Yeni bir anayasanın şartları oluştu mu?

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Uzun yıllardır Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri olan PKK terör örgütü kendini feshetme kararı aldı. Bundan ancak mutluluk duyulur; kararın alınmasına kim katkı sunduysa hepsine teşekkür edilir.
İlk gençliğini 90’larda yaşamış bir insan olarak hem İstanbul’da hem de Türkiye’nin çeşitli yerlerinde düzenlenen bombalamalar ve saldırılar, adının hakkını verecek şekilde, pek çok kişi gibi beni de terörize etmişti. Sultanahmet Meydanı’na park edilmiş ve yanlış yere park edildiği için şans eseri otoparka çekilen bir aracın patladığı an ve ardından lisenin bahçesinden izlediğimiz dumanlar en travmatik hatıralarımdan biri. Türkiye’deki pek çok insanın benzer ve hatta daha ağır travmaları var.
Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da yaşanan hak ihlalleri, köy boşaltmalar ve mahkeme kararlarına kadar yansıyan işkence, yargısız infaz ve zorla kaybetme vakaları da silahlı çatışmalardan doğan acının diğer tarafı. Eğer “Terörsüz Türkiye” denen bu süreç başarılı olursa gençlerin ve bundan sonra doğacak olanların bu tür acılara ve travmalara maruz kalmayacak olması büyük bir mutluluk.
Haklı eleştiriler
Bu sürecin şeffaf yürütülmediğine, içeriğinin hâlâ tam olarak bilinmediğine, daha geçen güne kadar “Apo denen cani asılmalı, HDP kapatılmalı, HDP’yi kapatmazsa AYM kapatılmalı” diyen Devlet Bahçeli’nin neden bir anda 180 derece dönüp “Öcalan Meclis’te konuşma yapsın” sözleriyle böyle bir süreç başlattığının açıklamaya muhtaç olduğuna yönelik eleştiriler bana haklı gibi görünüyor. Ancak bu konularda derinlemesine bir bilgim veya uzmanlığım yok. O yüzden bu tartışmaları başkalarına bırakıyorum.
Derinlemesine bilgim olduğunu iddia edebileceğim bir konu ise yeni anayasa yazım süreçleri. Doktora tez konum “Anayasalardaki Değişmez Maddeler” idi ve bu çerçevede bir anayasaya kimin veya kimlerin değişmez madde koyabileceği, bunların gerçekten hukuken değiştirilip değiştirilemeyeceği gibi sorular anayasa hukukunun en tartışmalı konularından biri. Kendinizi gerekçelendirebilmek için yoğun bir teorik araştırma ve tartışma yapmanız gerekiyor.
Burada bu tartışmalara girip sizi boğmak istemem ama isteyen YÖK’ün Tez Merkezi’nden tezi açıp okuyabilir. Tezin önemli bir bölümü yeni bir anayasanın nasıl yazılabileceği ile ilgili çünkü iddiam, değişmez maddelerin ancak ve ancak yeni bir anayasa yazan güç tarafından belirlenebileceği. Bu güce anayasa hukukunda “asli kurucu iktidar” deniyor.
Anayasalar hukukun dışında yazılır
Asli kurucu iktidar, en kısa tanımıyla bir anayasayı sıfırdan ve hiçbir hukuk kuralıyla bağlı olmaksızın yazan iktidardır.
“Hiçbir hukuk kuralıyla bağlı olmamasının” nedeni, aslında “hukuk dışında” veya “hukuk öncesinde” faaliyet gösteren bir güç olmasından kaynaklanır. Yani öyle bir iktidardır ki hukuk, onun yazdığı anayasayla (ve buna bağlı olarak devlet ve toplumla) ortaya çıkar. Tabii o daha anayasayı yazarken bu hukuk henüz oluşmadığı için onu bağlayacak bir hukuk da yoktur. Mantıklı.
Buna bağlı olarak, asli kurucu iktidarlar son derece istisnai zamanlarda ortaya çıkar. Bunların klasik örnekleri savaşlar, darbeler, ayaklanmalar, bölünen veya aksine, federasyon kuran ülkelerdir. Örneğin, Türkiye Devleti’ni kuran 1921 Anayasası, Kurtuluş Savaşı’nın bir ürünü.
1961 ve 1982 Anayasaları ise darbelerin sonrasında yazıldı. Bugün Suriye’de Esad’a karşı ayaklanan halkın zaferi sonucunda bir anayasa yazım süreci işliyor. Eskiden Yugoslavya olan coğrafyada şimdi çok sayıda ülke var ve her biri bağımsızlıkla birlikte yeni anayasa yazdı. Dünyanın en eski yazılı anayasası ise İngiltere’ye karşı birleşen kolonilerin kurduğu ABD’nin 1787 Anayasası.
