Türkiye Ekonomi Modeli: kim kazanıyor kim kaybediyor?

Türkiye Ekonomi Modeli: kim kazanıyor kim kaybediyor?

6 Mayıs - Tepta - Spektrum
Tepta Aydınlatma ile birlikte

Yaşamları aydınlatır: TEPTA “ Mimarlık tarihi, ışık mücadelesinin tarihidir. ” diyor değerli mimar Le Corbusier. Tek bir mimari detayın aydınlatmasından kompleks yapılara, özel ihtiyaçlardan kentsel aydınlatmaya kadar geniş çaplı projelere imza atarak tarihin aydınlatma mücadelesinde yer alan TEPTA , 1991’den bu yana insanın dokunduğu her alana ışık getiriyor. Neden TEPTA? TEPTA, başta İtalya olmak üzere Avrupa ülkelerinden, dünyanın önde gelen aydınlatma markalarının temsili ve ürünlerinin satışından başlayıp, ölçek gözetmeksizin projelendirme ve “doğru” aydınlatma danışmanlığını, satış sonrası bakım servislerini kapsayan geniş bir aydınlatma hizmeti sunuyor. Tarihî yapıların, kentsel ve kamusal alanların doğru ve etkili aydınlatılmasını oldukça önemseyen TEPTA , bunun için yerel yönetimler ve kültürel mirası korumak amacıyla kurulmuş derneklerle iş birliği içinde teknik, tasarım, kalite ve ekonomi bakımından en uygun ve dengeli çözümleri sunuyor. Çemberlitaş Sütunu , Dolmabahçe Sarayı Saltanat Kapısı, III.Ahmet Çeşmesi , Van Kalesi, Kayseri ve İzmit Saat Kuleleri, Bakü Haydar Aliyev Parkı , Şemkir Şehir Parkı, Prens Muhammed Bin Abdülaziz Havalimanı , Ankara Esenboğa Havalimanı, İTÜ Ayazağa Kampüsü dış mekân ve peyzaj alanları aydınlatmasını gerçekleştirmenin yanı sıra TEPTA, Türkiye’nin değerli kültür miraslarının ve sanat mekânlarının aydınlatma sponsorluğunu da üstleniyor. TEPTA denince akla ; kalite, kalıcılık, geniş ürün gamı ve güvenilir servis geliyor. Bugün temsilcisi olduğu 30’dan fazla global markanın aydınlatma alanındaki bilgi birikimi ve binlerce ürün çeşidiyle birlikte yerel tasarım stüdyolarından özel bir tasarım seçkisini son kullanıcıların, mimarların ve tasarımcıların beğenisine sunan TEPTA , 30. yılında Tasarım Merkezi unvanıyla, projelere özel üretimleri kendi bünyesinde gerçekleştirmek üzere girişimler başlattı ve bu alanda gelişmeye devam ediyor. TEPTA’nın markaları ve ürünleriyle bu bağlantı üzerinden tanışabilir, yeniliklerini takip edebilmek için e-bültene buradan üye olabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye siyaseti son 1 yıldır düzensiz göç, ekonomik kriz, yüksek enflasyon, 2023 seçimleri ve Covid-19 salgınından oluşan yoğun bir gündem etrafında şekilleniyor. Ancak 2018 yılından beri devam eden ekonomik kriz, Türkiye’nin sosyolojisine ve siyasetine uzun vadede yapacağı çarpıcı etkiler nedeniyle gündemimizin ana maddesini oluşturuyor. Yapılan birçok kamuoyu araştırmasında da halkın temel probleminin ekonomik kriz olarak belirlenmesi, bu konu üzerine yapılacak derinlemesine bir araştırmayı daha önemli hâle getiriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın "Faiz sebep, enflasyon neticedir" şeklinde formüle ettiği ve "Türkiye Ekonomi Modeli" olarak tanıtılan yeni ekonomi politikası, Türkiye’yi kısa zamanda yüksek kur-yüksek enflasyon-yüksek işsizlik sarmalına sokarak ekonomik krizi ana gündem maddesi hâline getirdi. Buna ek olarak; başta İstanbul olmak üzere Türkiye genelinde yaşanan konut krizi, yabancılara konut satışı karşılığında vatandaşlık verilmesi ve düzensiz göçün yarattığı toplumsal rahatsızlık siyasetin ajandasını oluşturuyor. Tüm bu konular birbirinden farklı sorunlar olarak görülse de tümünü hükümetin uygulamaya çalıştığı "ekonomi modeli" üzerinden yorumlamak mümkün. 

