Türkiye Paris Anlaşmasını Onaylama Yolunda

Her ülke gibi Türkiye de iklim krizine karşı tasarlanan uluslararası politikalarda söz sahibi olmak istiyor. Bu yüzden 1994’deki İlk İklim Sözleşmesi’nden beridir Türkiye bu politikalar içerisinde kendini konumlandırmaya çalışmakta.
Genel olarak Türkiye’nin sera gazı salımını azaltması ve diğer ülkelere de mali veya teknolojik yardım sunması gerektiği diğer ülkeler tarafından da kabul edilmiş durumda.
Ama Türkiye bunu kabul etmiyor ve bu yüzden de küresel anlamda bir sera gazını azaltma çabasında bulunmuyor.
2002’de Türkiye kendini diğer ülkelere mali ve teknolojik yardım verecek ülke listesinden çıkarmasından sonra ise genel bir anlaşmaya varılıyor ama yine de Türkiye kendini sera gazı salımını azaltmak için finansal olarak destek verilmesi gereken bir ülke olarak görmekte.
Küresel anlamda Çin, ABD ve AB gibi devlerin sorumlulukları daha fazla olsa da bu en ufak fosil yakıt miktarının bile verdiği zararı değiştirmiyor. Dünyamız ve insanlık artık daha fazla karbon kullanama riskini alacak kapasitede değil ve burada her ülke ile bireye görev düşmekte.
Zira, bu politik hesapları yapana kadarki sürede Türkiye’nin sera gazı salımı %60 arttı ve Türkiye en fazla salım yapan 15. ülke oldu. O yüzden Türkiye’de artık buradaki rolünü kabullenmesi lazım.

Şubat ayının sonuna doğru düzenlenen İklim Değişikliğiyle Mücadele Zirvesi’nde Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın yaptığı konuşmalar bu konuda belli hedeflerin alındığını gösteriyordu.
Daha önceden hazırlanan Sıfır Atık projesine ek olarak Paris İklim Anlaşması’nda belirtilen ama onaylanmayan hedeflerin tekrarı şeklinde geçen etkinlikte, en önemli başlıklardan biri Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun kurulması oldu.
Geçtiğimiz hafta toplanan bu komisyonun tutanakları ise bize Türkiye’nin iklim politikaları hakkında ışık tutuyor.
Komisyon en başından Türkiye’nin iklim krizinden ciddi bir şekilde etkileneceğini kabul etmekte, bununla beraber sorumluluğu hala “büyük” ülkelere atmakta.
Komisyon için genel durumu bir sunum şeklinde hazırlayan Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Mehmet Emin Birpınar, sorumluluğun büyük ülkelerde olması gerektiğini tekrarlarken, Türkiye’nin ek finansmana ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.
Birpınar bunun için, Paris Anlaşması kapsamında kurulan "Yeşil İklim Fonu"ndan yararlanmak için yaptığı başvuruların ise "Ek 1 prokotol ülkesi olunması" gerekçe gösterilerek reddedildiğini ve Türkiye'ye "Paris Anlaşması'na taraf olun" denildiğini ifade etti.

Buna ek olarak Birpınar, Türkiye’nin çevre standartlarında Avrupa seviyelerine gelmesi için 70 ile 80 milyar dolar arasında bir bütçeye ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Yani burada Türkiye’nin ciddi bir fona ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Öyle ki bu içerisinde 8 milyar dolar bulunan Yeşil İklim Fonu’un bile kaldıracağı bir şey değil.
Birpınar, şu anda Dünya Bankası, Fransız ve Alman Kalkınma Bankalar ile yıllık 3 milyar dolarlık bir paket üzerinde çalıştıklarını belirtiyor ama önemli bir noktaya da dikkat çekiyor.
Bu saatten sonra dünyadaki bütün bankaların, özellikle iklim dostu olmayan projelere destek vermeyeceklerini belirten Birpınar, bundan sonra bu sistemin içerisinde olmazsak, karar mekanizmalarının çoğundan yararlanamayacağımızı belirtiyor.
Komisyonda görevli CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan da, bu dönüşüme uyulmaz ise yılda 1,8 milyar Euro’yu Yeşil Mutabakat kapsamında Avrupa Birliği’ne sınırda vergi olarak ödeyeceğimizi hatırlatıyor.
Yani Türkiye her ne kadar değişim için kendisine fon gerektiğini belirtse de değişim için adımlar atmazsa bu fonların hiç biri kendisine sağlanmayacak gibi.
Açıkçası bu haber iklim aktivistlerinin yüzünü biraz da olsa güldürecek bir haber.

Zira küresel ekonomide iklim dostu olmayan projelere destek bulmanın zorlaştığını devletler seviyesinde duymak, yıllardır süren baskıların işe yaradığını gösteriyor.
Bununla beraber Birpınar Türkiye’nin yasal olarak bir Karbon Nötr hedefi koymasını önerirken “başarılır, başarılmaz yine de olsun” tarzındaki tutumu çok da güven verici bir tutum değil.
Kısaca özetlemek gerekirsek, uluslararası piyasalar ve ülkelerin politikalarındaki değişimler Türkiye’yi geri dönülmesi mümkün olmayan bir noktaya getirmiş durumda.
Eminim ki Türkiye yakın zamanda Paris İklim Anlaşması’nı onaylayacaktır bundan şüphem yok ama bununla beraber bu anlaşmada konulan hedefin kalitesi ve uyum süreci konusunda tartışmalar devam edecek gibi duruyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Küresel İklim Değişikliği Araştırma Komisyonu’nun tutanakları politika değişikliğine ışık tutuyor
13 Nis 2021

YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR


