Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni bir sayfa: Ani Köprüsü neden önemli?

Türkiye ve Ermenistan, diplomatik ilişkilerinde uzun bir aradan sonra ilk kez bu denli yakın bir temas süreci yürütüyor. Geçmişte de benzer yakınlaşma denemelerinde bulunulmuş; iki ülkenin en üst düzey liderleri karşılıklı ziyaretler yapmıştı. Ancak bu diyalog süreçleri, ilerleyen dönemlerde başta Bakü ile ilişkiler olmak üzere çeşitli jeopolitik gerekçelerle sekteye uğramıştı.
2018 yılındaki Kadife Devrim ile göreve gelen Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, iktidarı döneminde dış politika alanında ezber bozan ve tarihî adımlar atıyor. Bu adımların bir kısmı gerek Ermenistan kamuoyunda gerekse diaspora Ermenileri arasında olumlu karşılansa da, özellikle İkinci Karabağ Savaşı’ndaki yenilgi, Paşinyan’ın diasporadaki pek çok milliyetçi kesim tarafından sert şekilde eleştirilmesine, hatta "hain" olarak nitelendirilmesine yol açıyor.
- Buna rağmen, “Ermenistan için uzun vadede en doğrusu ne?” sorusunu beraberinde getiren; Rusya’dan kademeli olarak uzaklaşan ve Batı’ya yakınlaşan denge politikası, yaklaşan seçimler öncesinde Paşinyan’ın siyasi kredisini korumasını sağlıyor.
Şüphesiz Paşinyan’ın göreve gelmesi, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin belirli bir ivme kazanmasında önemli bir dinamik oluşturdu. Ancak güncel gelişmelere odaklanırken kısa bir tarihsel yolculuk yapmak, aslında bu iki komşu ülkenin diplomatik alanda her zaman mutlak bir düşmanlık içinde olmadığını hatırlamak açısından faydalı olacaktır.
Deprem diplomasisinden futbol diplomasisine
1988 yılının Aralık ayında, o dönem henüz bir Sovyet cumhuriyeti olan Ermenistan’da 6.8 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem meydana gelmiş ve yaklaşık 1 milyon nüfuslu ülkenin yüzde 40’ı bu doğal felaketten doğrudan etkilenmişti. Spitak merkezli bu sarsıntı, Kars’ın hemen karşısında yer alan ve ülkenin en büyük ikinci şehri olan Gümrü’de de ağır yıkıma yol açmıştı.
Resmî verilere göre 20 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği bu depremde, bölgeye intikal eden ilk uluslararası yardım ekiplerinden biri Türkiye’den gitmişti. Türkiye, bu insani felaket karşısında, ülkesindeki Ermeni vatandaşlarının İstanbul Valiliği’nin izniyle başlattıkları yardım kampanyasının ayni bölümünü Kızılay amblemli tırlar aracılığıyla bölgeye ulaştırdı. Bu tırlar çadır, battaniye, ilaç ve temel gıda maddeleri taşıyordu.
- Türkiye’nin o dönem sergilediği bu yapıcı yaklaşım, iki ülke ilişkilerinde "deprem diplomasisi" kavramının ilk tarihî örneği olarak kayıtlara geçmişti.
Ermenistan, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan ettiğinde Türkiye, komşusunun bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri oldu. Bu tarihî gerçek, ikili diplomatik ilişkilerin kökenindeki tıkanıklığın Osmanlı döneminde yaşanan trajedilerden ziyade, yakın tarihteki 1. Karabağ Savaşı sürecinde ve sonrasında şekillendiğini açıkça göstermektedir.
Sanılanın aksine, iki ülke arasındaki kurumsal temaslar yalnızca dönemsel "futbol diplomasisi" ya da liderlerin doğrudan görüşmeleriyle sınırlı kalmamıştır. 25 Haziran 1992’de İstanbul’da düzenlenen zirvede imzalanan anlaşmayla kurulan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ), Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik entegrasyonunu amaçlayan uluslararası bir kuruluştur. Ermenistan, bu teşkilatın kurucu 13 üyesinden biridir ve kurulduğu günden bu yana İstanbul’da resmî bir daimi temsilciliği bulunmaktadır.
