Yeniden Karşılaşalım!

İki yılın ardından ilk Türkiye ziyaretimde, önce özlediğim mahallerde rast gelerek iki lafın belini kırdıklarımla hasret giderdim, sonra da hem masa arkadaşım Turna ile sonunda(!) yüz yüze buluştuk görüştük, yol haritamızı belirledik; hem de Aposto! ekibinin sevdiğim, merak ettiğim yüzleriyle fiziksel buluşmalar yaşadım. Yani, biraz daha kalabalıklaşarak evin yolunu tuttum. İstanbul’u kısacık zamanda solumaya çalışırken az şey mi…
***
Türkiye’ye yola koyulmadan bir süre evvel haberdar olup heyecanla beklediğim, Tayfun Polat’ın çoklarımızı heyecanlandıran “Türkiye’de Bağımsız Müzik: Başlangıç” kitabı çıktı. Maalesef ben Hollanda’ya döndüğüm sıralarda fiziksel olarak satışa sunuldu kitap. Şimdi kendisi bana doğru yolda. Almamış olanlara bir hatırlatma olsun..
Kitabın tanıtımı Kıraathane Kitap Şenliği kapsamında Kara Plak Yayınları'nın çevrimiçi buluşmasıyla ben Gaziantep’te bir aile yemeğindeyken gerçekleşti. O kadar heyecanla bekliyordum ki buluşmayı kulaklığı kapıp masanın başka bir ucuna çekilerek, Tuğçe Yapıcı’nın güzel mi güzel moderatörlüğündeki oturuma sızıverdim. Kaçırdığını düşünenler varsa telaş etmesin youtube linki için buyrun tıklayın. Bu kitaba dair bu kadar heyecanlanmamın sebebi; hem yüksek lisans tezim için Karga’da zamanını uydurup Tayfun Polat’la görüşme şansı bulmamdan hem de kendimce çalışmamın bir sağlamasını yapma eğilimimden. Tezimi yazıp bitirip hatta kurtulduktan sonra tahmin etmiyordum, ama alan çalışmama dönüp dönüp yeniden temas ediyorum. Üzerine daha ne öğrenilir bu alandan neler çıkar, diye hep bir şekilde temas ediyorum. Çevrimiçi buluşmada Tayfun Polat’ın anlattıkları, üzerinde durduğu bazı tanımlar, verdiği cevaplar yüzüme kocaman bir gülümseme oturttu, bolca not aldım. Kitapla vakit geçirdikten sonra da ayrıca buluşuruz bülten içinde. Başka dillere çevrilecek, devamının gelecek olması da umarım benim gibi sizlere de biraz heyecan salar. Ben de kitabıma heyecanla kavuşmayı bekliyorum.
***
Benim için her Türkiye ziyareti sonrası eve dönmek yeni bir entegrasyon dönemi demek. Hele de bu kadar uzun zaman soluk soluğa bir ziyaretse… Bu geçiş süreci izlediklerim ve takip ettiklerime de sirayet ediyor. Bu ara Radyo Eksen’in %100 Müzik Günlüklerine bakıyorum. Hakan Tamar’ın alternatif sahnenin ‘kilit isimlerini’ ziyaret ettiği bölüm, mahallede tura çıkmışız hissi verdiğinden bir de burada hatırlatmak istedim. İzlememiş olanlarımıza… buradan buyurun.
***
Fotoğraf: Berk Çakmakçı
Gelelim en sevdiğim kısım olan Müzisyenin Ağzından röportaj serisine. Burada da biraz arayı açmış olsam da güncelliğinden bir şey yitmemiş meselelerin hatırlatmasıyla devam edelim. Kim bilir, sahneler açılmışken belki pandemi sonrası etkileri konuşuruz ilerde... Neyse, serinin bu seferki konuğu Tuğçe Şenoğul. Bu görüşme benim için tam anlamıyla bir karşılaşma oldu diyebilirim. Zira bazen beklemediğim anlarda karşıma çıkan bazen de benim dönüp dönüp baktığım bir müzisyen kendisi. Video kliplerinin renklerinden kurgusuna, şarkılarını sunuş ve anlatış biçimine kadar önce dikkatimi; sonra da dönem dönem demlenmesi, durup beklemeleri, her an göz önünde olmayışıyla merakımı cezbeden biri Tuğçe Şenoğul. Daha da merakla ne çıkacak kendisinden, diye bekleyeceğim gibi duruyor… Konumuzu serinin devamından hatırlayacaksınızdır, müzik dünyasının kucağından hiç inmemiş pandemi sürecinde de ayyuka dayanmış sorunları.
