Uzun yol yolcusu, alçakgönüllü bir fasıla: Virgül

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Edebiyatımızda virgül tutkunu şairlerin sayısı az değildir. Özellikle İlhan Berk virgüle çok düşkündü:
“Salt duruşuyla vardır virgül, duruşunu, bir onu öne sürer,
onu önerir bir:
- BÖYLE VARIM!
der gibidir. Yani hep baş aşağı, hep uysal, alımlı, güvenli, kardeş. Gerçi duruşunu tersyüz ettiği, başkaldırdığı olur, ama o durumda da yine o duruşu öne geçer: yalın, kusursuz, güzel. Fakir bir sokak, mahalle çocuğu gibi; ama salt kendi kalarak, kendi olarak, hiçbir şeye yaslanmadan.…
En kolay yazılan yazı işaretidir de sonra, kalemin ucunu
bir kağıda koyup aşağı doğru çekin,
şöyle:
,
tamam işte öyle.
Böyle bir şeydir işte virgül.”

Oktay Rifat ise Virgül şiirinde şöyle seslenmişti:
“Bir virgül dilimin ucunda,
Ezik ve kekremsi,
Her bütüne meydan okuyan”
Virgül her bütüne meydan okur. Virgülün unutuluşu, kimi cümlelerde anlam bulanıklığına neden olur. Diplomatik metinlerde bir virgül yüzünden uluslararası krizler bile doğmuştur. Kısacık bir cümlede bile virgülün yokluğu, gereksiz yerde kullanımı veya yerinin değişikliği anlam kaymasına sebep olabilir. Örneğin şu iki cümleye bakalım:
- İhtiyar balıkçıya yaklaştı ve şöyle dedi:
- İhtiyar, balıkçıya yaklaştı ve şöyle dedi:
İlk cümle ihtiyar bir balıkçıya referans verirken ikinci cümle ise bir ihtiyarı özne kılar.
Medyamızın bıktıran hatalarından biri, her özneden sonra virgül koyma alışkanlığıdır. Oysa virgül işareti cümlede birbiri ardınca sıralanan isim, sıfat, zamir ve fiillerden sonra kısa bir duraklamayı belirtmek için kullanılır. Yazı dilinde virgül, dilin cümle içerisindeki seyrine yön vererek bilgi akışını ve odaklanmayı denetleyen ses bilimsel (fonolojik) bir belirleyicidir. Virgül konuşma dilindeki yarım durakların yazı dilindeki karşılığıdır.
Virgül anlam üzerinde etkili bir fonolojik yönlendiricidir. Bu duruma bir örnek verelim:
- Öğretmen okulundaki çiçekleri, suladı.
- Öğretmen okulundaki, çiçekleri suladı. (Öğretmen okulundaki kişi)
- Öğretmen, okulundaki çiçekleri suladı.
Virgülün tarihi
İlhan Berk virgülü “uzun yol yolcusudur her şeyden önce” diye tarif eder. Peki virgülün tarihi bize ne anlatır? Anlatım için çok önemli olan virgül işareti dilimize Fransızcadan geçmiştir. Sözcüğün aslı virgule şeklindedir ve “yan çizgi, eğri çizgi” demektir. Sözcüğün kökeni, Latincede “küçük çizgi, şerit, değnek” anlamlarına gelen virgula’dır. Almancada komma, İngilizcede comma diye adlandırılır.
Prof. Dr. Faysal Okan Atasoy’un “Noktalama İşaretlerinin Tarihi” adlı makalesine göre, Bizanslı dil bilgini Aristophanes’in geliştirdiği ancak pek yaygınlaşamayan üç noktalama işaretinden biri de satır çizgisinin yukarısına ortaya [·] yerleştirilen ve media distinctio olarak adlandırılan virgüldür.
Tipografi uzmanı Huda Simitshuijzen AbiFarès’e göre virgül, nokta işaretinden doğmuştur. Romalı yazıcılar taşa kazıyacakları yazıları öncelikle fırçayla taş üstüne işaretlemektedir. Fırçanın taş üstünde bükülmesi sonucu noktanın alt tarafında oluşan küçük kuyruk, işaretin öbür noktalardan farklılık kazanmasını sağlamıştır.
Araştırmacı yazar Geoffrey Ashall Glaister, virgülün bugünkü şeklinin, Yunan yazıtlarında 9. yüzyıldan beri kullanıldığı bilgisini verir. Dil bilimci Malcolm Parkes’a göre 15. ve 16. yüzyıllarda matbaanın yaygınlaşması ile birlikte hem harfler hem de yazıda kullanılan diğer işaretler bugünkü biçimlerini almaya başlamıştır ve virgül de bu süreçte kalıcı şeklini almıştır.
Virgül işlevsel anlamda bakıldığında bu görevi yerine getiren ilk noktalama işareti değildir. Önceleri, okuyucunun biraz duraklaması gereken yeri ve kısa süreli soluk almayı göstermek üzere değişik işaretler kullanılmıştır. Bu işaretlerden biri de “ara verdirici değnek” diye tercüme edilebilecek olan virgula suspensiva adlı işarettir.
Parkes 12. ve 13. yüzyıllarda kullanılan bu şekillerin bugünkü eğik çizgiye benzediğini, bunun dışında bugünkü virgülün kurallarını karşılamak üzere, punctus flexus adı verilen işaretin kullanıldığını, bu işarete cümle ortasında küçük duraklamaları göstermek için yer verildiğini yazmıştır. Virgül genellikle anlamın parçalanmasını (sense of disjunction) veya yan cümlenin (comma) sonunda kısa süreli duraklamayı göstermek üzere kullanılmıştır.
Türkçede virgüle benzeyen ilk işaret, 14. yüzyılda Şeyyad Hamza’nın Yusuf ve Züleyha mesnevisinde mısralar arasında kullanılmış olmakla birlikte noktalama işaretleri Tanzimat Dönemi’ne kadar daha çok süsleme amaçlı olarak yazım dilinde yerini alır. Şemsettin Sami’nin Türkçede noktalama işaretleri hakkında bilgilere yer verdiği Usûl-i Tenkit ve Tertip adlı eserinde virgüle karşılık olarak “fâsıla” terimi yazılır ve 16 madde ile kullanım yerleri sıralanır. Hakkı Baha’nın Usûl-i Tenkit adlı eserinde ise 35 madde ile işaretin nerelere yerleştirilebileceğine dair kurallar belirlenmiştir.
Tanzimat dönemi metinlerinde ve, ki bağlaçlarından önce ve sonra virgül kullanılması Fransızca imlanın etkisine bağlanabilir. Çoğu Fransızca olan noktalama terimlerinden bazıları (virgül, parantez, apostrof) dilimizde uzun zaman değiştirilmeden kullanılmış; sonraları virgül dışında neredeyse tüm noktalama işaretlerinin adı günümüze kadar Türkçeleştirilmiş ama “virgül” terimi hiç terk edilmemiştir.
Virgülün kullanımı
Virgül işaretinin kullanımına dair güncel TDK Yazım Kılavuzu’nda şu kurallara yer verilmektedir:
“Virgül ( , )
1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:
Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sıcak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)
2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:
Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için konur:
Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)
4. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur:
Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Atatürk)
5. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına konur:
Akşam, yine akşam, yine akşam,
Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)
6. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerinden sonra konur:
Adana’ya yarın gideceğim, dedi.
Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. (Necati Cumalı)
7. Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin bitimine konur:
– Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu.
8. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:
Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,
– Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)
9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bildiren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.
Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)
10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:
Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)
11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:
Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)
12. Sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için kullanılır: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş)
13. Metin içinde art arda gelen zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra konur:
Ancak yemekte bir karara varıp, arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.
UYARI: Metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz:
Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)
14. Özne olarak kullanıldıklarında bu, şu, o zamirlerinden sonra konur:
Bu, benim gibi yazarlar için hiç kolay olmaz.
O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı. (Tarık Buğra)
15. Kitap, dergi vb.nin künyelerinde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:
Falih Rıfkı ATAY, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.
Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:
ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.
Başka noktalama işaretlerinde olduğu gibi virgül işaretinin kullanımının da kafa karışıklıklarından azade olduğu söylenemez. Doç. Dr. Yusuf Sülükçü “TDK’nin Yazım Kılavuzu’ndaki Noktalama İşaretleri Hakkında Bir İnceleme ve Tespit Edilen Problemler için Öneriler” adlı makalesinde, TDK Yazım Kılavuzu’ndaki noktalama işaretleri maddelerinde ifade sorunu bulunan ya da diğer noktalama işaretlerinin kurallarıyla çelişen durumları tartışmaya açmış, önerilerde bulunmuştur. Doç. Dr. Yusuf Sülükçü’nün Kılavuz’daki virgül ile ilgili maddeler üzerinde yapılmasını önerdiği değişiklikler şöyledir:
“6. madde: Doğrudan alıntı şeklinde olmayıp bu sebeple tırnak içinde gösterilmeyen dolaylı alıntı cümlelerinden sonra kullanılır.
