Suriye'nin yeniden inşasında Irak'tan dersler: Bir dış politika aracı olarak iş dünyası

Irak'tan çıkarılan dersler, Ankara'nın Suriye’nin yeniden inşası gibi oldukça netameli bir süreçte seçeneklerini siyasi ve askerî dış politika araçlarıyla sınırlı tutmaması gerektiğini gösteriyor. Türkiye’nin iş dünyası aracılığıyla siyasi ilişkileri derinleştirmesi, Suriye’de de güvenli ve etkili bir dış politika seçeneği olarak değerlendirilebilir mi?
Suriye'nin yeniden inşasında Irak'tan dersler: Bir dış politika aracı olarak iş dünyası

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Mart 2003’te ABD’nin liderliğindeki uluslararası koalisyonun Irak’ta yaptığı askerî müdahale sonucunda Bağdat’taki Saddam Hüseyin rejimi çöktü. Ortadoğu’da ardı ardına yaşanan ve "Arap Baharı" olarak adlandırılan rejim değişikliklerinden neredeyse 10 yıl önce Irak’taki Saddam rejiminin düşmesi, aslında Soğuk Savaş sonrasında bu bölgede askıda kalan dönüşümün ilk aşamasıydı. 

Irak’taki rejim değişikliği, 2011 sonrası Tunus, Mısır, Libya ve nihayetinde Suriye’deki dönüşümden bağımsız olarak düşünülemez. Tam da bu nedenle, Suriye’nin yeniden inşasının bölgedeki en önemli gündem maddesi olduğu bu dönemde, 2005 yılında ortak konsensüsle kabul edilen yeni Irak anayasasının getirdiği düzeni ve Türkiye’nin bu düzen karşısındaki dış politika seçeneklerini değerlendirmek oldukça önemli. Bu bağlamda, dış politikada ekonomi faktörünün ve iş insanlarının rolünü yeniden hatırlamakta da fayda var.

Bir 'ticaret devleti' olmak

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Türk dış politikasının geçirdiği dönüşümlerin etkisiyle Türk siyasi liderler, başta kültür ve ekonomi olmak üzere askerî olmayan araçların, yani yumuşak güç (soft power) araçlarının daha fazla kullanıldığı bir politikanın oluşturulmasından yana olmaya başladılar. 

1990'lı yıllarda ortaya çıkan bu eğilim, Türkiye ekonomisinin gelişmesi ve yönetenlerin Türkiye'yi “bölgesel güç yapma hedefi” doğrultusunda ekonomiyi bir dış politika aracı olarak kullanma arzusuyla arttı. Türkiye, dünyadaki gelişmelere uyumlu olarak 1980’lerde ekonominin devletler ve uluslar arasındaki ilişkilerde giderek daha etkin bir unsur olmaya başlamasıyla Richard Rosecrance’ın geliştirdiği "Ticaret Devleti" (Trading State) kavramını benimsedi ve ekonomik faaliyetler devletin dış politikasının uygulanmasında etkili ve kimi zaman da öncelikli bir vasıta olarak kullanıldı. 

Nitekim Bağdat’taki Baas rejimi düşünce ve 2005 anayasası ile yeni bir düzen kurulunca da Ankara, siyasi sürece farklı açılardan dahil olmaya çalışırken en önemli etkiyi ekonomik faaliyetlerle elde etti. 

  • Öyle ki Türkiye ile Irak arasındaki ticaret rakamları 2003'ten itibaren katlanarak arttı ve ticaret hacmi 2003'te 945 milyon dolardan 2012'de 7 milyar 688 milyon dolara çıktı. Bu ticaret rakamlarına, 2,5 milyar dolar tutarındaki inşaat faaliyetleri de eklendi. 

Irak’ta Bağdat merkezli yeniden inşa sürecine, 1. Körfez Savaşı'ndan sonra uçuşa yasak bölge oluşturulmasıyla 1991’den beri zaten sınırlı bir siyasi özerkliği bulunan kuzeydeki Kürt bölgesinin inşa süreci de eklendi. Irak Anayasası'nın 2005 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte Kuzey’de Erbil merkezli Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) sadece siyasi özerklik sağlanmadı aynı zamanda Irak’ın petrol gelirlerinin %17’sinin söz konusu yönetime verilmesi kararlaştırıldı. 

Böylece 1991’den beri hem uluslararası sistemin Bağdat hükümetine uyguladığı hem de Bağdat hükümetinin 36. Paralel'in kuzeyindeki Kürt bölgesine uyguladığı çifte ambargo nedeniyle ekonomik çöküntü içinde yaşayan bu bölge, 2005 anayasasıyla fiziki olarak bir inşa sürecine girdi. 

  • Bu durum Türkiye’nin Irak’la ekonomik ilişkilerinde IKBY bölgesinin merkeze oturmasına yol açtı, zira 2011 yılında Erbil Başkonsolosluğunun verilerine göre Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacminin %60’ını IKBY ile sürdürülen ekonomik faaliyetler teşkil ediyordu. 

Buna ek olarak bölgenin en önemli altyapı yatırımlarını Türkiye’den inşaat şirketleri aldı. 300’ün üzerinde Türk inşaat firması Erbil, Süleymaniye, Dohuk, Zaho gibi kentlerde otoyol, köprü, üniversite binası, havaalanı gibi temel yapıları inşa etmeye başladı. Nitekim, bir yandan inşaat sektörüne malzeme sağlayarak, diğer yandan ise bölgeden talep edilen temel gıda, temizlik ve genel tüketim malları ihtiyacına cevap vererek Türkiye, IKBY’yle ticaret yapan ülkeler arasında en ön sırada yer aldı. 

2005'ten 2009'a kadar söz konusu ekonomik faaliyetler, Türkiye ile IKBY arasındaki ana bağı oluşturdu. Bu durum, Türkiye’nin bölgeye yönelik dış politika uygulamalarında iş dünyasının öne çıkması sonucunu doğurdu. Daha sonra ekonomiyi siyaset takip etti. Türk girişimcilerin ekonomik faaliyetleri, Ankara’yı IKBY'nin başkenti Erbil'de konsolosluk açmaya yöneltti ve bu da Türkiye ile IKBY arasında resmî ikili ilişkilerin başlamasına neden oldu. 

İlişkiler geliştikçe, enerji ithal ettiği kaynakları çeşitlendirmek isteyen Türkiye için Kuzey Irak petrolleri de bu ekonomik bağın bir parçası hâline geldi. Özellikle zaman içinde Ankara-Bağdat ilişkilerinin gerilmesi, Türkiye’yi ekonomik etkisi sayesinde IKBY’nin petrol arzını değerlendirme konusunda teşvik etti. 

İş insanlarının Kuzey Irak’taki ekonomik faaliyetleri, Ankara’nın IKBY’yle ekonomik araçları merkeze alan bir politika izlemesini sağladı. Bu da Türk dış politikasının Kürt sorunun bölgesel dinamiklerine hapsolmamasının önünü açtı. Ortadoğu’da bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını siyasi çıkarları ve ulusal güvenliği bakımından bir tehdit olarak gören Türkiye, 2005 Irak anayasasının sağladığı siyasi özerklikle de facto bir devlet gibi işlemeye başlayan Erbil yönetimiyle doğrudan, Bağdat’ı dışlayarak siyasi ilişkiler kurmak yerine ekonomik aktörlerin geliştirdiği ilişkileri ve bu ilişkilerin ekonomik ve sosyal etkilerini göz önüne alan bir politika tercih etti. 

Böylece hem Türkiye’nin Irak’a yönelik ticaret hacminin ve altyapı inşa faaliyetlerinin çok büyük bir kısmını oluşturan IKBY ile ekonomik ilişkileri sürdürülebildi ve Erbil’le kurulan siyasi ilişkilerin yönünün Ankara lehine gelişmesine yol açtı hem de Bağdat’ın Ankara-Erbil ilişkilerine tepkisinin riskli bir seviyeye ulaşması engellendi. Bu nedenle Türk iş insanlarının Irak ve IKBY'deki faaliyetleri, Türk dış politikasında 1990’lardan beri ekonomik aktörlere daha fazla alan tanıyan dönüşüm bağlamının bir parçası oldu. Özellikle IKBY ile ilişkilerde ekonomi, siyasi ve kültürel araçların yanı sıra Irak'ın yeniden inşa sürecine katılım konusunda Türk diplomasisinin önemli bir unsuru hâline geldi.

Bu süreçte kendi faaliyetlerinin devamlılığı için iş insanlarının devlet yetkilileri üzerindeki etkisi önemli bir rol oynadı. Söz konusu etki, hiçbir zaman kolektif bir biçim almadı ve daha çok bireysel bağlantılar yoluyla ilerledi. Bunu iki neden açıklayabilir: 

  • Birincisi, IKBY'nin Türk kamuoyu tarafından pek de iyi karşılanmamasıydı ki bu görüş, özellikle 2004, 2007 ve 2009'daki seçim dönemlerinde karar vericiler için oldukça önemliydi. 
  • İkincisi ise iş insanlarının büyüklük, faaliyet şekli ve motivasyon açısından çok heterojen bir grup oluşturmasıydı. Bu da onların örgütsel kapasitelerine önemli bir engel teşkil etti.

Ticaret odalarının dış siyasetteki etkisi

Irak-Türkiye arasındaki ticarete odaklanan iş dünyası örgütleri, ancak 2006 yılından itibaren ortaya çıkmaya başladı. Karar alıcılarla iş dünyası arasında aracılık görevini üstlenenler daha ziyade Gaziantep ve Diyarbakır ticaret odaları oldu. 

Uzun yıllar boyunca Türkiye ile Irak arasındaki ticaretin ana merkezi olan Gaziantep’in önemi, 2003'ten sonra daha da arttı. Gaziantep Ticaret Odası'nın (GTO) devlet yetkililerinin yanı sıra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği gibi ulusal düzeydeki kuruluşlarla da iyi ilişkileri vardı. GTO, böylece Erbil'de konsolosluk açma taleplerinin de dahil olduğu girişimci ihtiyaçlarına düzenli raporlar sunarak dikkat çekti. Öte yandan Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası da Erbil Ticaret Odası’yla ilişkiler geliştirilmesini sağladı ve Irak’ın yeniden inşası kapsamındaki ticari faaliyetlerin sürdürülmesi için Erbil'de konsolosluk açılması konusunu gündeme getirdi.

1988 yılında kurulan Dış Ekonomik İlişkiler Konseyi (DEİK) ise hibrit yapısı sayesinde Irak'la ekonomik yakınlaşma konusunda uzmanlaşmış bir kamu kurumu rolünü üstlendi. Türk dış politikasının ana hatlarını dikkatle takip eden; Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı gibi kurumlarla imtiyazlı ilişkileri olan DEİK, Irak'la ilgilenen potansiyel girişimciler ile Türkiye’ye resmî ziyaretle gelen Iraklı siyasi temsilciler arasında bir buluşma platformu oluşturdu. 

  • DEİK aynı zamanda düzenli olarak hazırladığı raporlarla Türkiye'nin Irak'a yönelik resmî politikasını Türk ve Iraklı iş çevrelerine anlattı. Yukarıda adı geçen odalar gibi, konsolosluğun açılmasında doğrudan rol oynamasa da bu kuruluşun özel sektörle bağlantı kurma girişimleri, Türkiye ile Irak arasındaki ekonomik alışverişin zeminini hazırladı. 

Her ne kadar 2015 sonrasında Türk dış politikası güvenlik faktörünü ve askerî araçları önceliklendiren bir yönde ilerlese de Irak'tan çıkarılan dersler, Ankara'nın Suriye’nin yeniden inşası gibi oldukça netameli bir süreçte de seçeneklerini siyasi ve askerî dış politika araçlarıyla sınırlı tutmaması gerektiğini gösteriyor.

1990’lardan beri farklı ölçeklerde uygulanan ekonominin bir dış politika aracı olması stratejisi, Türkiye’ye hem Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya gibi komşu bölgelerde etki oluşturma fırsatı verdi hem de tüm olumsuzluklara, hatta üyelik sürecinin neredeyse donmasına rağmen başta Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa Birliği üyesi ülkelerle ilişkilerindeki krizlerin derinleşmesinin önüne geçti.

Irak gibi, Suriye de siyasi, sosyal ve insani alanlarda yeniden inşa edilirken ekonomik anlamda uluslararası desteğe ihtiyaç duyacaktır. Konjonktür farklı olsa da, Irak’ın yeniden yapılandırılması sürecinde Türkiye’nin iş dünyası aracılığıyla siyasi ilişkileri derinleştirmesi, Suriye’de de güvenli ve etkili bir dış politika seçeneği olarak değerlendirilebilir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🪀 Çatı parti, 'topaç' kavgası

Muhafazakar sağ partilerde birleşme, milliyetçi sağda kavga. Çözüm sürecinde gelişmeler. Suriye'de sırada ne var? AYM'den iptaller. Tahir Elçi davasında beraat. Aile yılı.

09 Oca 2025

🪀 Çatı parti, 'topaç' kavgası

YAZARLAR

Merve Özdemirkıran Embel

Akademisyen. Uluslararası İlişkilerde, başta ekonomik aktörler olmak üzere, ulus-aşırı (transnasyonal) aktörlerin rolü, Türk Dış Politikası ve Fransa Siyaseti başlıca çalışma konuları arasındadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak