Yangınlar ve bizim sorumluluğumuz

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İklim krizi sebebiyle dünyanın dört bir yanında ciddi yangınlar oluştu. 28 Temmuz’dan bu yana Türkiye'nin güney kıyı bölgelerinde başlayan ve Ege’ye doğru yayılan yangınlar ise ülkecek en büyük gündemimiz hâline geldi. Salı günü yayımlanan Spektrum'da Dr. Serkan Köybaşı ile devletin yangınlar ve ormanları korumaya yönelik sorumluluğunu konuşmuştuk.
RTÜK, orman yangınlarına ilişkin yapılan yayınlarda "halkı olumsuzluğa yönlendirebilecek içeriklerin ortaya konulduğunu" belirterek televizyonda yayın yapan medya kuruluşlarına "halkı yanlış yönlendirebilecek üsluptan kaçınmaları" uyarısında bulundu. Açıklamada, farklı noktalarda çıkan 100'ün üzerinde yangının, acil müdahale ekipleri tarafından başarıyla söndürüldüğüne dikkat çekilerek "Buraları hiç görmeksizin sadece yanan alanların ısrarla ekranlara taşınması, kaos havası beklentisinde olan çevrelerin istediği yönde bir yayıncılıktır" denildi. Böyle bir tehlike atmosferi altında işini yapmaya çalışan birçok gazeteci ise sosyal medyadan yayınlarına devam etti. Sahaya tanınmış kişiler ve bazı milletvekillerinden destek geldi. En baştan beriyse yerlilerin ve yardım için gelen yurttaşların mücadelesi umut oldu. CHP'li 11 büyükşehir belediye başkanı ise "Yetkili kurumlar tarafından izin verilmesi halinde, yangın söndürme uçaklarını, gerektiği her an koordinasyon halinde Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kullanımına sunacağımızı da beyan ederiz" diyerek desteklerini belirtti.
Yangın sürecinde herkes seferber oldu ancak bu dünyanın geleceği için yangınları görmediğimiz dönemlerde de sorumluklarımız var. Dr. Serkan Köybaşı ve iklim aktivisti/Yale Üniversitesi öğrencisi Selin Gören’e de tekrar bu felaketleri görmemek için bizim sorumluluklarımızı sordum.

Selin Gören
“Hem aynı şekilde yaşamaya devam edip hem de “ormanlar yanmasın, iklim değişmesin” demek bir çelişki.”
Bu kriz bekleniyor muydu?
2 yıldır düzenlenen grevlerde bu felaketlerin geldiği iklim aktivistleri tarafından ısrarla belirtiyordu. Selin Gören, iklim biliminin zaten 1990’da yayımlanan ilk IPCC raporundan bu yana küresel ısınma tehlikesinin altını çizdiğini; şirketleri ve hükümetleri aksiyon almaya çağırdığını, yeşil dönüşümün getireceği ekonomik yaptırımları göze almak istemeyen hükümetlerin maalesef ki gözlerini bu krize kapamayı seçtiğini söyledi. Bu konuda farkındalık yaratılması için medyaya da görev düştüğünü ancak "medyanın da bu suça ortak olduğunu” belirten Gören, iş işten geçtikten sonra iklim konusuna önem verilmeye başlandığını vurguluyor.
Neler yapılabilirdi?
Bizim günlük hayatımızda dikkat etmemiz gereken davranışlar olsa da sorumluluğun karar alıcılarda olduğunu belirten Gören şunları söylüyor:
“İklim ve orman ekolojisi çalışan uzmanlar aylardır bu kurak havanın büyük yangınlara yol açabileceğini söylüyor, yetkililerden önlem talep ediyordu. Bu yangın sezonu için önlemlerde geciktik, ama daha önümüzde önlem almamız gereken çok felaket var gibi gözüküyor. O yüzden acilen iklim felaketlerine karşı savunma planları oluşturmaya başlamalıyız. Bu krizi çözmek vatandaş olarak bizim sorumluluğumuz değil. Ormanları yeniden ağaçlandırmak, yangına su taşımak, yangından hasar gören bütün canlılara yardım etmek… Bunları yapması gereken biz değiliz, karar alıcılar. Görev tanımlarında var bu! Kriz anında karar almak için oradalar, düğüne gitmek için değil.”
Peki biz ne mi yapmalıyız?
İklim krizine karşı nasıl politikalar üretildiği konusu aslında temel haklarımıza bulunduğumuz ülkede ne kadar özen gösterildiğiyle de alakalı. Siyasi olarak yanlış gördüğümüz problemlere verdiğimiz tepkiler çevre problemlerinde yeteri kadar görünür olmuyor. Gören, bu yorumuma şunu ekledi: “Bu yanlış afet yönetimine karşı sesimizi çıkarmalıyız. Yangın söndürme uçakları nerede diye sormalıyız. İklim hareketinin bir parçası olmalı, Paris İklim Anlaşması TBMM'den geçirilinceye kadar durmamalıyız. İklim adaletini "kapkara haykıran puntolarla" yazmalıyız her yere. Türkiye’nin Yeşiller Partisi’ne olan ihtiyacının altını renkli kalemlerle çizmeliyiz. Çünkü ancak bir araya gelirsek, politik aksiyon talep edersek bu işi çözebiliriz. Biz istediğimiz kadar yardım çağrısı yapalım, fidan dikelim; bir paradigma ve sistem değişikliği olmadıkça iklim krizi çözülmeyecek.”
Bizim ne yapacağımız sorusuna Dr. Köybaşı ise şu şekilde yanıt verdi.
“Vatandaşlar olarak eskisine göre daha dikkatli olmalı, ormanlık – çalılık – makilik alanlara sadece izmarit ve şişe değil, hiçbir çöp atmamalı veya bırakmamalıyız. Neyin, nasıl bir büyütece dönüşüp yangın çıkaracağını bilemezsiniz. Bunun da ötesinde, iklim krizinin etkilerini azaltmak için yaşam tarzımızı değiştirmeliyiz. Şu anki hayat tarzımız tüketim ve karbon salımı üzerine kurulu. Bu da iklimin ısınmasına ve düzensizleşmesine neden oluyor. Çok basit önlemlerle karbon ayak izimizi azaltabiliriz: gereksiz tüketimden kaçınmak, et tüketimini azaltmak ve hatta sona erdirmek, seyahatlerimizin sayısını azaltmak, tatil için yakın yerleri tercih etmek ve uçağa binmemek, yaşamak için daha küçük evler tercih etmek ve çocuk yapmamak bunlardan bazıları. Elbette ki çoğumuz yaşam standartlarımız düşeceği için bunları yapmayı istemeyecektir ancak bu şekilde devam edemeyeceğimiz de artık ortada.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün orman yangınlarıyla mücadelede bize düşenlere, devletlerin orman yangınlarına karşı farklı stratejilerine ve Kuzey Akım-2 enerji mutabakatına odaklanıyoruz.
05 Ağu 2021

YAZARLAR

Nesibe Kırış
@kocuniversity law&sociology '19 | human rights lawyer | fellow @ussalconsultancy | political consultant | author @aposto @metapolitik_| editor @B_Noktasi

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.
16 Tem 2026

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.




