Suriyeli sığınmacılarla ilgili doğru sanılan yanlışlar

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Kitle iletişim ve sosyal medya araçlarının yaygınlaşmasıyla bilginin yayılma hızı da büyük bir ivme kazandı. Bu durum faydalı görünse de hızlıca yayılabilen yanlış bilgiler dezavantajlı kesimler üzerinde baskı oluşturup linç ortamı yaratabiliyor. Sığınmacı ve mültecilerin de bu söylentilerin hedefinde olduğuna sıklıkla şahit oluyoruz.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin 2020 raporuna göre, Türkiye’deki 4 milyon mülteci ve sığınmacıdan, yaklaşık 3,6 milyonu Suriye vatandaşı ve bu kişilerin 2 milyon 542 bin 481’i (%70,6) 0-18 yaş arası çocuklar ve kadınlardan oluşuyor. Gündelik yaşantıyı paylaştığımız insanlar üzerindeki linç ve baskı ortamını yok etmek için doğru sanılan yanlışları derledik.
“Suriyeli mülteciler…”
Mülteci, sığınmacı ve göçmen gibi kelimeler uluslararası ve ulusal hukuk terminolojisinde birbirinden farklı anlamlara gelen kavramlar. Bu tanımlar, kişilerin hak ve borçlarını belirlediği için büyük önem arz ediyor. 1951 Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşmeye taraf olan Türkiye; sözleşmeye koyduğu coğrafi çekince/sınırlamayla mülteci kavramını tanımlıyor. Dolayısıyla bu grup, sadece Avrupa’da meydana gelen olaylar nedeniyle Türkiye’ye sığınanları kapsıyor. 6458 sayılı “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu”yla 2013 yılında “geçici koruma” adı altında farklı bir tanımlama yapılıyor. Bu kavram; ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye dönemeyen acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak gelen yabancıları ifade ediyor, Suriyeliler de bu hukuki statüde anılıyor.
“Suriyeliler; istedikleri yerde çalışabiliyor, devlet memuru olacaklar, esnafları vergi vermiyor.”
Türkiye kanunlarına göre bir yabancının çalışma iznini kendi başına edinmesi mümkün değil. Bu iznin işveren tarafından yetkili mercilere yapılan başvuru neticesinde alınması gerekiyor. Kısaca, Türkiye’de ikamet eden bir yabancının kendi çabasıyla çalışma izni alma şansı yok. Türkiye’de bulunan Suriyelilerin de çalışma izni alması için aynı süreci yerine getirmesi gerekiyor. Ayrıca devlet memuru olabilmek için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak gerekiyor. Bu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu madde 48’de açıkça belirtiliyor.
“Suriyeliler sınavsız üniversiteye girebiliyor ve burs alıyor.”
Suriye uyruklu öğrencilerle Türkiye’de eğitim alan diğer yabancı öğrenciler arasında statü açısından hiçbir fark bulunmuyor. Türkiye’de bulunan yabancı uyruğa mensup kişilerin üniversiteye yerleşmek için YÖS’e (Yabancı Öğrenci Sınavı) girmeleri gerekiyor. Yani, Suriye uyruklu öğrenciler de Türkiye’de diğer yabancılarla aynı hakları paylaşıyor; imtiyazsız ve farksız biçimde tamamen aynı ölçütler üzerinden değerlendiriliyor. Türkiye’deki üniversitelerde, 25 bini Suriyeli olmak üzere toplam 148 bin yabancı öğrenci eğitim görüyor. Yabancılara verilen eğitim bursları “Türkiye Bursları” tarafından veriliyor. Burs için başarı ve yaş kriteri var. Bu kriterleri sağlayan tüm dünya ülkelerinden öğrenciler bursa başvuru yapabiliyor. Yani, üniversiteye giden Suriyelilerin tamamına burs verilmiyor.
- 2019 yılında dünyanın 167 ülkesinden 145 bin 700 kişinin burs başvurusu sonucunda, 5 bin kişiye burs imkânı sağlandı.
“Suriyeliler 5 yıl içinde Türk vatandaşlığı alacak.”
5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununa göre “geçici koruma” statüsüne sahip kişilerin 5 yıl ikamet yoluyla vatandaşlık edinebilme hakları bulunmuyor. Böyle bir durum olsaydı, 2015 sonuna kadar Türkiye sınırlarına gelmiş olan 1 buçuk milyondan fazla Suriyelinin Türk vatandaşlığı hakkını kazanmış olması gerekirdi. Oysa, Ocak 2019 resmî verilerine göre 9 yılda, aile bağıyla başvuranlar dahil olmak üzere, sadece 80 bin Suriyeli Türk vatandaşlığı aldı. Türk Vatandaşlığı, diğer yabancı uyruklu kişilere verildiği gibi Suriyelilere de; sanayi tesisleri getirmesi veya bilimsel, teknolojik, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel, sanatsal alanlarda hizmet etmesi ya da geçeceği düşünülen ve ilgili bakanlıklarca haklarında gerekçeli teklifte bulunulanlara “istisnai vatandaşlık” kapsamında veriliyor.
“Suriyeliler seçimlerde oy kullanıyorlar.”
T.C. Anayasasına göre seçimlerde oy kullanmak için 18 yaşından büyük ve T.C. vatandaşı olmak gerekiyor. Bu hak da yalnızca Türk vatandaşlığına geçmiş 53 bin Suriyeli yetişkin için söz konusu. Ancak, onun da ifa edilebilmesi için vatandaşlık kapsamında 1 yıl geçirmiş olma koşulu aranıyor.
“Suriyeliler devletten maaş alıyor.”
Suriyelilere geçici koruma statüsünden doğan ve Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Sosyal Uyum Yardımı adı altında bir aylık veriliyor. Kasım 2018 itibarıyla yarısından fazlası 18 yaşının altında olan yaklaşık 1 buçuk milyon kişi bu programdan yararlanıyor. Suriye krizinden doğan insani yardım ihtiyaçları; hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve insani yardım ajansları aracılığıyla finanse ediliyor.
“Suriyeliler su, elektrik, doğal gaz ve telefon faturası ödemiyor.”
Evine yeni taşınmış birinin doğal olarak 0₺ gelen faturası üzerinden “Suriyeliler de doğal gaz faturası ödemiyor” söylentisi yayıldı. Düzeltelim, Suriyeliler de Türkiye’de bulunan her kişi gibi fatura masraflarından bizzat sorumlu. Göç İdaresi'nin telefon kartı ihalesine çıktığını duyurması üzerine, Suriyelilerin telefon faturalarının devlet tarafından ödendiği iddiası da yaygın. Bu durum, kişilerin belge temini için kendi ülke makamlarıyla görüşmelerini sağlamak için düzenleniyor ve projenin finansmanı Avrupa Birliği tarafından sağlanıyor. Kişiler, yalnızca, yabancılara dair işlemleri hızlandırmak için ankesörlü telefonlarda kullanılabilen telefon kartlarını kullanma hakkına sahip.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu bültende AB'nin 5G teknolojisine yaklaşımını, İsrail'deki protestoları ve Suriyeli sığınmacılarla ilgili doğru bilinen yanlışları konu alıyoruz.
27 Ağu 2020

YAZARLAR

Nesibe Kırış
@kocuniversity law&sociology '19 | human rights lawyer | fellow @ussalconsultancy | political consultant | author @aposto @metapolitik_| editor @B_Noktasi

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




