Tomruk suyu

Çeşmenin başını tutma çabasının yok ettiği şifalı bir su...
Tomruk suyu

İstanbul 1930’lara kadar su zengini bir şehir. Bugün ismini asfalt caddelere veren dereler, yaz kış akıyordu. Farklı özellikleri sebebiyle birbirinden meşhur 48 membaya bağlı çeşmeler, uzak sarnıçlardan taşınan şifalı suları ile İstanbul, kendisini ikiye bölen denize rağmen bir tatlı su kentiydi. 

İstanbul’da vatandaşın su temini üç farklı yoldan gerçekleşiyor. En geneli Terkos suyunun altyapı sistemiyle evlere taşınması. Bunun dışında mahalle çeşmelerinde belli bir membanın suyu akıyor. Mesela Hamidiye suyunun 50’den fazla çeşmesi var. Diğer su taşıma sistemi ise sakalar. Sakalar, bir membanın suyunu uzak bir mahalleye getirip satıyorlar. İstanbul’un suları birbirinden farklı özellikler taşıyor. Kimi ekşi, kimi şifalı, kimi leziz, o meşhur suyun tadına bakmak isteyenler için sokaklarda sakalar geziyor.

Sakalar. Fotoğraf: Emile Bechard. 1922


Tomruk suyu nerede?

İstanbul’daki membalardan biri de Tomruk suyuydu. En şifalısı, en zorlusu…  

Tomruk suyu, Beylerbeyi ile Çamlıca arasında kalan bir korunun içinde, Boğaz’a bakan bir tepede bulunuyordu. Ulaşması zordu. 1930’larda ulaşımın olmadığı, sürekli tırmanmak zorunda kalınan bir bölgeye çıktıktan sonra günde topu topu 170 teneke su veren bir çeşmeye ancak varabiliyorduk. Yoksa sıra kaldıysa su, Tomruk’un tadına bakmak mümkün olabiliyordu.  

1930 Çamlıca Tomruk Suyu gezi hatırası


Tomruk suyu için Çatalca’ya taşınanlar

Bu sarnıcın bulunduğun Çatalca, böbrek ve akciğer hastalıkları olan vatandaşlar için de bir inziva bölgesi. İyileşmek için İstanbul’dan Çatalca’ya taşınıyor. Bir Çamlıca sakini, 7 Haziran 1937 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ne yolladığı mektupta durumu şöyle anlatıyor: “Temiz hava ve iyi suya muhtaç olduğum için Çamlıca'da bir köşk kiraladım. Geçenlerde ilk defa Tomruk suyu çeşmesine kadar gelip kana kana içeyim dedim. Fakat orasının kapatılıp Maslak suyunun serbest bırakıldığını gördüm. Çamlıca Güzelleştirme Cemiyeti'nin teşebbüste bulunarak bu güzel suyun açılmasını temenni ederim."

6 Haziran 1939 tarihli Akşam Gazetesi'nde yayımlanan bir haberde ise 45 senelik Çamlıcalı gençliğini şöyle anlatıyor: "O su bu hava olmasaydı ben bu kadar genç kalır kalır mıydım? Tam 72 yaşındayım. 45 seneden beri Tomruk suyu içerim."

İnsanlar sağlığını genelde neye bağlar? Yaşam tarzı ilk sırada gelir. Genetik diyen de olur, beslenme diyen de… Su diyen ise litre hesabı yapar. “Bilmem nerenin suyu” diyen pek kalmadı.  

14 Haziran 1937 tarihli başka bir haberde ise I. Dünya Savaşı’nda İstanbul’a gelen Almanyalı tıp heyeti, yaptığı analizler sonucunda Tomruk’un “en iyi su” olduğuna karar vermiş ve Almanya'ya dönerken yanlarında bu sudan götürmüşler. Evet, belki bir efsane, gerçek bir haber değil. Ancak bu hakkında efsaneler yazılacak kadar güzel Tomruk suyunu kaybettiğimizi de ortaya koyuyor. 

Sadece efsaneler mi, maniler de yazılıyordu:

Ab-ı kesver denen cennette
İçtiğin işte bu Tomruk gibidir
Tomruğa nisbet ile birçok sular
Düşmanın vurduğu yumruk gibidir

1929 Çamlıca Tomruk suyu hatırası


Tomruk neden değerli?

Tomruk sadece efsaneler ve kişisel gözlemler sebebiyle bu kadar değer kazanan bir su değil. O dönem yapılan analizler sertlik derecesinin 1 olduğunu gösteriyor. Bu en düşük değer. Ayrıca böbrek taşı hastalarına da iyi geldiğine dair tıp raporları mevcut. 

Buradaki en önemli nokta 1930’larda böbrek taşı tedavisinin henüz gelişmemiş olması. Hastaların %90’ı böbrek taşını ağrı kesiciler hariç herhangi bir tıbbi destek almadan spontane olarak düşürüyor. Bu yüzden Tomruk suyu, hastalar için çok önemli.  

İstanbullu Yahudi Mazaltov Angel ailesi Tomruk suyunda, 1930


Neden kapatılıyor?

1930’larda, yaklaşık 10 yıllık dönemde Tomruk suyu birçok kez mühürleniyordu. Bunun başlıca sebebi, Tomruk suyunda hak iddia edenlerin birbirlerine açtıkları davalar. Anlaşmazlığın mahkemeye intikal etmesi sebebiyle sarnıç mühürleniyor ve satışı yasaklanıyordu. Tomruk suyunda organik maddelere rastlanması ya da sağlık açısından onay alamaması gibi nedenlerle birçok kez mühürlenmiş. En erken tarihli haber 1931 yılından. Tomruk suyunun kendisine ait olduğunu iddia eden vatandaş gazeteye ilan veriyor ve mahkemeye müracaat ettiğini açıklıyor. 1934’te ise birkaç ay süren mühürden sonra böbrek taşı hastalarından gelen şikâyet üzerine açılıyor. 1937 yazında Tomruk suyu tekrar mühürleniyor. Bu sefer Tomruk suyu iki ortak arasındaki anlaşmazlık yüzünden mahkemelik oluyor. Bir yaz boyunca gazeteye yansıyan haberlere göre Tomruk suyu beş kez açılıp tekrar kapanıyor.   

Kavgalar Tomruk suyu civarında da devam ediyor. Bu çeşme kapatıldıkça etrafına birçok kuyu açılıp memba bulunmaya çalışıyor. Belediye de bu izinsiz kuyuları kapatmakla meşgul.

1948 yılına gelindiğinde sonunda çeşmenin başını tutan biri oluyor. Bu kişi bir tenekeyi 25 kuruştan vermeye başlıyor. Bunu alan sucular, tenekesini 35 kuruştan satıyor. O döneme göre astronomik bir rakam. Adeta su değil, para akıyor. Sonuç olarak da civar halkı, sudan faydalanamaz hâle geliyor.

İstanbul ve Boğaziçi Suları Listesi. ‘İstanbul Belleği’. Taha Toros Arşivi,1928.


Su sorununun sebepleri

Tomruk suyunun bu kadar çok kapatılıp tekrar açılması o bölgede yaşayanlar, özellikle de böbrek taşı hastaları için ciddi bir sorun. Ancak İstanbul’daki su sorununun toplumsal başka sebepleri de bulunuyor. 

29 Ağustos 1936 tarihli Tan Gazetesi’nde yer alan bir köşe yazısı durumu şöyle anlatıyor: “İstanbul'da 48 yerde 48 türlü memba suyu vardır. İyi suyu bu kadar kadar bol bir şehir dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Buna rağmen su sıkıntı çekeriz. Tomruk suyu topik gibi adamın midesine oturur. Bazı sakalar mahallelerde damacana ve fıçılardan çıkan mühürleri topluyorlar. Bu mühürler bilahare terkos suyunu ya taşdelen ya kayışdağı diye satmaya yarıyor.” 

Damacana ve fıçıların üzerinde, çeşme başında bekleyen belediye memurları tarafından vurulan mühürler oluyor. Bu mühürler suyun hangi çeşmeye ait olduğunu gösteriyor. Saka ve sucular, mesela bir haneden bu damacana üzerindeki mühürleri düşük bir ücret karşılığında satın alıp musluk suyu ile doldurduğu damacanayı bu mühürlerden birini yapıştırıp aynı haneye satabiliyor. Sadece küçük bir kazanç elde etmek isteyen bu aile, düzenli bir dolandırıcılığın içine düşüyor. 

28 Haziran 1937 tarihli Haber Gazetesi’nde bir sucu ile yapılan röportaj ise durumun daha vahim olduğunu gösteriyor. Sucu durumu şöyle anlatıyor: "İstanbul'un ne içtiğini bir Allah bilir, bir de sucular. Sarnıcına çıra doğrayıp çam kokulu Çamlıca suyu satan mı ararsın, Terkos'u kaynatıp Hamidiye diye süren mi ararsın, bulanık çeşme suyunu 'Oluklu bayır' diye içiren mi sorarsın. Burası İstanbul; işini becerene ekmek var. Esrar satmaktan daha karlı iş. Yakalanınca 5 lira ceza verir, beş yüz lira kazanır. Kahveler, lokantalar, gazinolara gelince hep taşdelen içilir. Ama şişesi Taşdelen, içi Terkos."

İstanbul sularının yok oluşu biraz da böyle hazırlanıyor. Buradaki sucunun cümlelerini değiştirerek tekrar yazabiliriz. Mesela, “İstanbullu’nun nerede oturduğunu bir müteahhit bilir bir de Allah” desek pek yanlış olmaz. Ya da “Burası İstanbul; işini becerene ekmek var” cümlesini pekala “Taşı toprağı altın İstanbul” olarak günümüze ‘translate’ edebiliriz. 

Para cezasının kârından düşük olması da günümüzde yasaklanan avcılık ve gıda üretimi işlerinde hâlâ geçerli. “Şişesi Taşdelen, içi Terkos” ise meyhanelerde, barlarda servis edilen içkiler ile ilgili değil mi? Peki ya “işi becermek” bu dolandırıcılığın bir yetenek olarak sunulması hâlâ ahlaki olarak bizi anlatmıyor mu? 

Bugünkü durumu

Tomruk suyunun haznesi, 1981 tarihinde yıkıldı ve sucuların su almaları yasaklandı. 1997 senesinde, Üsküdar Belediyesi, klasik Türk çeşme mimarisinde bir çeşme yaptırarak suyun akışı sağlandı.

Tomruk çeşmesi

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Çeşmenin başını tutanlar #67

Tomruk suyu, Çengelköy, Çatalca, İstanbul'un suları

04 Nis 2023

https://www.centropa.org/sites/default/files/photo/orig/trisa001.tif_.jpg

YAZARLAR

Oğul Doğa Gökşin

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR