
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Dünya Ekonomik Forumu'nun bu yıl yayımladığı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporunda Türkiye 146 ülke arasından 124'üncü sırada yer aldı. Geçtiğimiz yıl yayımlanan aynı raporda Türkiye, 156 ülke arasında 133’üncü sırada yer almıştı.
- Endeks ne anlatıyor? Ekonomiye katılım ve fırsat eşitliği, işgücüne katılım, eşit işe eşit ücret, eğitim olanaklarına erişim, sağlık, siyasi temsil gibi kriterlerin baz alındığı endekste, ülkeler 0 ila 100 arasında bir ölçekte puanlanıyor. Bu puanlar, pariteye (yani kapatılan cinsiyet farkının yüzdesine) doğru katedilen mesafeyi tanımlıyor. Rapora göre geçtiğimiz yıl küresel cinsiyet eşitsizliği, %68,1 oranında kapanmış ve bu ilerleme hızıyla tam pariteye ulaşılmasının 132 yıl alacağı tahmin ediliyor.
Ancak konumuz, küresel cinsiyet eşitsizliği değil, Türkiye’deki durum.
Birleşmiş Milletler’in verisi
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı'nın (UNDP) yaptığı İnsani Gelişme Endeksi'ne (İGE) göre Türkiye, 20 yıl süren düzenli ilerlemenin ardından 2019'da 189 ülke arasında 54’üncü sırada ve “çok yüksek insani gelişme” kategorisinde yer alıyor. Ancak bu verilerin cinsiyete göre ayrıştırılmasıyla çıkarılan Toplumsal Cinsiyete Dayalı Gelişme Endeksi'ne (TCDGE) göre geride. Türkiye bu endekste dünyada 162 ülke arasında 68’inci sırada, OECD ülkeleri arasında ise en alt sırada yer alıyor.
Çalışmaya göre, bu genel görünümün ana nedenlerinden birisi kadınlar ile erkekler arasındaki gelir açığı. Kadınların ortalama geliri, 2019 verilerine göre erkeklerin ortalama gelirinin %47’si düzeyinde. Bunun nedeni de, kadınların büyük bir kısmının işgücü dışında kalması: Kadınların işgücü katılım oranı %34, erkeklerinkiyse %72,6.
Feminizm yanlış tanımlanıyor
Kadir Has Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen 23 ilden, kent nüfusunu temsil eden yaklaşık 2 bin 500 kişinin katıldığı "Türkiye'de Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması'nda" kadınların %70'i, erkeklerin de %63’ü kadınların yaşadığı en büyük sorunun “şiddet” olduğunu söyledi.
- “Feminizm” tanımında yanılgı: Araştırmaya göre Türkiye'de, kadınların erkeklere kıyasla daha az hak ve imkâna sahip olduğu düşüncesi artıyor. Özellikle son iki yıldır bu soruya olumsuz yanıt veren kadınların oranı %89'lara kadar çıkıyor. 2016-2022 yarasındaki verilere göre, feminizmin kadın-erkek eşitliğini savunduğunu düşünen kadın ve erkeklerin oranı %50'lerde. Buna karşılık feminizmin kadın üstünlüğünü savunduğunu düşünenlerin oranında artış görülüyor.
- Çalışma hayatı: 2016-2022 arasındaki verilerden kadınların yalnızca %36'sının çalışma hayatında olduğu anlaşılıyor. Öte yandan kadınların %48'inin kendine ait bir banka hesabı olmadığı görülüyor.
