G-7 zirvesi ve iklim krizi

(Çizim: Bilge Alpay)
Dünyanın en büyük ekonomileri arasındaki işbirliğini artırmak ve ortak politikalar üretmek için düzenlenen G-7 zirvesi iklim değişikliği, pandemi ve diğer gündemler ekseninde Birleşik Krallık’ta toplandı. Paris Anlaşması’nda "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler" ilkesi doğrultusunda, anlaşmaya taraf olan her ülkenin iklim kriziyle mücadelede kendi hedeflerini belirmesine yol açan bulanık yapının aksine; zirveye katılan ülkelerin geçen ay bakanlar düzeyinde gerçekleştirdiği toplantılarda mutabakat sağlandı ve ortak hedeflere ulaşılması için hayata geçirilecek düzenlemeler açıklandı. Söz konusu toplantılarda; G-7 ülkeleri enerji sektörünün 2030’a dek karbon-nötr hale getirileceğini, sera gazı emisyonuna dayalı sıcaklık artışının Paris Anlaşması’nda belirlenen sınır değerin 0.5°C altında yani 1.5°C ile sınırlandırılacağını, deniz aşırı ülkelerde kömür enerjisine yapılan yatırımlara verilen finansal desteklerin sona erdirileceğini taahhüt ettiler. Aslında bu atılım, Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) küresel enerji sektörünün 2050 itibarıyla net sıfır emisyona ulaşması için yeni petrol yatırımlarının yanı sıra kömür enerjisine yönelik yatırımların da derhal sona ermesi gerektiğini tespit etmesinden yalnızca günler sonra gerçekleşti.
Pekiyi, çağımızın en güçlü liderlerinin İngiltere'de, Cornwall'daki küçük bir koyda birkaç günlüğüne buluşmasıyla, bizlerin yaşamında fark yaratacak bir toplantı mı olacak yoksa söz konusu etkinlik çoğu zaman olduğu gibi boş konuşmalarla mı geçecek? Aslında G-7 ülkelerinin yetkilileri yıl boyunca toplantılar yapıyor, anlaşmalar imzalıyor ve küresel konular hakkında ortak açıklamalar yayımlıyorlar. Bu yılki zirve öncesinde, G-7 Maliye Bakanları küresel şirketlerin daha yüksek vergiler ödemesi konusunda anlaştılar. Zirvede ise, liderler genellikle o dönemdeki ana konular hakkında görüş alışverişi yapıyorlar.
Tüm ülkelere aşamalı olarak kömürü bırakma çağrısında bulunan ve aynı zamanda önümüzdeki Kasım ayında 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'na (COP26) ev sahipliği yapacak olan Birleşik Krallık ise; iklim kriziyle mücadeledeki öncü duruşuna rağmen West Cumbria bölgesinde açılması planlanan bir kömür madeni işletmesine onay verdi. Bunun yanı sıra, geçtiğimiz aylarda Kuzey Denizi’nde yeni bir petrol ve gaz çıkarma ruhsatına da yeşil ışık yakmıştı. Paralel şekilde, Birleşik Krallık merkezli kalkınma ajansı Tearfund’ın yayımladığı raporda, G-7 ülkelerinin COVID-19 salgını üzerine açıkladıkları ekonomik destek paketlerinde, uzlaşılan politikalara ters düşecek şekilde, temiz enerji kaynaklarına kıyasla fosile dayalı kaynaklara 42 milyar dolar daha fazla bütçe ayırdıkları gözler önüne seriliyor.
Yine de, G-7 ülkeleri 2002 yılında sıtma ve AIDS ile mücadele adına küresel bir fon oluşturulmasında önemli bir rol oynadılar. Benzer şekilde, bu yıl uzlaşılan vergi mutabakatının geniş kapsamlı sonuçları olabileceğine yönelik umutlar mevcut. Fakat G-7, dünyanın en büyük iki ülkesi olan Hindistan ve Çin'i içermediği için "çağın gereksinimlerini karşılamayan ülkeler grubu" olmakla da eleştiriliyor. Tam da bu yüzden zirvede ilan edilecek kararların etkisinin katılımcı yedi ülke ile sınırlı kalması durumunda; iklim krizine yönelik küresel çapta işbirliği gerektiren hedeflerin gerçekleşmesi riske girebilir. Sözgelimi, Japonya ile birlikte kömüre dayalı yatırımların dünyadaki en büyük finansörü olan Çin; Japonya’nın çekilmesini fırsat bilip, gelişmekte olan ülkelerde kömür santralleri kurulmasını teşvik edebilir.
Zirvede ve peşi sıra COP26'da gündeme gelecek bir diğer başlık ise "karbon emisyonu kredisine dayalı bir piyasa" şeklinde özetlenebilecek bir sisteme yönelik tartışmalar olacaktır. Söz konusu mekanizma ile, çevreyi kirletenlerin neden oldukları karbon salınımı için ödeme yapması, yeşil ekonomilerin ise biriktirdiği karbon kredilerini bu ülkelere satması amaçlanıyor. Adil görünüyor değil mi? Ancak bir de şu açıdan bakmak gerek: Zengin ülkelerin gerçek bir değişikliğe kalkışmak yerine "parasını verip çevreyi kirletmesinin" önüne nasıl geçilecek? Örneğin bir ormanı yok eden bir ülkenin ne kadarlık bir ödeme yapması gerektiğine kimler, nasıl karar verecek?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


