
Shabnam—ilk karşılaşmamızda elini uzatırken söylediği ismiyle Shaby—Tavakol’la başka bir hayatta, New York’ta moda ve kültür-sanat dergisi BULLETT’ta çalışırken tanıştık. O zaman yirmili yaşlarımızın ortasındaydık ve ben hayatın hep içinde bulunduğumuz an gibi devam edeceğini düşünüyordum: Hızlı, 35 mm film göstericisinden akar gibi kare kare ve yanımdaki insanlarla bir arada. Shaby’le tanıştığım günlerde bilmediğim şey, yetenekli bir grup insan kümesinin içinde, hepimizin asıl potansiyelini bulup dağılmadan bir önceki anı yaşıyor olduğumuzdu.
Tıpkı parfümlerde olduğu gibi, insanlarla tanışmamın üzerinden bir süre, mesela bu örnekte on yıl geçtikten sonra Shaby’ye dair en kolay hatırladığım şey “alt tonu.” Aradan geçen yıllarda birbirimizin varlığını sadece internetten takip etsek de Shaby’den bende kalan his, girdiği odayı aydınlatıp daha mutlu bir yere dönüştürmedeki yeteneği.
Shaby, dergiden sonraki hayatında aralarında Le Labo ve Enfleurage’ın da olduğu parfüm stüdyolarında çalıştıktan sonra her yıl 12 öğrenci kabul eden Grasse Parfümeri Enstitüsü’nde (Grass Institute of Perfumery) modern parfüm üretimi üzerine eğitim aldı. Stajını Chanel’de, usta parfümör Christopher Sheldrake’le yaptıktan sonra New York’a dönüp kendi markası Kismet Olfactive’i kurdu. Hatıralarından yola çıkarak hazırladığı parfümler “başarılı”, ama daha da önemlisi şiirlerle bir akrabalıkları olduğu kesin. Çocukken üzgün ya da öfkeli olduğunda annesinin kendisine ikram ettiği gül suyunu içerek sakinleşen, ailesinin İran’da İslam Devrimi’nden kaçıp yerleştiği ABD’de feminenliğe dair ilk fikirlerini parfümlerde bulan Shaby ile parfümörlük yolculuğu, Kismet ve koku ile hafıza arasındaki derin ilişki üzerine konuştuk.
Koku meselesine ilgi duymaya ilk nasıl başladın? "Acaba mı?" dediğin andan Kismet Olfactive'i kurmana giden yolda neler yaşandı?
Ben Kaliforniya'da doğmuş ve büyümüş birinci nesil bir İranlı-Amerikalıyım. Benim kültürümde tarihsel olarak koku ve çiçekler, otlar ve uçucu yağlar günlük yaşamla iç içedir. İranlılar parfüm ve kokuya bayılırlar, genellikle en gösterişli profilleri seçip abartılı bir şekilde kullanırlar. Küçüklüğümden beri bana parfüm hediye edildi, ben de kendimi kokularla donatmayı hep sevmişimdir. Amerikalı arkadaşlarım bana geldiklerinde şifonyerimin üzerinde pahalı parfümler gördüklerinde çok şaşırırlardı. Büyürken hep gül suyu içtim ve ailem düzenli olarak üzerlikotu yakardı; bu, birçok İranlının evinde kötü enerjiyi uzaklaştırmak için uygulanan bir gelenektir. Ve ne zaman bir akrabamız İran'a gitse, yüzlerce dolar değerinde doğanın en güzel kokulu safranıyla geri dönerdi.
Profesyonel tarafta işe New York'taki birkaç "küçük" koku işletmesinde zaman geçirerek başladım: Le Labo (Estee Lauder onları satın almadan önce) ve kült klasiği Enfleurage'da çalıştım. Daha fazlasını öğrenmeye hevesli olduğum için Fransa'nın güneyindeki Grasse Parfümeri Enstitüsü'ne (GIP) başvurdum ve kabul edildim. Avrupa'yı hiç ziyaret etmemiş biri olarak, bavullarımı hazırlayıp okumaya gittim. Grasse'da geçirdiğim zaman eğitimden çok daha fazlasıydı; zihnimde, bedenimde ve ruhumda gerçek bir dönüşüm yaşadım. Eğitimim sırasında Chanel Fragrances'ın yaratıcı laboratuvarında staj yapma teklifi aldım ve Paris'te yaşamaya başladım. Gündüzleri laboratuvarda çalışıyor, geceleri ise kendi formüllerimle uğraşıyordum. Gerisi de bildiğin gibi, Kismet.

Shabnam Tavakol, Kismet Olfactive'in kurucusu.
Parfüm yapmanın okulunu okuduktan sonra koku yaratma sürecine dair seni en çok şaşırtan şey ne oldu?
Sadece bir parfümör olsam ve aynı zamanda küçük bir işletme sahibi olmasam, günlerim çok daha farklı olurdu. Parfümör şapkamla, dünya henüz uykudayken, şafak vakti uyanıyor ve kahve eşliğinde birkaç formül yazıyorum. Burnum hâlâ taze ve doymamışken üzerinde çalıştığım hammaddeleri veya koku denemelerini kokluyorum. Formülleri tartmaya başladığımda, moda girmek için uygun bir çalma listesi koyuyorum, dahil ettiğim her malzemeyi kokladıkça formüle daha yakın ve daha yakın hissediyorum. Sonra ortaya çıkanı değerlendiriyorum, cildimin her santimetresinde test ediyorum, keşifler yapıyorum, aksiliklerle yüzleşiyorum, notlar alıyorum, hüsrana uğruyorum, heyecanlanıyorum.