7. madde: Konuşma çizgisinden sonraki iç cümle şeklindeki alıntı cümle, hangi noktalama işaretini gerektiriyorsa o noktalama işareti konur ve -varsa- temel cümlenin kelimeleri küçük harfle devam eder.
8. madde: “Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur.” kuralının kaldırılması ve sadece İki Nokta maddesinde verilen kuralın kalması uygun olur.
11. madde: Mektup, nutuk, resmî yazışma vb. yazılı metinlerde, yazıya girişte kullanılan hitap ifadelerinden sonra konur ve virgülden sonra paragraf başı yapılarak metne büyük harfle devam edilir.
13. madde: Anlam karışıklığı olabilecek durumlarda zarf-fiil eklerinden sonra virgül kullanılabilir, gerekli olmadığı müddetçe metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz.
UYARI: Kullanılmadığı zaman cümlede anlam karışıklığı ortaya çıkmayacaksa veya virgülün diğer maddeleriyle çelişmedikçe tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz.
Noktalama işaretlerinin; sadece yazılı anlatımı ilgilendirmediği ve sözlü anlatımda anlatılmak istenen durumların, anlamın bozulmadan yazıya geçirilmesinde en önemli araç olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Bu eksikliğin giderilmesi için Kılavuz’a şöyle yeni bir uyarı konulmasının uygun olacağı kanaatindeyiz:
Tek nefeste okunamayacak kadar uzun ve ögeleri arasında virgül kullanılmamış cümlelerde, nefeslenmeyi sağlamak amacıyla cümledeki uygun bir zarf-fiil veya -sA ekinden sonra virgül kullanılabilir.”
Temel eğitimde öğrencilerin noktalama işaretleri arasında (noktalı virgülden sonra) kullanımı sırasında en çok yanıldıkları işaretin virgül olduğu saptanmış. Oysa bu tür hatalara düşmemenin ve virgül gibi noktalama işaretlerinin doğru kullanılmasının yöntemleri bazı edebî metinler üzerinden eğlenceli bir dille aktarılabilir. Örneğin Oğuz Atay’ın Ne evet ne hayır! adlı öyküsü, hiç virgül kullanılmaması nedeniyle çok özel bir metindir:
Bütün problemleri ele alarak uzun bir araştırmalardan en ince teferruatına kadar iğneden ipliğine kadar düşündüm ele aldım niyetimi gayet ciddi kurdum (bazı yerlerde virgül koymak gerektiğini hissediyorum fakat nedense bunu yapmak elimden gelmiyor)
Yazımıza virgül düşkünü İlhan Berk ile başlamıştık. Virgülün şiirimizdeki yerinden söz ederken Ülkü Tamer’i anmazsak virgül üzerine yazımızın bir virgülü eksik kalacaktır. Tamer’in Virgülün Başından Geçenler kitabını Cemal Süreya, “ironinin altındaki katıksız sevinç” diye nitelemişti. Ülkü Tamer virgüle olan sevgisini şöyle dile getirir:
“Virgül, noktalama işaretlerinin en alçakgönüllüsüdür. Böbürlenmelerden, caka satmalardan hoşlanmayanların simgesi.”
Ülkü Tamer hayata veda ettiğinde Türkiye PEN Yazarlar Derneği ardından şu mesajı yayımlamıştı:
“Şiire virgülü eklemişti, şimdi bir virgül eksildi. Şiirin de virgülün de boynu bükük kaldı.”
Not: Yazının bittiğine bakmayın, virgüle dair söylenecek söz bitmez! Aşağıdaki cümlelerde virgülleri farklı yerlere yerleştirince ne oluyor bakalım, haydi! Örneğin:
- Yaralı yüzünü bizden gizliyordu.
- Yaralı, yüzünü bizden gizliyordu. (Yaralı kişi yüzünü bizden gizliyordu).
- Yaralı yüzünü bizden gizliyordu. (Yaralı olan yüzünü görmemizi istemiyordu).
Sıra sizde:
- Sessiz duran adamı kolundan tutup itti.
- Seni müdür odasına çağırıyor.
- Bir anda soğuk odayı kaplamıştı.
- Yabancı gazetecinin sorularını yanıtlamadı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Suha Çalkıvik
Seslendirme sanatçısı, öğretim görevlisi ve İTÜ Radyosu'nun Yayın Koordinatörü. Uzun yıllar TRT’de dublaj sanatçısı olarak çalışan Çalkıvik, NTV haber kanalının kuruluşundan itibaren tanıtımlarını seslendirdi. 1992'den beri İTÜ’de öğretim görevlisi olarak çalışıyor; #tarih dergisinin Türkçe köşesini yazıyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





