Türkiye'nin ifade ve basın özgürlüğü karnesi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Türkiye'de, ifade ve basın özgürlüğü konusunda birçok araştırma yapılıyor. Raporlarda, Türkiye'nin hem ifade ve basın özgürlüğü endekslerinde dünyadaki konumu tartışılıyor hem de bu alanlarda artan hükümet baskısı ve tekelleşme nedenleriyle birlikte ele alınıyor.
Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin yayımladığı "Türkiye'de Basın Özgürlüğü Raporu'nun" 2021 yılı sonuçlarında dikkat çekici saptamalar yer alıyor. Türkiye'de medya sektörü üzerine kurulan iktidar tahakkümü ve basın özgürlüğüne karşı uygulanan sistematik baskılar raporda şu şekilde özetleniyor:
"Bu raporlarda varılan sonuç, kamu kaynaklarının iktisadi rasyonaliteden uzak şekilde siyasi sadakat karşılığı dağıtıldığı ve medya sahiplerinin de bu ilişkiler ağı içinde yer alarak sahibi oldukları kurumları hükümetin siyasi ajandasının emrine tahsis ettikleri yönündedir. Böylece hükümet, yasal çerçevenin kısıtlayıcı araçlarına başvurmadan, medyayı kontrolü altında tutabilmektedir. 2020 yılında yayımlanan rapordaysa dikkatimizi çeken nokta, yasal yaptırımların keskin şekilde yükselmesi ve özellikle RTÜK'ün medya üzerindeki denetleyici rolünü istismar ederek bir sansür kurumu gibi çalışmaya başlamasıdır."
Medya üzerindeki baskı ve kontrolün, 2023 yılında yapılacak seçimler öncesinde toplumsal kutuplaşma ve gerilimi artırmada bir araç olarak kullanıldığı belirtilen raporda, muhalefet partileri tarafından yönetilen şehirlerde yerel medyanın kısmi bir özgürleşme sürecine girdiği iddia ediliyor.
"2019 yılında yapılan belediye seçimleri sonrası büyükşehir belediyelerinin büyük çoğunluğunun muhalefet adayları tarafından kazanılmasıyla birlikte muhalif medyanın sayısı ve niteliğinde yaşanan gözle görülür artıştır. Her ne kadar muhalif basının baskı altında olduğu dönemde yerel yönetimlerin desteğiyle kurulan basın kuruluşları demokrasinin gelişmesi açısından önem arz etse de kamu kaynaklarıyla finanse edilen medya olgusu muhalif basın için de geçerlidir ve günün sonunda orta ve uzun vadede medya özgürlüğüne kalıcı bir katkı yapması şüphelidir."
Geleneksel medya kanallarının iktidar kontrolü altında bulunduğu bir dönemde, tarafsız ve bağımsız gazetecilik ilkesiyle hareket eden alternatif medya platformları, halkın doğru bilgiye erişimi ve medya özgürlüğüne katkı yapması açısından büyük önem taşıyor. Raporda, alternatif medya platformlarına ayrılan bölümde şu ifadeler yer alıyor:
"Özellikle 2015 senesinden sonra kurulan alternatif medya platformlarının da toplum ve siyaset üzerinde artan etkisinden bahsetmek gerekir. Mütevazi bütçelerle kurulan bu kurumlar, daha çok nitelikli içerik üretmeye odaklanmıştır ve entelektüel iktidarı temsil etme iddiasında bulunmaktadır. Mamafih, toplumun özellikle milliyetçi kesimlerinden bu kurumların finansmanına dair itirazlar yükselmekte, uluslararası kuruluşlardan bu platformlara sağlanan fonlar bir güvenlik açığı olarak tasvir edilmektedir."
Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde ne durumda?
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) tarafından hazırlanan "2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne" göre Türkiye, 180 ülke içinde 149'uncu sırada yer alıyor. 26 gazetecininse gazetecilik faaliyetleri nedeniyle cezaevinde olduğu belirtiliyor.
2021 yılı endeksinde 153'üncü sırada olan Türkiye'nin 2022 yılında 4 sıra yükselerek 149'uncu sıraya "yükselmesinin" nedeni olarak medyaya dönük baskılara karşı sivil toplumun etkin mücadelesi gösteriliyor. Türkiye'de alternatif medya platformlarının sayısında yaşanan artışın basın özgürlüğüne karşı verilen mücadelede büyük önem taşıdığını belirtmek bu noktada önem taşıyor.

