Turizm çalışanları anlatıyor: '10 günde bir tatil mi? O bile lüks'

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Turizm sektörü, pandemi döneminden bu yana sınırların zorlandığı iş kolları arasında yer alıyor. Covid pandemisinin sürdüğü 2021 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan tanıtım filminde turizm işçileri yüzlerinde “Enjoy, I’m vaccinated” yazılı maskelerle hizmet ediyordu. Tepki toplayan tanıtım filmi kaldırılsa da, sektörde yaşanan hak ihlalleri o dönemde de gündeme gelmişti.
İşçilerin çalışma koşulları İş Kanunu tarafından belirleniyor. Buna göre, 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi çalışan işçiler 6 gün çalıştıktan sonra 7. gün hafta tatiline hak kazanıyor. Turizm sektörü çalışanlarına özel yapılan düzenlemeyle beraber, bu kuralın dışına çıkıldı. Resmî Gazete’de yayımlanan yeni yasayla, turizm işletme belgeli otellerdeki işçiler 10 güne kadar çalıştırıldıktan sonra 11. gün hafta tatili yapabilecekler. Yani çalışma periyodu 10 gün olacak.
Başka sektörlerden de talep var
Turizm sektörü için kabul edilen düzenleme, fazla mesaiyi ve haftalık tatili ortadan kaldırıyor. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu Başkanı Arzu Çerkezoğlu, düzenlemenin ardından yaptığı açıklamayla, uygulamanın insani çalışma koşullarına aykırı olduğunu vurguladı:
“Bu değişiklik sadece İş Kanunu’na değil, Anayasa’nın dinlenme hakkını güvence altına alan hükümlerine ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere de aykırıdır. Haftalık en az 24 saatlik kesintisiz dinlenme hakkı yalnızca yasal değil, aynı zamanda insani bir zorunluluktur.”
Uygulamaya getirilen eleştiriler arasında en önemlisi, bunun bir “deneme” niteliği taşıması. Önce turizm sektöründe denenen sistemin yaygınlaşması endişesi var. Yine Çerkezoğlu, buna dikkat çekiyor:
“Bu düzenleme yalnızca turizm işçisini değil, tüm işçileri ilgilendirmektedir. Bugün turizm sektörüyle sınırlı görülen bu hak gaspı, yarın başka sektörlere de yayılabilir. İnşaat gibi alanlardan benzer taleplerin gelmeye başlaması bunun göstergesidir.”
Peki 10 gün çalışmak iş hayatına uygun bir düzenleme mi?
Dünyada iş hayatına ilişkin en çok konuşulan konuların başında çalışma saatleri ve emeklilik geliyor. Türkiye’deki çalışma saatleri, zaten Avrupa ülkelerinin üzerinde. Avrupa’da mesai saatleri ortalaması haftalık 36,1 saatken Türkiye’de bu oran 49 saate kadar çıkabiliyor. Avrupa ülkelerinde sendikal hareketin etkisiyle sık sık tartışılan mesai ve emeklilik konularında Danimarka aldığı kararla yeni bir tartışmaya neden oldu. Karara göre, emeklilik yaşı 70’e yükseltildi. Bu karar Danimarka Sendikalar Konfederasyonu baş ekonomisti Damoun Ashournia tarafından “Resmî yaşa kadar çalışmak çoğu insan için mümkün değil. Özellikle ağır iş yapan üyelerimiz için” sözleriyle eleştirildi.
Türkiye’de uzun saatler çalışan, hak ettiği izinleri kullanamayan ya da sosyal haklarından yararlanamayan işçilerin en önemli sorunlarından biri, “kayıt dışı oluşları”. Yani sistemin içinde de görünmedikleri için yaşadıkları hak kayıplarının tazmini yönünde hukuki bir süreç başlatmaları da daha uzun sürüyor. Bu da güvencesiz çalışma koşullarının artmasına neden oluyor.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, bu yılın ilk 6 ayında en çok istihdam, turizm ve otelcilik elemanı, reyon görevlisi, konfeksiyon işçisi ve garson mesleklerinde gerçekleşti. Bu rakamlara göre, 60 bin 689 kişi turizm ve otelcilik elemanı işe girdi. Yine Turizm ve Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, 2024 yılının turizm açısından tarihî rekorların kırıldığı bir dönem olduğunu söyleyerek 2025 için hedefin 64 milyar dolar olduğunu açıkladı.