Spektrum’da başladığımız "Türkiye Ekonomi Modeli'nin Politik Ekonomisi" isimli yeni yazı serimizde, hükümetin "Türkiye Ekonomi Modeli" olarak tanıttığı; ancak son 10 yıllık periyotta istikrarlı şekilde uygulanmaya çalışılan ekonomik modelin Türkiye üzerindeki toplumsal, ekonomik ve siyasi etkilerini ele alacağız.

Türkiye Ekonomi Modeli

Merkez Bankası, politika faizini 2021 yılı eylül ayından aralık ayına kadar istikrarlı şekilde düşürerek %19’dan %14'e indirdi. Bu dönemde, dolar/TL kuru da 8,82 seviyesinden 18’e kadar çıkarak bir rekor kırdı. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de AK Parti hükümeti tarafından düşük faiz-yüksek kur ekseninde yeni bir ekonomik modele geçileceği belirtilirken bu model "Çin Modeli" olarak adlandırıldı. 

Buna göre, Türkiye ekonomisi uzun yıllardır içinde olduğu yüksek faiz - yüksek cari açık döngüsünden kurtulacak, Türk Lirası’nın değersizleştirilmesiyle ihracat artırılacak ve bu sayede hem istihdam yaratılacak hem de cari açık kapanacaktı. Kurda yaşanan aşırı dalgalanmanın getirdiği panik havası ve sonucunda artan enflasyon oranları hem toplum hem de muhalefet kanadı tarafından sert şekilde eleştirildi. Bir yanda, ücretli çalışanların enflasyon karşısında alım gücü her geçen gün düşüyor diğer yanda da Cumhuriyet tarihinin ihracat rekorları kırılıyordu. Ortaya çıkan bu zıt tabloyu, "Hükümet ekonomiyi iyi yönetemiyor” yorumuna indirgemek Türkiye’nin son 10 yıldır içinde bulunduğu toplumsal ve siyasi dönüşümü anlamamızı engelleyecektir. Bu noktada, Akademisyen Ümit Akçay’ın "Uygulanan faiz politikası, hükümetin bilinçli bir tercihidir ve bu sermayenin bir savaşıdır" önermesinden yola çıkarak yeni ekonomi modeliyle yaratılan servet transferi daha net şekilde açıklanabilir.

Kazananlar vs Kaybedenler

Düşük faiz - yüksek kura dayanan yeni ekonomi modelinden "Kim kazanıyor, kim kaybediyor?" sorusuna verilecek cevaplar bizleri ücretli çalışanlardan sermaye sahiplerine bir servet transferi yapıldığı sonucuna götürüyor. Prof. Dr. Erinç Yeldan, "Ücretli emeğin millî gelirden aldığı payın 2019 yılında %31,2, 2022 yılında ise %26 oranında olduğunu belirtiyor. 

Öte yandan, "Sermaye gelirlerinin millî gelirdeki payı aynı dönemde %56,2'den %64'e yükselmiş." Dolar kurunun 18 lirayı aşmasının ardından hükümet tarafından uygulamaya konulan "Kur Korumalı Mevduat" (KKM) sistemi, son dönemde yaşanılan servet transferinin en somut örneklerinden birini oluşturuyor. Ücretli çalışanların alım gücünün enflasyon karşısında eridiği bir dönemde, sermaye sahiplerinin enflasyona karşı korunması yaşanılan servet transferinin bilinçli bir politika olduğunu gösteriyor. Örnek vermek gerekirse, asgari ücrete ocak ayında %50 oranında zam yapılmış ancak mart ayında açıklanan enflasyon oranı %61 seviyesine çıkmıştı. Dolayısıyla, asgari ücrete yapılan zam, 3 ay sonra erimiş oldu. Öte yandan, KKM'de toplanılan 756 milyar liralık mevduatın enflasyona karşı korunması için kamu kaynaklarından 15 milyar lira ödeme yapılmış ve şirketlerin 10 milyar liralık vergi borcu silinmişti. Yüksek enflasyon karşısında hem asgari ücretli çalışanların hem de orta sınıfların alım gücünün düştüğü bir dönemde kamu kaynaklarının mevduat sahiplerini enflasyona karşı koruması sistematik bir servet transferi yapıldığını gözler önüne seriyor.