Demokratik anayasa yazımı örneği: Güney Afrika
Peki yeni bir anayasanın yazılması için illa bir savaş veya darbe mi olması gerekiyor? Hayır. Bir ülkede, eski hukuksal düzenden kaynaklanan sorunların aşılması amacıyla da yeni bir anayasa şiddete ve hatta hukuksal bir kesintiye gerek kalmadan yazılabilir.
Bunun en güzel örneği 1996 tarihli Güney Afrika Anayasası. Apartheid adı verilen ve ırkçı anayasal düzene karşı yıllarca süren silahlı mücadelenin ve uluslararası ambargonun ardından bir zamanların “terör örgütü lideri” Nelson Mandela’nın “bir demokrasi kahramanı” olarak hapisten salıverilmesiyle başlayan yeni anayasa yazım süreci 6 yıl sürdü.
Öyle ki siyahların müzakere masasına oturabilmesi için önce eşit kabul edilmeleri gerektiğinden, önce eski anayasa yürürlükten kaldırıldı ve geçici bir çerçeve anayasa kabul edildi. Sonrasındaysa, özgür seçimlerle kurulan ilk meclisin merkezde olduğu ama halkın da aktif şekilde katıldığı, en baştaki yol haritasının dahi tüm tarafların ortak kararıyla hazırlandığı, sorunların karşılıklı güvenle aşıldığı bir süreç yaşandı ve Güney Afrika Cumhuriyeti demokratik bir ülke olarak yeniden kuruldu.
Türkiye için asli kurucu iktidar vakti (mi?)
Anlaşılan Türkiye’de de yakında bir yeni anayasa yazımı tartışması başlayacak. Zira dile kolay, 40 seneyi aşkın bir süredir silahlı mücadele yürüten PKK, silah bıraktı ve mücadeleyi sadece siyasal zeminde devam ettirmeye karar verdi. Bu, neresinden bakarsanız bakın, önemli bir gelişme.
- Peki bu, asli kurucu iktidarın yeniden ortaya çıkmasını ve yeni bir anayasa yazılmasını sağlayabilecek kadar önemli bir gelişme mi? Eğer ülkenin otoriterlikten demokrasiye geçişini de sağlayabilirse, evet öyle.
Bakıldığında PKK lideri Öcalan, yaptığı açıklamada “kardeşlik hukuku üzerinde yeni bir sözleşmeye” ihtiyaç duyulduğuna işaret etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Yeni anayasa konusunda çalışmamak mümkün değil” şeklinde konuştu. Bunlara paralel olarak Bahçeli, TBMM’de bir “Millî Birlik ve Dayanışma Komisyonu” kurulmasını teklif etti. CHP’li Sezgin Tanrıkulu ise bu komisyonun mutlaka bir kanunla kurulması gerektiğini söyledi.
Benim tüm bu olanlardan anladığım, TBMM’de kurulması öngörülen bu komisyonun yeni bir anayasanın taslağını yazmakla da görevli olacağı. Tabii bu durum, hemen akıllara 2011’de başlayan ve TBMM’deki dört partinin (AKP, CHP, MHP ve HDP) eşit üye verdiği, çalışma şartlarını kendi belirlediği (bu, Bahçeli’nin yeni önerisinde de var) ve oydaşmayla karar alan Uzlaşma Komisyonu deneyimini getirdi.
Yeni anayasayı yazmakla görevli bu komisyon dayanağını ne Anayasa’dan ne de TBMM İçtüzüğü’nden alıyordu. Dolayısıyla, hukuk dışıydı. Kötü anlamda söylemiyorum. Eğer sıfırdan yeni bir anayasa yazıyorsanız, yani asli kurucu iktidarsanız az önce söylediğim gibi, zaten hukuk dışı olmak zorundasınız.
Demokratik mi olsun, antidemokratik mi?
Ancak bu, aynı zamanda şu demek: Her kim ki asli kurucu iktidardır, ne değişmez maddelerle ne de anayasa değişikliğine ilişkin kurallarla bağlıdır. Yani devletin laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olduğuna dair ilkeler değiştirilebilir ve bu yapılırken Anayasa’yı değiştirmek için TBMM’de ihtiyaç duyulan çoğunluklara ilişkin kurallara da tâbi değilsiniz demektir.
Asli kurucu iktidar demokratik şekilde de oluşabilir (Güney Afrika’da olduğu gibi), antidemokratik şekilde de (1961 ve 1982 Anayasalarının yazıldığı süreçler gibi). Bu, onun anayasa yapma kapasitesini etkilemez. Ama demokratik bir anayasa yazım süreci yürütmek istiyorsanız bu iktidar sadece “bir grup insandan” oluşmamalıdır. Demokratik asli kuruculuk, yıllara yayılan ve sadece partilerin değil, halkın geniş kesimlerinin de dahil olduğu bir süreçtir.