Bu hedefe karşılık, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülşah Deniz Atalar, görünen rakamların gerçeği yansıtmadığı iddiasında:
“Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2025 yılına dair verileri kamuoyuyla paylaştığında tablo ilk bakışta umut verici göründü. İşin özüne indiğimizde, strateji eksikliğinin ağır sonuçlar doğurduğunu ve sektörün içten içe kan kaybettiğini net bir şekilde görüyoruz.”
Sektör kazansa da kaybetse de, çalışanlar açısından tablo parlak görünmüyor.
Hangi denetim, hangi işleyiş?
16 yaşından beri turizm sektöründe çalışan ve 8 yıllık deneyimi olan Serdar’a göre, 10 gün sonunda verilen izin kararı “kölelik” sistemine duyulan arzudan kaynaklanıyor:
“Ben bu işe girdiğim günden beri turizm sektörü kriz içinde. Önceden ‘Turist çok ama niteliksiz’ diye şikayet edilirdi, sonra zaten pandemi başladı, ondan sonra ‘Yerli turist cimri’ diye şikayet edildi. Şimdi ne yerli ne yabancı turist var. Fethiye’de sezonun ortasındayız ve normalde iğne atsan yere düşmeyecek mekanlar günü siftahsız kapatıyor. 15 Temmuz geçti, o zaman böyle bir nabız alır gibi olduk, sonra yine aynı hızla boşaldı.
Bunun bize faturasıysa az elemanla çok çalışmak oldu. Biz normalde iki binası olan 5 yıldızlı bir otelin çalışanıyız. Benim yaptığım iş bazen mutfakta, bazen resepsiyonda. Bazen oda temizliğine bile yardım ettiğim oluyor. Odanın boşaltılmasından sonra dikkat edilmesi gereken şey ayrıdır, mutfakta dikkat edilmesi gereken şey ayrıdır, resepsiyonda apayrıdır. Birini bilen eleman diğerini bilmeyebilir. Zaten bilmesi de gerekmez normal koşullarda.
Şimdiki koşullara baktığımızda herkes her işi yapıyor, bir de canı çıkana kadar yapıyor. Bu patronların kölelik düzenine geçme arzusunu yerine getiren bir karar.”
Serdar’ın gün içindeki mesaisi bazen 10-11 saati buluyor:
“Turizm sektöründeki ihmaller hiç konuşulmuyor. Mesela Grand Kartal Oteli yangını. O otelin o kadar belgeyi nasıl aldığı, alabildiği sorgulanabiliyor mu? Bunu sektördeki herkes bilir. İhmalde en az suçlu olan da çalışandır. Çünkü bütün yük çalışanın omuzlarındadır. Patronlar muazzam paralar kazanır, o paraları rüşvet olarak dağıtır ama sıra çalışana gelince her türlü hamallığı da onlara uygun görür. Bizim doğru düzgün soyunma yerimiz bile yok. Yaz sıcağında saatlerce çalıştıktan sonra doğru düzgün bir duş bile alamadan, leş gibi kokarak eve gidiyoruz.”
Hizmet biraz saygı ister
Bodrum’da bir otelde çalışan ve bölüm sorumlusu olmaya kadar yükselen 32 yaşındaki Aysun’a göre, turistlerin memnun olması çok zor, çünkü çalışanlar çok mutsuz:
“İyi hizmet her zaman önce bir güleryüz gerektirir. Turizm işine giren, hizmet sektöründe çalışan herkese ilk söylenen budur: ‘Güleryüzlü olun.’ Sabah altıda gelmişsin ya da otelde kalmışsın, sonra resepsiyona geçmişsin; bütün gün müşterilerden azar işitmişsin ve bunu aralıksız 10 gün boyunca yapmışsın. Bu insanın güleryüzlü olması ihtimali var mı? Bunu gerçekçi bulan insanları muhakkak bizim işimizde çok değil 2 gün çalışmaya davet ediyorum. Bizim çalıştığımız otel uluslararası ortaklı olduğu için, çalışanların mesai koşulları daha fazla denetime tabi. Buradaki motivasyon da müşteri memnuniyeti. Fakat işçileri daha çok çalışmaya zorlarsanız her türlü olumsuzluk yaşamaya açık hâle gelirsiniz.”
“Her türlü olumsuzluk” cümlesinin kapsamı çok geniş. Bunu mutfakta şef olarak çalışan Osman anlatsın:
“Günde 13-14 saat çalışan birinin mutfakta hijyene tamamen riayet etmesini beklemek komik. Yazın dışarıda hava sıcaklığı 40 dereceyi bulmuşken, ızgara başında saatlerce ızgara tabağı hazırlayan bir insanın gözü, ne tezgahta saatlerce bekleyen eti görür, ne böcek görür, ne fare görür. Onun için mesele o tabağın çıkmasıdır. Çünkü o tabak çıkmazsa o mesai bitmez. Dolayısıyla otelde sağlıklı bir hizmet almak isteyen, yediği yemekten zehirlenmek istemeyen müşteriler ‘Benim tabağım nerede’ diye hesap sormadan önce, ‘Bu tabağı hazırlayan insan iyi mi’ diye düşünmeli. Çünkü aksi takdirde açıkta unutulup son anda soğutulmuş karpuzdan bile zehirlenirsiniz, bu da bizim suçumuz olmaz maalesef.”
10 günde bir tatil mi? O bile lüks
24 yaşındaki Erdem, bu sezon başından beri Antalya’da çalışıyor ve güvencesiz çalıştırıldığı iş yerinde, 10 günde bir tatilin bile hayal olduğunu söylüyor:
“Sigortasız çalışma çok yaygın. Yabancı işçi çalıştırma eskiden çok yaygınmış ama bu yıl o fazla yok. Zaten doğru düzgün müşteri olmadığı için, patronların elemana yatırım yapma hevesi de yok. Bazen havuz ilaçlıyoruz, bazen peyzajda, bazen havuz kenarı servisindeyiz. Başımızda bulunan patron temsilcisi ‘Biz burada aile gibiyiz, harçlığınızı ihmal etmeyiz’ diyor ve bir 5 bin lira veriyor, bir 10 bin lira. Nisan ayından bu yana bu oteldeyim, daha hiç ‘Al bu da senin aylık maaşın’ denilmedi. Bir de ‘Ya bu işten para mı kazanılır’ fikri var.”
“Bu işten para mı kazanılır” ne demek? Bunu sektörde uzun yıllar çalışmış ve artık kendi butik otelini açmış 47 yaşındaki Murat anlatıyor:
“Otel çalışanlarına hep ‘Hem tatil yapıyor hem çalışıyor, çok güzel iş’ diye bakılır. Oysa otel çalışanı çok ağır koşullarda çalışmaya mahkumdur. Herkes zanneder ki o da müthiş yemekler yiyor, denize giriyor, kendine ortam buluyor. Bir kere otel mutfağı gören pek az insan oradan yemek yemek ister. Denizden zaten bir yerden sonra bıkarsın. Bıkmadın diyelim, saat kaçta denize gireceksin? Müşterilerle konuşman sınırlıdır. Dolayısıyla nice hayallerle otellere çalışmaya gelen çocuklar kendilerini en son yorgunluktan şezlong üzerinde uyur bulurlar. Kadın çalışanlar için durum daha da zorlaşır.
Şu anda turizm sektörü büyük bir kriz içinde ama bunu kimse konuşmuyor. Küçük işletme olmak ayrıca zorlaştı. Biz de sadece aile emeğiyle döndürdüğümüz bu işletmeyi de artık başka bir yere evriltmeyi düşünüyoruz. Çünkü bu iş herkese büyük paralar kazandırdığı güzel günleri uğurladı, hamallık hâline geldi.”
Peki 10 gün çalışma zorlayıcı olmayacak mı? 26 yaşındaki Dilara, “Yaşayalım görelim” diyor:
“Ağabeyim de turizm sektöründe olduğu için bu işi hep çok sevdim. Onlar sektörün en parlak günlerini yaşadılar, birikim yaptılar. Şu anda turizm kim ne derse desin bitik hâlde. Bir kere gelen insan bütün parasını bu işe yatırıyor, beklentisi çok çok fazla. Üstelik de ayrıca harcayacağı tek bir kuruşu da kalmamış oluyor. Bu hâlde gelip bir de hayal kırıklığı yaşayınca, geriliyor.
Patronlar hepten gergin. Burnundan kıl aldırmayan nice patron şimdi yurt dışında fabrika işçilerine reklam çıksak derdine düştü. Eskiden yabancı turistin zengini istenirdi, şimdi zengin-fakir fark etmez, bir tane İngiliz görünce heyecanlanır hâle geldik. Bir de sanki bütün bu olanın suçlusu çalışanlarmış gibi, yine her gün perişan hâlde hizmet veren işçilerin haklarından kestiler. Bence patronlar suçlu değil. Bizi hem onlara, hem de müşterilere bu kadar korunmasız şekilde tepside sunan devlet suçlu.”
'Bizim yüz karamız Grand Kartal olayı'
21 Ocak 2025’te 78 kişinin yanarak hayatını kaybettiği Grand Kartal Oteli faciası, turizm sektörünün de utanç vesikalarından biri. Konuştuğumuz herkes, olayı hatırlatarak denetimsizliğin, ihmalkarlığın ve keyfiyetin yarattığı sonuçları göstermesi açısından sistemin tıkanıklığını anlatan en önemli olay olarak bu vakayı anıyor.
Mutfakta uzun yıllar çalışan ve şu anda havaalanından müşteri taşıyan servislerde çalışmaya başlayan Ahmet de bu isimlerden biri:
“Otellerde, özellikle büyük kapasiteli otellerde mutfaklar büyük risk taşır. Her an orada insanların hayatını tehlikeye atacak bir olay meydana gelebilir. Otelcilik başlı başına bir risk işidir. Sonuçta bir insana yaşam alanı vadediyorsunuz, bu çok kapsamlı ve zordur. Havuzdan aylarca uğraştıracak enfeksiyon kapabilirsiniz, banyodan mantar kapabilirsiniz, klima denetlenmezse lejyoner hastalığına yakalanırsınız, aklınıza gelmeyecek çeşitlikte sorunlar olabilir.
Bir de bunun yanında ihmaller neticesinde yaşanabilecek can kayıpları var. Eğer can kurtaranınız yoksa insan bir karış suda bile boğulur. Yağ patlar Bolu’da olduğu gibi büyük bir facia yaşanır. Kullandığınız perde ipinden yatağın malzemesine her şey için en önemli husus can güvenliğidir. Can güvenliğini de insan, denetim ve dikkat sağlar. Zombiye dönüşmüş çalışanlarla ölüm riskini önleyemezsiniz. İnsana hizmet eden bir sektörün, önce insana yatırım yapması beklenir. Bizde maalesef tam tersi yaşandı.”
Aylarca biriktirilen paralar, kurulan hayaller, kimi zaman dostlarımızla, ailemizle geçireceğimiz üç-beş günün keyfi. Artan maliyetler, daralan turizm sektörüyle giderek uzak bir hayal oldu. Çoğumuz çalışma ve hayatta kalma döngüsü içindeyken Anton Çehov’un bitimsiz bir karamsarlığı anlatan şu satırları, giderek gerçeğe dönüşüyor:
“Ne yapabiliriz? Yaşamak gerek! Yaşayacağız Vanya Dayı. Çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz. Alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız. Bugün de, yaşlılığımızda da, dinlenmek bilmeden, başkaları için çalışıp didineceğiz. Ecel saati gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orda, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık diyeceğiz... Tanrı da acıyacak bize ve biz seninle canım dayıcığım, parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve buradaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoşgörüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz... İnanıyorum buna dayıcığım, bütün kalbimle, tutkuyla inanıyorum... Dinleneceğiz! Dinleneceğiz!”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ayça Örer
Editör ve yazar. 1998'den itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdıktan sonra 2003 yılından itibaren profesyonel gazeteciliğe geçiş yapan Örer; Kanal D, Anka Haber Ajansı, bianet, Taraf, Radikal, Ot Dergi ve Tuhaf Dergi’de röportajlar, izlenim haberler ve özel haberler hazırladı.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