İktisatçı Ümit Akçay’a göre, düşük faiz - yüksek kur politikasının en büyük destekleyicileri ve kazananları emek yoğun sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçılar. Düşük faiz ile daha kolay kredi çekebilen, yüksek kurdan faydalanarak ihracat hacmini artıran ve döviz kazanıp Türk lirası üzerinden maaş ödeyen ihracatçı kesim Türkiye Ekonomi Modeli'nin asıl kazananları olarak göze çarpıyor. Düzenli olarak artan ihracat hacmi de bu tezi doğrular nitelikte. Anadolu'da yoğunlaşan ve küçük-orta ölçekli işletmelerden oluşan ihracatçılar, hükümetin oy tabanının önemli bir kısmını oluşturduğu için iktidar üzerinde baskı kurup ekonomi politikalarını etkileme gücüne sahip. Rakamsal olarak bakıldığında, 2021 yılının ilk 3 ayında 33 milyar lira olan ticari kredi hacmi, 2022 yılının aynı döneminde 340 milyar liraya çıkarak %100’e yakın bir büyüme gerçekleştirmiş. Düşük faizlerden yararlanarak çekilen krediler ihracat hacmini artırıp sermaye birikimini hızlandırırken, hükümet tarafından açıklanan "rekor ihracat rakamları" da başarı hikâyesi olarak sunulabiliyor.

Gelir Transferinin Yansıması: Konut Krizi

Ücretli çalışanlardan sermaye sahiplerinde doğru sistematik bir şekilde gerçekleştirilen gelir transferi Türkiye’de alt ve orta sınıfların alım gücünü büyük oranda düşürüyor. Artan döviz kuru ve yüksek enflasyon başta gıda olmak üzere hemen hemen tüm mal ve hizmetlerde astronomik fiyat artışlarına neden oluyor. Konut fiyatlarında yaşanan artışlar son aylarda en göze çarpan örnekler arasında yer alıyor. Avrupa’da, son 1 yılda konut fiyatlarının en çok artış gösterdiği ülke Türkiye. Konut fiyatlarında yaşanan olağanüstü artışlarının her ne kadar yabancılara konut satışından kaynaklandığı iddia edilse de inşaat maliyetlerindeki %96 oranında artış yaşanması sorunun temel nedenini oluşturuyor. İstanbul örneğine bakıldığında, ortalama bir kiralık dairenin fiyatı 6 bin lirayken asgari ücret 4 bin 250 lira. Dolayısıyla, kiralık ev bulmak yavaş yavaş imkânsız bir hâle geliyor. En göze çarpan istatistik ise ev sahibi olan kişilerin oranında yaşanan düşüş. TÜİK verilerine göre, 2006 yılında %60,7 olan konut sahipliği oranı 2020 yılında %57,8’e gerilemiş durumda. Son 2 yılda, konut fiyatlarında yaşanan yüksek artışlar ve düşen alım gücü göz önünde bulundurulduğunda konut sahipliği oranının çok daha gerilediğini söylemek mümkün.

Konut sahibi olan kişilerin oranında yaşanan bu keskin düşüş, gelir eşitsizliğine yaşanan artışı ve gelir transferinin sonuçlarını net şekilde gösteriyor.

Türkiye, Avrupa’nın neresinde?

Genel tabloya bakıldığında, Türkiye AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında en yüksek gelir eşitsizliğine sahip ülke konumunda bulunuyor. 2020 yılı verilerine göre, Türkiye’deki en zengin %10’luk kesim ile en fakir %10 arasında 15 kat gelir farkı bulunuyor. Aşağıdaki tabloda, Türkiye ve AB ülkeleri arasındaki gelir eşitsizliği karşılaştırmasını görmek mümkün.

Kaynak: DİSK-AR

Türkiye’de, özellikle son 15 yılda artan gelir eşitsizliği ve alt-orta sınıflardan üst sınıflara doğru yapılan gelir transferinin toplumsal, ekonomik ve siyasi birçok sonucu bulunuyor. Bu konuda hazırlayacağımız yazı serimizin ilkinde "Türkiye Ekonomi Modeli'nin" bir gelir transferi mekanizması olduğunu açıklamaya çalıştık. Önümüzdeki hafta yayımlanacak ikinci yazıda, orta sınıfların yok oluşu ve bunun Türkiye demokrasisine etkilerini ele alacağız.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

Türkiye Ekonomi Modeli'nin kazananları, aday senaryoları

Merhaba. "Türkiye Ekonomi Modeli'nin Politik Ekonomisi" başlıklı yazı dizimizin ilki, modelin kazananları ve kaybedenlerini kaleme aldık. Metropoll'ün aday senaryoları anketine yer verdik.

05 May 2022

Tepta Aydınlatma ile birlikte
Financial Times

YAZARLAR

Abdullah Esin

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak