benzer yapı işlerini kolaylaştırmak için içinde el aletlerini barındıran bir atölyenin gerekiyor. Şu an çevredeki çadırlarda kalan mahallelinin ihtiyacı olan bütün yapı malzemelerini, elektrikli el aletlerini ve makinaları bulabildiği, istediğinde de gelip ödünç alabildiği bir atölyemiz var. Depo ve atölyenin yönetimi de aynı mutfakta olduğu gibi tamamiyle mahallelinin koordinasyonu ve katkısıyla gerçekleşiyor.

İhtiyaç duyduğumuz diğer birçok temel unsuru da uluslararası ve bazı yerel STK'ların desteğiyle ilerletmeye, geliştirmeye çalıştık. Mesela Water Mission’un desteğiyle altyapı çalışmaları yapıp su arıtma sistemleri kurduk. Birçok yerel STK’nın desteğiyle çocuklar ve genç yetişkinler için kültürel, sanatsal ve psikososyal alanda destek sağlayan ağlar oluşturduk. Bugünlerde Herkes İçin Mimarlık ekibi bizimle birlikte sahada ve beraber yetişkinler için sosyal alanlar ve bir topluluk merkezi oluşturuyoruz.

Gelecekte, mahalleli arasında 6 Şubat sonrasında oluşan bu dayanışma ve kardeşlik ruhunun devamı için alanlar açmayı, mahalli merkezli mikro-ekonomik kalkınmayı desteklemeyi, dolayısıyla istihdam oluşturmayı ve mevcut durumda tohumlarını atmış olduğumuz eğitim ve kültür sanat ağını da genişletmeyi hedefliyoruz.

Bize bir günün nasıl geçtiğini anlatır mısınız?

Biz 25 kişilik bir ekibiz. Aramızdan sahada olan kimler varsa, sabah erken saatlerde kendi kamp alanımızdan Sümer Ortaokulu’na gidiliyor. Mesela bugünlerden örnek vermek gerekirse; bir ekip arkadaşımız, alandaki çocukların teşvik edilerek yazdığı bir tiyatro oyununun sahnelenmesi için provalar yapıyor.

Başka bir ekip arkadaşımız, bölgeden ve Suriyeli gönüllülerle insanların dinlenip vakit geçirebileceği, çadır haricinde bir yerde bir araya gelebilmeleri için sosyal bir alan inşa ediyor. Bir başka ekip ise gün boyu yüzlerce insanın ihtiyaçlarını dinliyor, onları organize etmeye çalışıyor. Herkes İçin Mimarlık ekibi yukarıda bahsettiğimiz ortak alana çocuklar için bir park alanını bulunduğumuz okul bahçesinin çevresine inşaa ediyor.

Bunların dışında gün içinde sürekli olarak farklı ölçeklerde beklenmedik problemler çıkıyor ve bunların çözümü için çok yoğun telefon trafiği, lojistik destek ve yüz yüze iletişim gerektiren durumlar yaşanıyor. Bu sıralar Ramazan dolayısıyla akşamları hep beraber ekipçe iftarlar yapıyoruz, yemek sonunda uzun toplantılar ve sohbetlerde nasıl bir gelecek hayalimiz olduğunu ve beraberce bunu nasıl mümkün kılabileceğimizin istişaresini yapıyoruz.

Depremzedelerle dayanışma içinde olmaktan ne öğreniyorsunuz?

Akla ilk gelen hisler ve düşünceler dışında aramızdaki herkes kendi adına bireysel olarak farklı şeyler öğreniyordur, orası kesin. Bu çok katmanlı, kompleks bir mesele. Dolayısıyla tek bir yanıt vermek zor.

Sadece şunu söyleyebiliriz, birlikte bir şeyler başarabilmek, dayanışmak insan için mecburi bir şey. Fakat ne yazık ki hem biz hem de mahalleli bu duyguyu ilk defa gerçek anlamda yaşadığımız fark ettik. Duygu diyorum çünkü dayanışma eyleminin ortaya çıkardığı bir duygusal yoğunluk oluyor. Kendi aramızdaki diyaloglardan anladığımıza göre hepimiz bu duyguyu yaşamışız, yaşıyoruz. Bizim niyetimiz bunu canlı tutmak. Bundan sonra yapacağımız her şeyde insanların bu duyguyu yaşaması ve mantıklı uygulamaların ve eylemlerin katalizörü olması için kendi kendine yetebilen alanlar oluşturmak istiyoruz.

Sahada olmayan insanlar STK’lara ve depremzedelere en iyi nasıl destek olabilirler?

İnsanların yapabileceği en mühim desteğin, gündemin bu kadar hızlı değiştiği bir ülkede—hele ki önümüzde çok kritik bir seçim varken, bu konuyu sürekli olarak gündemde tutmak ve daha fazla farkındalık yaratmak olduğunu düşünüyoruz. Sahada olan insanları ve mağduriyet yaşayanları sırtlarında taşıması gereken bu ağır yük ile yapayalnız bırakmamak ve bu yıkımı İstanbul’da bizim de yakın gelecekte yaşama ihtimalimizden hareketle; buna hazırlıklı olmak, ve dayanışma pratiklerini geliştirmek, yeniden yapılanmaya, önlemler almaya, eski ve tekrar eden döngülere karşı dirençli olmamızın önemine ve bir karşılık beklemeden başkaları için bir şeyler yapabilmenin önemini hatırlamakta fayda olduğunu düşünüyoruz.

Bunun yanında maddi destek konusu hâlâ çok önemli. Depremin yükümlülükleri görünenin çok ötesinde. Dolayısıyla önümüzdeki aylar ve yıllar boyunca da bu konu çok mühim. Uzun vadeli planlar geliştiren, projeler tasarlayan ekiplere insanlar ellerinden geldikçe yardım yapmalı. Kurumsal şirketlerin de bu projeleri teşvik etmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyoruz.

Biz de KAF Kolektif olarak Sümer Mahallesi’ndeki insanlar için mikro ve makro ekonomik istihdam modelleri, uzun vadeli gelir ve meslek modelleri için öğrenim alanları yaratmak için projeler üretiyoruz. Bize destek olmak için bu link üzerinden bağışta bulunabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

TuttoTutto

BÜLTEN SAYISI

Kayıp, Çalıntı, Şüpheli İşlem

Ucu olmayan şehirde depremi düşünmek

09 Nis 2023

Ahmet Doğu İpek, Construction Regime – Self Portrait 2019, kağıt üzerine suluboya. Sanatçının izniyle.

YAZARLAR

Büşra Erkara

Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto

Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.

İLGİLİ OKUMALAR