Son olarak, Ermenistan ile Türkiye’nin bugün ulaştığı normalleşme sürecinin en somut zeminini oluşturan Alican Sınır Kapısı’ndaki gelişmeleri hatırlamak gerekir. Türkiye’de "Asrın Felaketi" olarak nitelendirilerek 11 ili derinden etkileyen Şubat 2023 depremlerinin ardından, komşu Ermenistan’dan Türkiye’ye hızlı bir yardım eli uzandı. Afet bölgesi için Ermenistan’da hazırlanan beş tırlık insani yardım malzemesi ve beraberindeki heyet, sınırda yer alan Alican Köprüsü üzerinden Türkiye’ye giriş yaptı.
- Bu gelişme, iki ülke sınırının 35 yıl aradan sonra ilk kez insani bir amaçla açılması anlamına geliyordu. Deprem sonrasında sınırın üçüncü ülke vatandaşlarına açılması yönünde siyasi planlamalar yapılmış olsa da bu karar henüz tam anlamıyla resmiyete dökülüp kalıcı hâle getirilememişti.
Bugün ise tarihî İpek Yolu üzerinde bulunan Ani Köprüsü’nün yeniden inşası için imzalanan protokol, bu normalleşme iradesini nihayet somut ve kalıcı bir gerçekliğe kavuşturacak gibi görünüyor. Üstelik bu kez köprü, sadece üçüncü ülke vatandaşlarının geçişine değil; iki halkın komşuluk ilişkilerini, geçmişin çetrefilli yollarını aşarak doğrudan ve yerinde ziyaretlerle yeniden inşa etmesine de vesile olacaktır.
Uzmanların gözünden Ani Köprüsü
Ani Köprüsü’nün stratejik ve tarihî önemini, bölgeye yönelik kapsamlı çalışmalar yürüten tarihçi Prof. Dr. Karen Matevosyan ve Kars Kültür ve Sanat Derneği Kurucu Başkanı Vedat Akçayöz ile konuştuk.
Ani Köprüsü’nün tarihsel arka planına ışık tutan Prof. Dr. Karen Matevosyan, köprünün inşası ve önemi hakkında şu değerlendirmelerde bulunuyor:
“Köprü, büyük bir olasılıkla Pakraduni Hanedanlığı döneminde, Kral II. Smpad (977-989) zamanında, yani 980’li yıllarda Ani’nin büyük surlarının inşa edildiği dönemde yapıldı. 10. yüzyılın sonları ile 11. yüzyılın başlarında İpek Yolu, daha güvenli olduğu gerekçesiyle Ermeni Krallığı’nın topraklarından geçmekteydi. Bu stratejik önem nedeniyle Arpaçay üzerinde dokuz köprü inşa edildi ki bunlardan biri de tarihî Ani Köprüsü’dür.”
Bugüne kadar yapılan araştırmalarda, İpek Yolu’nun simgelerinden olan bu tarihî yapının tam olarak ne zaman ve hangi sebeple yıkıldığına dair somut bir bulguya rastlanmadığını belirten Matevosyan, ortak çalışma çağrısında bulunuyor:
“Ani Köprüsü’nün Ermeni ve Türk uzmanların ortak katılımıyla yeniden inşa edilmesi, her anlamda çok büyük bir öneme sahip. Son dönemlerde Türk uzmanlar tarafından Ani’de çok sayıda anıt ve kilise başarıyla restore edildi. Gelecekte gerek restorasyon çalışmalarına gerekse şehirde yürütülen arkeolojik kazılara Türk meslektaşlarımızın yanı sıra Ermeni uzmanların da dahil edilmesini arzuluyorum. Böylesi bir kurumsal işbirliğinin, restorasyon ve kazı çalışmalarını çok daha verimli hâle getireceğine inanıyorum.”