Türkiye'de, medya üzerinde kurulan kontrol ve sansür mekanizmasının işleyişinde RTÜK başat bir rol üstleniyor. RTÜK, medya üzerindeki kontrol ve ceza tekelini muhalif medya kanalları üzerinde bir baskı aracı olarak kullanırken iktidara yakın medya kanallarının bu ceza sisteminden tamamen muaf olduğu göze çarpıyor.
Basın Konseyi tarafından hazırlanan 2021 yılı "Basın Özgürlüğü Raporu'nda" RTÜK’ün 2021 yılı faaliyetleri şu şekilde özetleniyor
"1 Ocak- 24 Aralık döneminde yaptığı 50 toplantıda, televizyonlara toplam tutarı 21 milyon 500 bin lirayı bulan idari para cezası verildi. Üst Kurul toplantılarında Halk TV’ye 23; TELE 1’e 21; Fox TV’ye 15; KRT’ye 8 ve Habertürk’e 4 olmak üzere toplam 71 idari para cezası uygulandı. İktidarı övmeleriyle bilinen veya kendini iktidara yakın konumlandıran ve iktidar lehine yayın yapan haber kanallarıyla ilgili RTÜK tek bir ceza vermedi. Haklarındaki şikâyet 100 bine dayanan bu kanallardan. A Haber sıfır, Ülke TV sıfır, Kanal 7 sıfır, TV-NET sıfır, CNN Türk sıfır ceza ile yılı tamamladı."
Peki, ifade özgürlüğünde durum ne?
Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) 2019 Şubat ayı ile 2020 Mart ayı arasında 169 ifade özgürlüğü davasına ait 319 duruşmanın verilerinden hazırladığı raporda Türkiye’de ifade özgürlüğünün ağır tablosunu ortaya koyuyor.
Raporda öne çıkan ilk bulgu, duruşmaları takip edilen sanıkların çoğunun gazeteci, akademisyen, yazar ve sanatçılardan oluşması.
Söz konusu rapordaki şu ifadeler, ifade özgürlüğünün kapsamından çıkarılarak bir terörle mücadele alanı haline getirildiğini ifade ediyor:
"İfade özgürlüğü temelli davalarda sanıklar uluslararası standartlara aykırı olarak yargılanıyor, ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkı kapsamında değerlendirilmesi gereken açıklamaları ve haberleri terör suçlarından hapis cezasına ve ağır para cezalarına mahkûm ediyor."
Raporda ayrıca, adil yargılanma hakkının sistematik olarak ihlal edildiği ve gazetecilik faaliyetinden ötürü yargılanan sanıkların sıklıkla terörle ilişkili suçlardan yargılandığı belirtiliyor.
Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Medya Çoğulculuğu ve Medya Özgürlüğü Merkezi (CMPF)" 2021 2021 yılı raporunda, Türkiye’de ifade özgürlüğünün yüksek risk altında olduğunu öne sürüyor.
"Temel koruma", "piyasa çoğulluğu", "siyasi bağımsızlık" ve "sosyal kapsayıcılık" kriterleri üzerinden yapılan değerlendirmede Türkiye, dört kriterin hepsinde yüksek risk kategorisinde yer alıyor.
Rapordaki en çarpıcı bulgular olarak Türkiye’de medyanın %92 oranında yüksek risk grubunda olması, en çok izlenen 10 TV kanalının iktidar kontrolünde olması ve editoryal bağımsızlığın en yüksek risk grubunda yer alması en dikkat çeken bulgular arasında.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İfade özgürlüğünün sınırlarına dair tartışmalar, Türkiye'deki ifade ve basın özgürlüğünü değerlendiren raporlar, "Pandemi Gölgesinde İfade Özgürlüğü" panelinden notlar
02 Haz 2022

YAZARLAR

Abdullah Esin
Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü mezunudur. Dış politika, diplomasi ve politik ekonomi alanlarında araştırmalar yapmaktadır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




