Türkiye'nin Kömür İnadı Devam Ediyor

Paris Anlaşması'nı imzalayıp, Yeşil Fon alsa da, Türkiye kömürü bırakamıyor.
Türkiye'nin Kömür İnadı Devam Ediyor

Türkiye’nin 5 yıl aradan sonra Paris Anlaşması’nı imzalaması, uzun zamandır bu anı bekleyen çevreciler için bir dönüm noktası olsa da, Ekim ayından bu yana yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin bu anlaşmayı, en kibar şekilde söylemek gerekirse, anlamadığını gösteriyor.

28 Kasım tarihli Çevreci Geek bülteninde de bahsettiğim gibi, Paris Anlaşması ve COP26 sonrası bile Türkiye’nin kömürden çıkmaya niyeti yok gibi gözüküyor.

Kömür, küresel sera gazı emisyonlarının %46'sından, elektrik sektörünün sera gazı emisyonlarının ise %72'sinden sorumlu bir enerji kaynağı.

2021 yılında kömürlü termik santrallerinin Türkiye'nin elektrik üretimindeki payı %32 seviyesinde, karbondioksit ise ulusal sera gazı emisyonlarında %78’lik bir seviyeye sahip.


Paylaşılan veriler 2022'de neredeyse hiç kömür artışı göstermiyor ama ÇED başvuruları farklı bir gerçek gösteriyor.


Bununla beraber, şu anki hükümetin iklim krizini konuşurken cümle arasına sıkıştırdığı bir şey var; o da Türkiye’nin küresel sera gazı emisyonundaki sorumluluğunun neredeyse hiç,  yani %1 civarında olduğu.

Bu cümle ise tam anlamı ile sihirbazların en iyi dostu olan yanlış yönlendirmeden öte bir şey değil.

Tabii ki Çin ve ABD gibi nüfusu ve ekonomisi bizden devasa büyük ülkeler önümüzde olacak ama paya değil sıralamaya baktığımız zaman Türkiye sera gazı salımında, 190 ülke arasında 15. sırada.

Bu küçümsenecek bir sorumluluk değil.

Özellikle bizden ekonomik olarak gelişmiş ve nüfusu benzer İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerin bu sıralamada bizden de geride olduğunun altını çizelim.



Yani Türkiye’nin sera gazını azaltma sorumluluğu olduğunu ve bunun için kömürlü termik santrallerden başlamamız gerektiğini artık kabullenmemiz gerekiyor.

Bununla beraber Türkiye hala bunu konuda sağlıklı bir şekilde çözüme ulaşmakta zorlanıyor. Yönetim şu an kabullenme evresine daha ulaşmış değil, daha çok inkar evresinde gözükmekte.

Paris ve COP26 sonrası kömür ile ilgili ilk açıklamalar, Kasım ayında, Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürü Dr. İzzet Alagöz ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’den gelmişti.

Alagöz’e göre, yerin altında 60 yıl yetecek kömürümüz vardı ve bu kömürü yerin altında bırakma niyetimiz de yoktu. Dönmez ise karbon yakalama teknolojisinin gelişmesi durumunda Türkiye’nin kömürden çıkmayacağını söylemişti.

Bu açıklamaların ötesinde ÇED süreci planlanan projeler, kömürden elektrik üretme isteğinin açıkça devam ettiğini göstermekte. 

Öncelikle, Milas’taki YK Enerji A.Ş, IC İÇTAŞ Enerji – LİMAK Enerji ortaklığı ile işletilen, Yeniköy ve Kemerköy termik santralları için kömür sağlayan ve Akbelen Ormanı ile bölgedeki köyleri tehlikeye sokan alanlar tek saha haline getirildi ve 2041 yılına kadar işletilmesine izin verildi.

Ocak başında ise arka arkaya eski kömür bölgelerinden haberler gelmeye başladı. Daha önce termik santral yapılması planlanan Eskişehir’e bu sefer, kömür madeni için planlar olduğu ortaya çıktı.



Bir kaç gün sonra ise Türkiye’de hava kirliliğin en yoğun olduğu Kahramanmaraş’ta ise Afşin Elbistan Termik Santralı’na ilave iki ünite daha açılması için ÇED başvurusu yapıldı. Projelerde bu ünitelerden ekonomik olarak 30 yıl daha elektrik üretilmesi bekleniyor.

Aynı şekilde Denizli Avdan’da da kömür madeni için neredeyse 4 milyon metrekarelik alanın kamulaştırılması da tüm bu projeler ile birlikte kömürden elektrik üretiminin devam edeceğini bize göstermekte.

Bununla beraber, elektrik üretimine baktığımızda aslında son 3 yıldır kömürün payının azaldığını görmekteydik. Ama detaylara indiğimizde uzun yıllardır süren kuraklığın elektrik üretiminde hidroelektrik santrallerin payını da azalttığını görüyoruz.

2021 yılında hidroelektriğin üretimdeki payı %26’dan %17’ye geriledi ve kömürün payı %3 azalmasına rağmen, doğalgazın payı %23’ten %33’e yükseldi. Böylelikle fosil yakıtların elektrik üretimindeki payı %58’den %65 gibi bir seviyeye çıkmış oldu.



Yenilenebilir enerjinin üretim miktarı son 10 yılda iki katına çıksa da, bu artış Türkiye’nin elektrik üretimdeki artışın ancak yarısından biraz fazlasını karşılayabildi.

Aradaki fark ise çoğunluğunu ithal ettiğimiz, dengesi döviz kuruna bağlı ithal fosil yakıtlardan kapatmaya çalıştık. 

Anlaşılan o ki, Türkiye döviz kurunun yükseldiği, küresel olarak fosil yakıt fiyatlarının arttığı, kömürün ise Paris sonrası uluslararası piyasadan çekildiği şu dönemde bir seçim yaptı.

Türkiye önümüzdeki dönemlerde elektrik üretimine temiz, adil ve herhangi bir yakıta bağlı olmayan yenilenebilir enerji yerine; doğayı, havayı ve suyu kirleten, yerel halkı yerinden eden kömür ile devam edecek.

Ama bu seçim ne kadar doğru? Her ne kadar yerli kömürü artırsak da, Türkiye kömür ve doğalgaz kaynağı açısından hiçbir zaman kendi kendine yeten bir ülke olmadı.

Doğalgaz için Karadeniz’de yapılan keşfin sadece bir yıllık doğalgaz tüketimi için yeterli olacağı uzmanlar tarafından açıklandı. Araştırma gemileri tüm güç çalışsa da, Türkiye’nin doğalgaz konusunda ciddi oranda Rusya, İran ve Azerbaycan’a bağımlı olduğunu biliyoruz.

Son dönemde ise İran tarafından basit bir teknik sorundan yaşanan doğalgaz krizi ise 10 gün boyunca sanayide enerji kullanımını alt üst etti, bakanlıktan resmi olmayan “elinizde ne varsa yakın” önerisi iletildi.

Peki politik olarak çalkantılı bu bölgede doğalgazın bir silah olarak kullanılması durumda ne yapacağız. Şu anki Rusya ve Ukrayna gerilimi ne gibi sonuçlar doğurabilir?

Sadece savaş veya politik olarak değil, ticaretimizin %50’sini oluşturan Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat planları ile üretilen ürünlerin karbon ayakizleri istenilen seviyeye çekilmezse, ihracatta yıllık 4 milyar dolarlık bir vergi yükü ortaya çıkabilir.

Bununla beraber, Türkiye’nin yenilenebilir enerji seviyesi 21.yy’ı bile yakalamış değil. 

Bina yalıtımı ve altyapı güncellemeleri gibi basit ama etkili teknolojiler ile verimliliği artırmak, çatı güneş panelleri ile bireysel ya da kooperatif yatırımı kolaylaştırmak yerine bu adımları zorlaştıran, devlet yardımını azaltan kararlar alınmakta.



Bu sorunları çözmek için şu sıralar İklim Şurası düzenleyen ve STK’ları dinlediğini belirten yetkililerin aynı anda 30 yıl daha kömürden elektrik üretmeyi planlaması ise bize konuyu özetliyor:

Dünya tarihinin en ucuz enerji kaynağı güneş ile elektrik üretim açığımızı kapatmak yerine, dünya tarihinin en kirli ve adaletsiz kaynağı olan kömüre yönelmek tamamı ile politik bir karar.

Ve bu karar, ekonomimizi, ekolojimizi, sağlığımızı ve toplum dengesini bozmaya devam ediyor.

O yüzden çevre ve iklim konusunda adım atmak istiyorsak, ilk yapmamız gereken politik kararların bu şekilde alınmasını engellemek.

Bunu da ancak sivil topluma katılarak, organize olarak, yerelin sesini güçlendirerek başarabiliriz.

Yoksa acı bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalacağız: “Sosyal adalet konuşmadan iklim krizini konuşmak, bahçıvanlıktan öteye geçemez.”

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Çevreci GeekÇevreci Geek

BÜLTEN SAYISI

Türkiye'nin Kömür İnadı Devam Ediyor

Paris Anlaşması'nı imzalayıp, Yeşil Fon alsa da, Türkiye kömürü bırakamıyor.

13 Şub 2022

Enerji Günlüğü

YAZARLAR

Çevreci Geek

İklim haberleri üzerine yorumlar.

İLGİLİ OKUMALAR