‘Köprünün inşası önyargıları kıracak’
Kars Kültür ve Sanat Derneği Kurucu Başkanı Vedat Akçayöz de Ani’nin ve köprünün bölge ekonomisi ile sosyal hayatı üzerindeki çarpan etkisine dikkat çekiyor. Köprünün onarılmasının, Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapılarının açılması sürecini hızlandıracağını savunan Akçayöz, bu adımın iki halk arasındaki önyargıları da kıracağını ifade ediyor:
“İki ülke ilişkilerinin normalleşmesi, özellikle Kars halkı için uzun süredir kapalı olan sınır kapılarının yeniden açılması anlamına gelecek. Bu sayede bölgede ticaret ve turizm canlanacak; Kars ile Gümrü şehirleri ekonomik olarak ciddi bir kalkınma ivmesi yakalayacaktır. Ermenistan-Türkiye uzlaşması, sınır kapılarının açılması ve Zangezur Koridoru’nun işlerlik kazanmasıyla Ermenistan da jeopolitik olarak stratejik bir konum elde edebilir. Zira Ermenistan şu anda mevcut nüfusunu bile korumakta zorlanan, ekonomik olarak tecrit edilmiş bir ülke konumunda.”
Yürüttükleri dernek faaliyetlerine de değinen Akçayöz, sınırın ötesiyle kurulan kültürel köprülerin önemini şu sözlerle aktarıyor:
“Kurucusu olduğum Kars Kültür ve Sanat Derneği olarak, Ermenistan ve Türkiye halkları arasındaki dostluk ve diyalog zeminine katkı sunmayı amaçlıyoruz. Karabağ’daki işgal durumunun sona ermesi, Ermeni-Türk-Azeri uzlaşmasının önünü açarak bölgedeki buzları büyük ölçüde eritti. Bu olumlu süreçte, temeli çökmüş olan İpek Yolu köprüsünün bir an önce 'Ani Barış Köprüsü' olarak yeniden ayağa kaldırılması gerekiyor.”
Köprünün yeniden inşasının Ermeni-Türk dostluğunu pekiştireceğini, kültür ve sanat üzerinden kurulan bağların ticareti de peşinden sürükleyeceğini belirten Akçayöz, sürecin siyasi geleceğine dair ise şu kritik tespiti yapıyor:
“Ancak unutmamak gerekir ki her şey Ermenistan’daki genel seçimlerin sonuçlarına bağlı. Süreçte güvercinler mi kazanacak, yoksa şahinler mi? Bölgenin ve köprünün kaderi, bir anlamda Paşinyan’ın sandıktaki başarısına endeksli.”
Dink’i anarken
İki ülke ilişkilerinin yeniden bir ivme kazandığı bu dönemde, buna değinen bir yazıyı Hrant Dink’in adını anmadan kaleme almak olmaz. Köprünün iki ülkenin ortak girişimiyle yeniden yapılacağı haberlerinin basında yer alması üzerine akıllara bir kez daha gazetecinin Agos’ta konuyla ilişkili köşe yazıları geliyor.
Dink, “iki yakın halk, iki uzak komşu” sözleriyle nitelendirmişti Türkiye-Ermenistan ilişkilerini. Nitekim, vefatından sonra yayımlanan ve köşe yazılarından bir bölümünden oluşan aynı isimli kitabının kapağında Dink’i, Ani Köprüsü’ne bakarken görüyoruz.
Neredeyse tüm hayatını bugünü görmek için mücadele ederek geçirmiş olmasına rağmen, o, ne yazık ki buna tanıklık edemiyor. Biz ise bugün onun mirasını taşımakla yükümlüyüz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Vartan Estukyan
Gazeteci. Kültür-sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