- Eğitim arttıkça eşitlik artıyor: Rapora göre, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik kadınlardaki ve erkeklerdeki olumlu görüşlerin 2016'dan bu yana pekişiyor ve eğitim seviyesi arttıkça toplumsal cinsiyet eşitliği konusundaki olumlu görüşler güçleniyor.
Siyasal temsilde cinsiyet eşitsizliği
Akademik İncelemeler Dergisi’nde yayımlanan Dr. Mezher Yüksel’in “AK Parti ve Kadınların Siyasal Temsili” başlıklı makalesinde, Cumhuriyet’in erken döneminde kadınların yasal haklarını kazanmalarında kadın aktivizminin önemli katkısı olsa da belirleyici aktörün devlet olduğu ifade ediliyor. 1930 yılı yerel seçimlerinde, dört yıl sonra ise genel seçimlerde kadınlar seçme ve seçilme hakkını kazanmış. Bununla birlikte TBMM’de kadın temsil oranları, gelişmiş ülkelerin ve BM’nin hedeflerinin oldukça gerisindedir. Kadınların ilk defa parlamentoya seçildikleri 1935'te %4’ün üzerinde olan temsil oranı sonraki seçimlerde düzenli olarak azalmış, çok partili yaşama geçildikten sonra da düşük temsil uzun süre devam etmiştir.
Uluslararası Parlamentolar Birliği verilerine göre; 2021 yılı itibarıyla Türkiye parlamentoda kadın temsil oranı bakımından 191 ülke arasında 129. sırada.
Öte yandan kadınların TBMM’de temsilinde 1990’larda başlayan bir artış söz konusu. 1995’te %2’nin biraz üstünde olan kadın vekil oranı 2007’de %9’a, 2018 yılında yapılan son seçimlerde ise %17’nin üzerine çıkıyor. Makalede bu artıştaki en önemli payın kadın hareketi olduğuna dikkat çekiliyor.
Kadınların siyasi temsilinden bahsederken 20 yıldır iktidar partisi olan AK Parti’nin kadına yönelik politikalarından bahsetmemek olmaz. Makalede AK Parti’nin kadın politikası “fıtratta farklılık fırsatta eşitlik” olarak özetlenmektedir. Parti, kadın ve erkeğin eşit olmadığını savunmakta, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan taleplere mesafeli yaklaşmaktadır. Parti programında; eğitimden şiddete, töre cinayetlerinden yoksulluğa ve siyasete katılıma geniş bir yelpazede kadınların sorunlarına işaret edilmesine rağmen "toplumsal cinsiyet eşitliği" ifadesine yer verilmemektedir.
Parti, kadının aile içi geleneksel rollerini yüceltmesinin yanı sıra aileyi merkeze alan bir toplum anlayışına sahiptir. Bu kapsamda AK Parti’nin kadın politikası aileyi esas alan bir yaklaşımı yansıtır. Makalede bu duruma ilişkin “Aile, toplumun temel kurumudur. Kadın aile ile birlikte anılmakta ve aile içinde anne ve eş olarak üstlendiği geleneksel rollerle birlikte ele alınmaktadır. Dahası kadınların yaşadığı sorunlar ile bunların çözümü de bu çerçevede değerlendirilmektedir.” ifadeleri yer alıyor.