Biz görüşmemizi temmuz ayı sonunda yapmış olsak da müzik dünyasındaki sıkıntı ve sorunlar geçmiş değil. Yeni bir kapanma olsun olmasın, konuşulmaya yazılıp çizilmeye ihtiyaç hâlâ var. Müzik dünyasının kıpırtı faslını henüz geçip hızlandığı günlerde bir araya gelmiş olsak da pandemi Tuğçe’nin de gündeminden henüz düşmemişti. Tuğçe’nin üslubuyla bir daha hatırlayalım isterim birkaç ay önce konuştuklarımızı. Ez cümle, son iki yıldır konuştuklarımızı gündemde ne kadar tutarsak o kadar iyi. Özellikle de müzisyenin ağzından…
“Sanatla ilişkili olan herkesin içinden geçtiği durumun, pandemiden bağımsız, çok dikkatli gözlenerek özenle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de yeni fikir alanlarının açılması, çünkü belli ki eski fikirler çalışmıyor, ayrım yapmadan streamingi ölçüt almadan, sanatçıların eşit koşullarda faydalanabileceği bir alt sistem oluşturabilmek… Bu zaten bence ivediyetle bir ihtiyaç ülkemizde. “
Müzik dünyasının kucağındaki ağırlığı ile bekleyen sorunların çözümüne, değiştirilebilir ve iyileştirilebilir olana önce kendi üretim alanından başlayarak bakmaya ve bunu deneyimlemeye çalıştığı bir süreçteydi Şenoğul biz bu sohbeti gerçekleştirdiğimiz sıra. Özeleştirisini de hakkıyla yapan ve soru payını da bırakarak birlikte düşündüğümüzü hissettiğim bir röportajdı.
“…Her şeyin başında üretimin ne kadar değerli bir şey, hâl olduğunu, sanatın ne kadar değerli olduğunu bir hatırlamak gerekiyor… … İnsanların yakın bir tavırda buluşması zaten anlaşılabilir bir şey, ama konu Türkiye’de müzik gibi bir yere geldiğinde o zaman işler biraz değişiyor. Aslında hepimizin pandemiyle öğrendiği, bundan sonrasını daha fazla düşündüğü ve sorumluluk aldığı bir konu olmalı, diye düşünüyorum. …“
Tuğçe Şenoğul ile hem üretmek üzerine hem kendi dünyasındaki verim dengelerine ve Türkiye’deki müzik dünyasına, Sosyal güvencesiz hâllere, ekonomik destek paketlerine, kayıtsız kalınmış ve güvensiz bir ortamda sanatlarıyla yaşayan müzisyenlere… Serinin devamında konuşulanları yeniden bir geçirip bir de Tuğçe özelinde ele almaya, anlamaya çalıştık sorunları. Ve en nihayetinde üretim sürecine dair bazı ipuçları için, Şenoğul’un müzik dünyasındaki aşamaları konuştuk.
“… halihazırda bildiğimiz eksikleri nasıl daha çok tamamlamaya çalışabilirim, daha çok ona bakmaya çalışıyorum. Yani sana bir liste sunabilirim, şunlar eksik, bunlar beni çok rahatsız ediyor, bunlar beni çok üzüyor, diye… …bence hepimiz çok farkındayız bunların ve birilerinin bunlardan bahsetmesi dediğim gibi çok değerli. Ben de bu bahseden insanları dinleyerek, anlamaya çalışıp oraya nasıl katkıda bulunabilirim, bakmaya çalışıyorum…. ... Ama yani işte bu cinsiyet ayrımcılığı her anlamda, bireysel hâl, bilmiyorum belki hayatta kalma dürtüsüdür, çıkar üzerinden kurulan ilişkiler, profesyonellikle ilgili yaşanan sıkıntılar… Baktığında konuşulacak çok fazla mesele var. …”
Tuğçe’yle olan görüşmeden hem ilk seride pandeminin sıcağı ve hararetiyle bir kıyas üzerinden anlamaya çalıştıklarımızı, hem müzik dünyasının faillerinin üstlendiği rolleri hem de yeniden çok disiplinliği düşünerek ayrıldım. Topluluk olmak, benzer tavra ve algıya sahip bir müzik dünyasını paylaşmak, o dünyalar içinde üretenlerin ‘bireysel’ kalmış tutumları, anlaşılabilir yanları ve artık oraların da kazılması gerekliliği ile kolektif hâlleri belki de yeniden birlikte düşünme ihtiyacımız… Ne dersiniz?
“…Çoklu bilinmeyenlerin içinde olduğumuz bir aralık / geçiş sürecinde gibiyiz. Bu yüzden her şeye biraz şüpheyle yaklaşıyoruz. Bu çok anlaşılır geliyor bana…”
Bir de haber vermiş olayım, Tuğçe Şenoğul’un bizlerle buluşmayı bekleyen şarkıları yolda! Umarım sizler de benimle birlikte beklemeye koyulursunuz. Bu güzel röportajın tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Tuğçe Hakarar
Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR




