
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Her gün Bahçelievler’den Galata’ya ofise geliyorum, genellikle yalnızca 1 saatlik yolda bile en az iki kere cinsiyetçiliğe veya pozitif ayrımcılığa maruz kalıyorum. Hâlihazırda bir erkeğe göre tacize veya istismara uğrama hatta öldürülme ihtimalimin daha fazla olması nedeniyle kendi kendime belirli kısıtlamalar uyguluyorum, kıyafetlerimi ister istemez buna göre seçiyorum. Türlü önlemler alırken sadece kadın olduğum için maruz kaldığım ayrımcılıklarla yaşamayı öğrenmem gerekiyor. Sosyal hayatımda da aynı ayrımcılık mevcut, örneğin bir erkekten daha fazla alkol içebildiğim için “adam gibi” içiyor, sohbetim herhangi bir erkekten daha güzel olduğu için “adam gibi konuşan” biri olabiliyorum. Tabii yalnızca sosyal değil, iş hayatımda da maruz kaldığım birtakım cinsiyetçilikler mevcut; örneğin eski iş yerlerimin bazılarında sadece kadın olmam nedeniyle bazı sorumlulukları kaldıramayacağıma karar verildi. Evleneceğim zamana göre belirli konumlarda çalışabildim. Hayatımın her noktasında bununla savaşmayı öğrendim. Kadın olmaktan öte birey olmanın savaşını vermeyi… Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yıkmak için savaşmayı… -İlkim
Cinsiyet eşitsizliği
Cinsiyet eşitsizliği bireylerin cinsiyetlerine göre maruz kaldıkları eşit olmayan davranışlar, tutumlar ve algıları anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Cinsiyet eşitsizliği dünya genelinde bulunan bir sorun olmakla beraber farklı temellere dayanır. Türkiye’yi odak aldığımızda cinsiyet eşitsizliğinin nedenleri genellikle kültür, eğitimsizlik, dinî inançlar, kadının toplumdaki konumlandırması ortaya çıkıyor.
Kültürün alt tabanı, “devlet baba” konumlandırması ve ataerkil bir toplum yapısından geliyor. Erkeğin varlığı toplumun temel yapı taşını oluştururken kadın bir “üreme aracı” olarak görülüyor. Bu bakışın oluşturduğu “ikinci sınıf” bakış açısı, dinî inançların getirdikleriyle birleştiğinde bu konumlandırma toplumun tabanına oturuyor.
İkinci sınıf bakış açısının pratikte de aktif olduğu da bir gerçek. Aile yapısına kadar işlemiş bu durumda bir kız çocuğunun da en büyük hedefi “evlilik, yuva ve aile kurmak” olurken erkeğe biçilen rol iyi bir kariyer sahibi olmaktan geçiyor. Tabii bu erkeğin de üzerine -naçizane- gereksiz bir sorumluluk yüklüyor, ancak bu başka bir yazının konusu. Kız çocuğu ailesinden aldığı öğrenimle hayat amacını bir yuva sahibi olmak üzerine kuruyor. Toplumsal yapı da bu düşünceyi destekliyor.
Okulla tanışan bireylerin hâlihazırda ailelerinden aldığı öğretilerle başladığı eğitim hayatında toplumsal cinsiyetle ilgili herhangi bir öğretimle karşılaşmıyor olması da işin eğitimsizlik boyutunu oluşturuyor.
Günün sonunda kadın, öğrendiği tüm yükümlülüklerle “ikinci sınıf” olduğu inancında, erkek de kadının kendisinden daha güçsüz bir varlık olduğu düşüncesinde oluyor ve bu aktarımla sürüyor.
Neler yaşıyoruz?
“Aşçılık yapıyorum. Stajın ilk günü ‘evlendiğinde kendi mutfağında yemek yapardın burada çalışmana gerek yok’ demişlerdi.”
“Futbolu ve takımımı çok seviyorum. Düzenli olarak maça gidiyorum ancak istediğim yerde duramıyorum. Çünkü tribün ağabeyleri (?) onların arasında olmamdan hoşlanmıyor. Deplasman için asla bilet vermiyorlar.”
“Doğum iznine ayrıldığımda eski müdürüm ‘bana mı sordun çocuk yaparken?’ demişti.”
“Ağabeyim ve sevgilisi iş yerinde tanıştı. Evlendiler, ardından şirket politikası gereği aynı yerde çalışmamaları gerektiği söylendi ve yengemi işten çıkardılar.”
“Babam her akşam ‘hadi kızlar şu sofrayı toplayın’ der. Erkek kardeşimin elinden her işin geldiğini bilmesine rağmen”
“Henüz bir hafta önce trafikte kavga ettiğim bir kişi ‘kadına ehliyet verirsen böyle olur’ dedi.”
“Evliyim, her akşam yemeği ben hazırlıyorum.”
“İş görüşmelerinde mütemadiyen evlenmeyi ya da doğurmayı düşünüp düşünmediğim soruluyor.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin tecrübeleri, Türkiye'nin karnesi, politika önerileri
25 Ağu 2022

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