AK Parti'li kadın vekil sayısı/Kaynak:YSK
Evli olmak erkekler için bir avantaj olarak görülürken çalışan kadınlar için daima dezavantaj olarak konumlandırılmıştır; ancak 2002 sonrası dönemde evli kadın milletvekillerinin oranında göreli bir artış meydana gelmiştir. Bu durumda AK Parti’nin bakış açısının etkisi yadsınamaz bir gerçektir; öyle ki 2002-2018 arası dönemde TBMM’ye seçilen AK Partili kadın vekillerin %75’ten fazlası evlidir.
- Değişen temsil: Makalede ayrıca AK Parti’nin kadınların siyasi temsili ve varlığını yalnızca “milletvekilliği” üzerinden değil; kurduğu kadın kolları gibi farklı parti içi konumlandırmalarla sağladığı/sağlamaya çalıştığı ifade ediliyor. Bu gibi farklı kolların siyasete katılım kanallarının çeşitlenmesi bakımından önemli olduğu belirtiliyor.
- Kim temsil ediliyor? Kadınların TBMM’de hangi oranda temsil edildikleri kadar önemli bir diğer husus da kadın milletvekillerinin toplumsal özellikleri ve seçim coğrafyaları bakımından nasıl bir görünüm sergiledikleridir. Bu çerçevede 2018'de yapılan genel seçimler sonunda AK Parti üyesi olarak TBMM’ye giren toplam 53 kadın milletvekili üzerinden bir değerlendirme yapıldığında, eğitim düzeyi ve yabancı dil bilgisi gibi sosyo-kültürel sermaye göstergeleri bakımından zengin bir profil sergiledikleri, çoğunluğunun profesyonel beyaz yakalılar olduğu görülmektedir.
Sonuçta kadınların eşit oranda temsil edilmediği gibi, toplumun her kesimindeki kadının da temsil edilmediğini söylemek mümkün oluyor.
Adalete erişimde cinsiyet eşitsizliği
Müge Gülmez Korkmaz ve Meline Çilingir'in hazırladığı "Toplumsal ve Siyasi Zeminde Adalete Erişimden Beklentiler: Türkiye’de Kadınların Adalete Erişimi" başlıklı raporda, kadınların adalete erişimine ilişkin 3 temel problem ön plana çıkıyor.
- Ekonomik temelli engeller: Kadınların adalete erişiminde dava süreçlerinin ekonomik yükü arasında yalnızca adli makamlar içinde yapılan masrafların değil, mahkemelere ulaşım, çocuk ve yaşlı bakım yükümlülüğünün ücretli devri, çalışan kadınlar açısından mahkemedeki işlemlerin yürütülebilmesi için işverenden alınması gereken izinler gibi zorluklar da bulunuyor.
- Yapısal engeller: Raporda yapısal engellerin toplumsal cinsiyet eşitsizliği, dava sürecinin uzun olması ve bilgi eksikliği olduğu ifade ediliyor. Kadınların en sık bahsettikleri yapısal engelin adalet mekanizmalarında hüküm süren ataerkil yapı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğu ifade edildi.
- Sosyal engeller: Sosyal engellerde de adalet sisteminde hüküm süren ataerkil yapı, içselleştirilmiş yargılar, ‘çoklu ayrımcılık’ veya ‘kesişen ayrımcılık’ sayılıyor.
“Mülteci bir kadınsanız sıkıntılar katlanarak devam ediyor. Bütün kadınlar, etnik kimlik, din, mülteci statüsü ayrımı yapmadan, şiddete maruz kalabilir fakat mülteci kadınların adalete erişimi daha da zor; dil engeli ve Medeni Hukuk’taki çatışmalar en büyük engeller arasında.” -Raporda yer alan bir katılımcı alıntısı
Eğitim ve istihdamda cinsiyet eşitsizliği
“Toplumsal Ci̇nsi̇yet Bağlaminda Türki̇ye’de Eği̇ti̇m Ve Kadin İsti̇hdamina Yansımalari” başlıklı makalede, "Çalışma yaşamında sağlanan başarılar bazen bilerek ya da bilmeyerek kişinin bilgi ve birikimine değil cinsiyete atfedilmekte, bu durum genellikle kadının cinsiyeti nedeniyle tercih edilmemesine neden olmaktadır. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet rollerinin ataerkil bir düzende gerçekleştiği toplumlarda, kadın ve erkek arasındaki farkın daha belirgin olduğu görülmektedir. 2019'DA ilkokul mezunu erkek oranı %20,3, lise ve dengi meslek okulu mezunu erkek oranı %25,2, yüksekokul veya fakülte mezunu erkek oranı ise %19,9’dur, kadınlarda ise bu oranlar sırasıyla %29,1, %17,3, %16,1’dir. Kadınların erkeklere oranla eğitime erişimde fırsat eşitliğine sahip olmaması istihdam edilebilirliğini de etkiler. Kadınların yüksek ücret getiren bilim, teknoloji, mühendislik gibi alanlarda istihdam oranlarının düşük olma nedeni bu işlerin gerektirdiği dijital becerilerden eğitimde fırsat eşitsizliği nedeniyle uzak olmasından kaynaklıdır.” ifadelerine yer veriliyor.

Eğitim durumuna göre cinsiyete dayalı ücret farkı/Kaynak:TÜİK
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kadınların ve LGBTİ+ bireylerin tecrübeleri, Türkiye'nin karnesi, politika önerileri
25 Ağu 2022

YAZARLAR

İlkim Emirler
Deputy editor @ Aposto

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.




