“Yemekte, içmekte, giyinmekte, süslenmekte daima yerli malı kullan!”

Yıl 1929’un sonları, devir tasarruf devri. 1929 yılının Ekim ayı, gerçekleşen Büyük Buhran (The Great Deppresion) henüz etkilerini hissettirmeye başlamamış. Öte yandan Türkiye savaştan çıkalı henüz çok olmamış. Yeni bir ülke kuruluyor, dolayısıyla ekonomik kalkınma hamlelerine daha sıra gelememiş. Zaten Osmanlı’dan sanayi başta olmak üzere ekonomik olarak borçtan başka pek bir şey de kalmamış. Hâl böyle olunca tarıma dayalı bir ülke olarak pek çok ürün ithal ediliyor. “Sanki şimdi çok farklı!” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, şimdi de dışa bağımlı, kendimiz üretmeyip dışarıdan tüketen bir durumdayız. Ama 1930’ların koşullarında hiç fabrikamız yok da değil. Bunlardan biri de -yazarımızın da bahsettiği- Yedikule Pamuk İpliği Fabrikası’ydı. Günümüzde en çok tartışılan padişahların başında gelen II. Abdülhamid döneminde açılan bu fabrika İngilizlerce kurulur, I. Dünya Savaşı başlayınca devlet tarafından el konulur ve 1940 yılına kadar üretime devam eder.
Aslında yerli ürünlerin kullanılmasıyla ilgili ilk adımlar Meşrutiyet dönemine kadar dayanır. Cumhuriyet ilan edildikten sonra ise 1925 yılında “Yerli Kumaştan Elbise Giyilmesine Dair Kanun” çıkarılır. Kanunun ilk maddesinde; meclis üyeleri, ordu ve polis mensupları, belediye başkanları ve belediye meclisi üyeleri, üniversite hocaları ve talebeleri, memurlar yerli üretim kıyafet ve ayakkabı giymeye mecbur tutulur. Görüldüğü gibi yerli malı ile ilgili ilk adımlar giyim üzerine olmuş.
Büyük Buhran’ın yıkıcı etkileri fırsat bilinip devletçilikle beraber 1930’ların ortasından itibaren sanayileşme hamleleri atılmaya başlandığında yerli malı kullanımı daha çok teşvik edilecekti. Giyim özelinde bakıldığında yerli malı Bursa ipeği, Hereke kumaşı, Beykoz kundurası gibi yerli üretim üzerinden ön plana çıkarılır. Ekonomik Buhran’ın etkisi 1930’ların başında hissedilmeye başlayınca kıyafette yerli malına dönüş gittikçe artar, daha ucuz olduğu için hazır giyimin ilk adımları atılır. Sümerbank bu işe öncülük eder. Sümerbank’ın ürettiği elbise ve kumaşlar yerli malını kullanmayı teşvik etmenin yanı sıra köylü ve kentliler arasında bütünlük meydana getirir. Elde mevcut olanlarla idare edilerek tasarruf yapılması, yabancı mamul yerine yerlisinin tercih edilmesi vurgulanır. Mehmet Selahattin’in de belirttiği gibi her yerde bir tasarruf, bir yerli malı furyasıdır gider. Çünkü 1929 yılından itibaren her senenin 12-19 Aralık arası yerli malı ve tasarruf haftası ilan edilir. Bu kapsamda yapılan kutlamalar 1930’lar boyunca coşkuyla devam eder. 1940’lara gelindiğinde II. Dünya Savaşı’nın yol açtığı ekonomik sorunlar nedeniyle bu kutlamalara adeta dört elle sarılınır.
Aslında bu kutlamalar yakın döneme kadar devam etmişti. Benim gibi 30’larında olanlar ilkokul döneminde yapılan yerli malı haftalarını hatırlayacaklardır. Okullardaki bu etkinlikler giyimden ziyade yiyecek temelinde gerçekleşirdi. Giyimde ise anneler biçki dikiş öğrenip kendilerinin ve çocuklarının kıyafetlerini dikerdi. Tabi aldıkları kumaşlar büyük ihtimal yerli üretim değildi.
Bugün geldiğimiz noktada yerli malı kullanımını özendirmek ya da bireysel olarak buna çabalamak pek bir anlam ifade etmiyor. Tasarruf ise artık bir hayal.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Göktuğ İpek
https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?
1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.
İLGİLİ OKUMALAR