Eğer kurulursa bu yeni komisyonun da yeni bir anayasa yazımına başlayıp başlamayacağını henüz bilmiyoruz. Ancak eğer böyle bir plan varsa öncelikle bunun şimdiden açıklanması gerekir. Şeffaflık, demokratik bir anayasa yazım sürecinin olmazsa olmaz koşullarından biridir. Evet, belki Türkiye’de çok önemli bir gelişme yaşanmış olduğu ve bunun da yeni bir anayasa yazım sürecine yol açması gerektiği iddia edilebilir. Fakat bu sürecin antidemokratik şekilde yürütülmesi, ortaya çıkacak metnin meşruiyetini daha en başından olumsuz şekilde etkiler.
'Anayasa anı'nı kaçırmamak gerek
Türkiye’de hem devletin hem de toplumun Kürtlere yönelik baskı ve haksızlık sicili oldukça kabarık. Şimdi bunun kardeşlik ilişkisi içinde çözülmeye başlanması ve bunun da anayasal seviyede gerçekleşme ihtimali oldukça umut verici. Ancak bu yapılırken Almanların "anayasa anı" dediği ortamı da yaratmak gerekir.
- Buna göre, toplumun genelinde zamanının geldiğine inanılan yeni anayasanın hazırlık masasına oturan veya oturması beklenen herkese eşit davranılması, kimsenin “bir şeylere” zorlanmaması ve karşılıklı güvenin olması gerekir.
Dolayısıyla, çıkılan bu yolun daha ilk adımlarında Türkiye’nin birinci partisi hâline gelen CHP’nin düşmanlaştırılması, Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun içi boş dosyalarla tutuklanması, tüm sol hareketlerin kriminalize edilmesi, anayasal haklarını kullanan gençlerin tutuklanması, ifade özgürlüğünün her geçen gün daha da sınırlanması, muhalif basın-yayın organlarının ve gazetecilerin giderek daha fazla baskıya maruz bırakılması sürecin kendi içinde bir çelişki yaratıyor. Bu yapılanlar, PKK’nın silah bırakmasıyla ortaya çıkan anayasa anına zarar veriyor.
Anayasalar birleştirdiği kadar bölebilir de
Anayasalar, birer toplum sözleşmesi olarak halkı biraraya getiren ve birlikte yaşama iradesini ortaya koyan belgeler olmalıdır. Bu nedenle, günümüzde anayasaların içeriği kadar, yazım süreçlerinin de kapsayıcı ve demokratik olması gerektiği genel olarak kabul ediliyor. Eğer aynı 1961 Anayasası’nın yazım sürecinde olduğu gibi, halkın önemli bir kesimini sürecin dışında bırakırsanız o anayasa kabul edilse bile toplumu birleştirmez, bilakis böler. Bir sorunu çözeyim derken, yepyeni başka sorunlarınız olur.
Bu nedenle, eğer bir anayasa yazım sürecine girişilecekse öncelikle mevcut Anayasa’nın uygulandığı, herkese eşit davranılan, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulan, yargının sopa olarak kullanılmadığı, ifade özgürlüğü üzerindeki tehditlerin ve muhalif basın üzerindeki baskıların kaldırıldığı bir ortam yaratılması gerekir.
- Dolayısıyla, sağlıklı bir anayasa yazım sürecinin yaşanmasının ve ülkenin gerçek bir demokrasi hâline gelmesinin yolu, sadece Selahattin Demirtaş’ın değil, onunla birlikte Can Atalay’ın, Ekrem İmamoğlu’nun, Osman Kavala ve diğer Gezi mahkumlarının, Ümit Özdağ’ın ve tüm tutuklu gençlerin serbest bırakıldığı bir ortamın yaratılmasından geçiyor.
Son olarak, deniyor ki “Asıl amaç Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi.” Mümkündür. Yeni anayasayla birlikte Erdoğan yeniden aday olabilir mi? Evet, olabilir. Ama eğer gerçekten demokratik bir ülke olmamız amaçlanıyorsa oy pusulasında resmi, Demirtaş ve İmamoğlu’nun resminin yanına basılmalı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
YAZARLAR

Serkan Köybaşı
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü. 2005 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi akademik kadrosunda olan Köybaşı'nın ifade özgürlüğü, vicdani ret, hayvan hakları, doğanın hak özneliği ve iklim değişikliği hukuku gibi konularda makaleleri ve tebliğleri bulunmaktadır. 2023 yılında doçentlik eseri olarak “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı bir kitap yayınlamıştır.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.