İşin bu kadar hoş olmayan tarafındaysa, günlerim daha çok küçük bir işletme sahibi olmanın getirdiği diğer tüm şeyleri yapmaktan oluşuyor. Çok çalışmak ve küçük yangınları söndürmek arasındaki denge konusu hep var. Konsept yaratmadan, Kismet ürünlerini satan mevcut mağazalarla iletişim kurma, hammaddeleri sipariş etme, laboratuvarı yönetme, yeni fikirler üzerinde tasarımcımla yakın çalışma, muhasebe... liste uzayıp gidiyor. Sanırım en büyük sürpriz, ki bu pek de sürpriz olmamalı, parfümörlük işinin sıkıcı ve zaman alıcı olmasıydı ama daha büyük sürpriz aynı anda hem parfümör hem de kendi işimin sahibi olmaktı. Topları çevirirken her gün binbir sürprizle karşılaşıyorum.
Kismet'in isminden şişenin üzerinde kokuları tanımlama biçimine yolunu, kelimelerin gücünün ve senin bir kreatif olarak üstlendiğin rolün çizdiğini düşünüyorum. Biraz bu konuda konuşabilir miyiz?
"Kısmet" kelimesi ya da Farsça'da "qismat", "olması gereken" anlamına gelir. "Kader" ya da "talih"e benzer. Dürüst olmak gerekirse, sanki tüm hayatım Kismet'in doğumuna uzanan bu küçük anlardan oluşmuş gibi hissediyorum.
Bir şairle evlendim. Geçmişimde de yazmayı hep sevdim ama daha amatör bir şekilde. Beni etkileyen küçük ya da büyük anları unutmamak için çocukluğumdan beri hayatım boyunca yaşadıklarım ve insanlar hakkında günlük tuttum.
Yarattıklarım, anılarımın ve karşılaşmalarımın bir uzantısı. Etiketler eşimle ortak çalışmamız. Etiket ve koku tanımlarındaki yazıları çok önemseyerek yazıyoruz. Bir parfümün birinin bilincine nasıl girebileceğini yansıtmak için bilinçli ve kesin, aynı zamanda biraz imalı, bilinçaltına ve yoruma açık. Bunları şiirsel bir meditasyon gibi düşünmek mümkün.

Fotoğraf: Kismet Olfactive
Geçen sene Anneler Günü'nde annenle bir röportajınızı yayımlamıştın, çok çok tatlıydı. Orada çocukluğunun kokularıyla ilgili konuşuyordunuz, sen ona neyi hatırladığını söylüyorsun, o da sana. Buna ek olarak koku ile hafıza arasındaki ilişkinin herkes için çok güçlü olduğunu biliyorum. Anıların işinde nasıl bir rol oynuyor?
Hafızanın tüm çalışmalarıma yön verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Kokuların kendilerine gelince, her şey duygularla ilgili. Ben son derece duygusal bir insanım. Aşırı nostaljik, aşırı sevgi dolu, zaman zaman öfkeyle dolup taşan, diğer zamanlarda üzüntü ve sevinç gözyaşlarıyla arınan biriyim. Bu yüzden bir şey yarattığımda, bu genellikle güçlü bir duygudan doğmuştur. Bana bu duyguların kokularımda hissedilebildiği söylendi ki bu alabileceğim en büyük iltifat. İster benim kişisel bir anım olsunlar, ister başkasında uzak bir anıyı tetiklesinler, kokularımla yerleri, insanları ya da duyguları yansıtmaya çalışıyorum. Bunu her zaman parfümerinin en derin ve büyülü yönlerinden biri olarak gördüm.
Ticari anlamda eau de toilette ve vücut losyonlarında karşılaştığımız kokular oldukça banal bir kategorizasyonda olabiliyor, kadınlar için vanilya ve çiçek, cis erkekler için sedir ağacı ve çam gibi. (Ed. not: Haksızlık, çünkü ağaçsı kokuları, mesela Otama Kırkpınar'ın Saski'sini ben de çok severim.) Sence bu stereotipik, "yapıştır gitsin" tarzı yaklaşım ana akım koku dünyasında yavaş da olsa değişiyor mu?
Bence bazı stereotipler sonsuza kadar yaşayacak. Çoğunluk için neyin kadınsı neyin erkeksi olduğuna dair fikirler ve genellemeler muhtemelen her zaman bir şekilde kalacaktır. Diğer taraftan, kokularla ilgili bu genellemelerin hem genç ve hem de daha yaşlı nesiller arasında ortadan kalktığına hiç şüphe yok. Koku formülasyonunda sınırlar daha geniş ve daha deneysel olarak zorlandıkça, dış dünya da paletini genişletiyor.
Koku çok özneldir. Aynı zamanda soyut bir maddedir. Onu göremeyiz, ona dokunamayız ya da kulağımızla duyamayız... Bu yüzden konuyu kullanıcıya havale eden, kendine has bir belirsizliği de var.
Sonuç olarak, şunu diyebilirim: Son on yılda erkeklerin çiçeksi kokulara, kadınlarınsa odunsu ve baharatlı kokulara yöneldiğini gözlemledim. Aslında benim burnuma göre çiçeksi kokular erkekleri gerçekten tamamlıyor, kadınlarda ise tam tersi. Bence bu da çok güzel bir şey.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Büşra Erkara
Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto
Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.
İLGİLİ OKUMALAR




