TBMM Anayasaya Uymamayı Tercih Etti!

Anayasanın bütün devlet kurumları tarafından bu derece hoyratça ihlal edilmesi anayasanın geçerliliğini sorgulanır hale getirmiştir. Bu hukuksuzluklar rejimin keyfiliğini giderek perçinlemektedir.
TBMM Anayasaya Uymamayı Tercih Etti!

Özgürlük Gündemi’nin önceki sayılarında defalarca durumunu incelediğimiz Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki kesin olduğu iddia edilen mahkûmiyet hükmü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda okunarak vekilliği düşürüldü. Oysa Anayasa Mahkemesi iki kez Atalay’ın milletvekili seçildikten sonra yargılanmaya devam edilmesinin Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiş ve kararlarını ilgisi nedeniyle TBMM’ye de göndermişti. AYM ihlal kararlarının TBMM’ye gönderilmesinin tek bir anlamı vardı. Bu kararlar yasama organı için de bağlayıcı olduğundan Anayasaya aykırı olduğu tespit edilmiş mahkûmiyet kararının Genel Kurulda okunmaması ve Atalay’ın vekilliğinin düşürülmemesi gerekiyordu. Zira Anayasanın 153. maddesi AYM kararlarının yasama organı açısından da bağlayıcı olduğunu öngörüyor.  Anayasanın bu açık hükmüne rağmen TBMM’nin Anayasaya uymayı reddetmesi, ülkenin Anayasasızlık konusunda geldiği aşamayı göstermesi açısından manidar bir durumdur. TBMM Başkanvekilinin anayasayı yok sayan ve anayasanın açık hükmüne uymayı reddeden bu tavrının asgari hukuk düşüncesine sahip bir devlette anlaşılması ve kabul edilmesi mümkün değildir. 

TBMM Başkanvekili tarafından kararın okunması işleminde de Anayasaya ve teamüllere aykırı pek çok durum söz konusudur. Öncelikle kararın okunacağı AKP Grup Başkanvekili tarafından kamuoyuna duyurulmuş, ardından TBMM Başkanvekili alelacele Danışma Kurulunu toplayarak muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen kararı geçirmiş ve Genel kurulda kararı okutmuştur. Üstelik okunan fezlekenin de teamüllere aykırı olarak yürütme organı (Adalet Bakanlığı-Cumhurbaşkanlığı) kanalıyla gelen bir tezkere değil, doğrudan Yargıtay 3. Ceza Dairesi Başkanınca TBMM’ye gönderilen bir yazı olduğu görülmektedir. Bu uygulamanın bir eylemli İçtüzük değişikliği niteliğinde olduğu ve dava konusu yapılması gerektiği yönünde görüşler dile getirilmiştir. 

Bu konudaki bir başka tartışma da ortada okunabilecek nitelikte kesin bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığı tezidir. Zira Anayasa Mahkemesi iki kez söz konusu hükmün Anayasaya aykırı olduğuna karar vermiş ve yeniden yargılama yapmak üzere kararını ilk derece mahkemesine göndermiştir. Bu durumda ortada okunabilecek nitelikte kesin bir mahkeme kararı bulunmadığı söylenebilir. Elbette AYM’nin ihlâl kararı bir tespit kararıdır. Bu kararın ilk derece mahkemesi tarafından verilen ve Yargıtay tarafından onanan mahkûmiyet hükmünü iptal etmediği açıktır. Ancak AYM’nin verdiği ihlâle ilişkin tespit kararıyla söz konusu kararın uygulanabilirliğini kaybettiği söylenebilir. Elbette burada olması gereken AYM’ye ihlâl tespiti halinde ihlâle neden olan işlemi iptal etme yetkisinin tanınmasıdır. AYM kanun taslağının ilk halinde olan bu yetki ne yazık ki muhalefet partilerinin yoğun itirazı üzerine Komisyonda yasadan çıkarılmıştır. Yeni bir yasal değişiklik durumunda bu yetkinin mutlaka tanınması gerekir. 

Üstelik bu krizin ortaya çıkmasında TBMM’nin önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır. Zira AYM 2021 yılında Ömer Faruk Gergerlioğlu başvurusuna ilişkin verdiği kararda, Anayasanın 83. maddesinde yasama dokunulmazlığının istisnası konusunda 14. maddeye yapılan atfın belirsiz olduğuna ve 14. madde kapsamına giren suçların yasa ile düzenlenmesi gerektiğini belirtmiştir. AYM bu yaklaşımını Leyla Güven kararında da sürdürmüştür. Yani yasama dokunulmazlığından yararlanamayacak suçların açıkça yasayla düzenlenmesi gerekliliği hem Anayasanın 14. maddesinde açıkça düzenlenmiş, hem de Anayasa Mahkemesi tarafından iki yıldan uzun bir zaman önce karara bağlanmıştır. Buna rağmen her konuda yıldırım hızıyla kanun çıkaran TBMM ne hikmetse bu konuda kılını kıpırdatmamıştır. 

Bundan sonraki süreçte Can Atalay’ın yeniden AYM ve AİHM’e bireysel başvuru yapma hakkı bulunmaktadır. Hatta TBMM üyelerinin beşte biri (120 MV) eylemli İçtüzük değişikliği iddiasıyla AYM nezdinde iptal davası açma yolunu deneyebilirler. AYM bugüne kadar kabul etmemiş olmakla birlikte Anayasanın 85. maddesindeki özel iptal talebinde de bulunulabilir.  Ancak bu yollardan kısa sürede etkili bir sonuç alınacağını beklemek olası değildir. Bu yollardan herhangi biriyle çözüm bulunsa bile bu TBMM tarafından yapılan işlemin vahametini ortadan kaldırmamaktadır. Anayasanın bütün devlet kurumları tarafından bu derece hoyratça ihlal edilmesi anayasanın geçerliliğini sorgulanır hale getirmiştir. Bu hukuksuzluklar rejimin keyfiliğini giderek perçinlemektedir. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Özgürlük GündemiÖzgürlük Gündemi

BÜLTEN SAYISI

Türkiye’de Yolsuzluk ve Yolsuzluk Algısı

TBMM Anayasaya Uymamayı Tercih Etti: Can Atalay’ın Vekilliği Düşürüldü, Merkez Bankasında Yine (!) Deprem, Türkiye’de Yolsuzluk ve Yolsuzluk Algısı.

12 Şub 2024

Türkiye’de Yolsuzluk ve Yolsuzluk Algısı

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban

Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi

Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR