Zengin sporu

Zengin sporu

Size üç tane tenisçi ismi sorsam eminim pek çoğunuz çok düşünmeden rahatlıkla sayabilirsiniz. Bunun için bir tenisçi ya da tenis takipçisi olmanıza gerek yok. Çünkü tenis bir şekilde hayatımızın içinde olagelmiştir. Çok ilgilenmesek de, izlemesek de bir gün bir kereliğine de olsa tenis oynamak, en azından canlı izlemek istemişizdir. Aslında tenis hep bir zengin sporu olmuştur. Mesela futbol gibi topluma mâl olabilmiş bir spor değildir. Haçlıların 12. yüzyıl başlarında Orta Asya’da tahta parçaları ve topla oynanan bu oyunu Avrupa’ya getirmesinden itibaren asilzadeler, krallar ve aristokratlar arasında popülerlik kazanmıştır. 

İlk olarak "Le Jeu du Paume”, yani “avuç içi oyunu” olarak bilinen bu oyun, özel kapalı bir alanda elle topa vurularak oynanıyordu. Kısa bir süre sonra çıplak elin yerini raket aldı. 17. yüzyıla gelindiğinde ise Parisli asillerin vazgeçilmez oyunlarından biri olmuştu bile. Her ne kadar halk da bu oyuna ilgi gösterse de işin içine kumar girince kamuya açık yerlerde oynanması yasaklanmış ve sarayın kapalı kapıları arkasında oynanır hale gelmişti. Bu yüzden “saray tenisi” olarak da biliniyordu. 1789’da Fransız Devrimi, aristokrasinin bir parçası olan "Le Jeu du Paume”u da ortadan kaldırdı. Daha önce Fransızlardan görerek kendi ülkelerine götüren İngiliz asilleri oyunu oynamaya devam etti. Zaten bu oyunun günümüz tenisine dönüşmesi sağlayanlar da İngilizler oldu. Badminton ve Rackets oyunlarından alınan ilhamla tenis ilk baştaki karmaşık kurallarından kurtuldu ve bugünkü hâlini aldı. 1877 yılında ilk Wimbledon’ın düzenlemesiyle artık bir spora dönüşmüştü.

Tenis oynayan Avrupalı bir çift


1900’lerden itibaren tenis Avrupa ve Asya’da giderek yayıldı. Osmanlı’nın tenisle tanışması da 1900’lerin başlarında İstanbul’daki İngiliz Levanten aileler sayesinde olmuştu. (Yine İngilizler!) İlk defa İstanbul’da oynanması aslında şaşırtıcı değildi. Ancak tenisle tanışmamızda İstanbul’daki İngiliz Levantenler kadar İzmir-Bornova’da yaşayan Fransız ve İtalyan Levantenlerin de etkisi vardı.

Moda’da yaşayan İngiliz Levantenlerin burada düzenlediği etkinlikler ve çoğunlukla İngiliz elçilik personelinin katıldığı Tarabya’daki Summer Palace Oteli’nin tenis kortunda düzenlenen “Challenge Cup” tenise olan ilgiyi artırdı. Londra’da özel olarak som gümüşten yaptırılan bu turnuvadaki kupalar üç yıl boyunca üst üste şampiyon olanlara yerine yenisini koyması koşuluyla veriliyordu. Çiftler ve tekler için ayrı ayrı verilen kupaları kazanan şampiyonlar ertesi sene kupayı iade ediyordu. Turnuva o kadar meşhurdu ki meraklıları ülke dışından dahi İstanbul’a getiriyordu. 1900 yılında başlayan bu turnuva her yıl iple çekilirdi. O dönemin tanıklarından Dorina L. Neave turnuvaya olan ilgiyi şöyle anlatır:

“Milletler arası turnuvaların sürdürüldüğü günlerde, sabah yediden itibaren Summer Palace otelinin tenis kortları oyuncular ve seyretmeye gelenlerle dolardı. Türkler hiçbir zaman tenis oynamaya cesaret edemez ama çoğunlukla maçları seyretmeye gelirlerdi… Akşamüstüne doğru kibar bir kalabalık tenis kortlarında toplanırdı. Ne var ki kimsenin maçla ilgilenmediğini fark ederdim. Spor yapan birkaç kadın ve erkek dışında seyirciler ikram edilen çayı içerler, birbirlerini süzerler ve çene çalarlardı…”

Neave, Türklerin tenis oynamaya cesaret edememesi konusunda pek de haklı sayılmazdı. Çünkü yurt dışında okumuş ve İstanbul’da kendi kendine oynayarak ya da oynayanları seyrederek öğrenen bazı Türklerden turnuvaya katılanlar vardı. Ancak İngilizler daha iyi oynadığı için turnuvayı onlar kazanıyordu. 1920’lere gelindiğinde rüzgâr tersine dönmeye başlamıştı. 1918’de Fenerbahçe bir tenis kulübü açıp Kuşdili Çayırı’nda çalışmalara başlamıştı. İlk ciddi maçlarını 1920’de Osmanbey Kortu tenişçileriyle yapmış, 31 Mart 1921'de Amerikalıları, 24 Haziran’da İngilizleri ve 28 Temmuz 1922'de de Beyoğlu'nun en iyi yabancı tenisçilerini yenmişlerdi. Ertesi yıl ise Beşiktaş Jandarma Okulu kortlarında düzenlenen ilk İstanbul bölgesi tenis şampiyonluğunu kazanmışlardı.

1924 yılına gelindiğinde asıl büyük başarıya çok yakındılar. Çünkü 1924’te “Challenge Cup”ı ilk defa İngiliz partneri E. Whitall ile birlikte Suad Bey (Subay) isimli bir Türk kazanmıştı. Bu, âdeta İngilizlere karşı ikinci bir zaferdi. Çünkü savaşın yaraları ve düşmanlıklar hâlâ tazeydi. Bu yüzden de bu galibiyet o dönem çok ses getirmişti. O kadar ki Spor Âlemi isimli dergi Suad Bey’i kapağına taşımış ve şu satırlara yer vermişti:

Spor Âlemi mecmuasının Suad Bey’i kapağına taşıdığı 1924 tarihli 1. sayısı, Kaynak: Atatürk Kitaplığı


“Büyük muvaffakiyetler gösteren şampiyon gencimiz Suad Bey

Fenerbağçe kulübünden Suad Bey ahiren Taksim’de icra edilen ‘Şalanj Kup’ maçlarında refiki Mister Edvar Vitol ile beraber meşhur Siger ve Bins’i mağlup eylemiştir. Bu suretle 24 seneden beri İngilizlerce muhafaza edilen ‘Şalanj Kup’ ilk defa olarak bir Türk gencinin eline geçmiştir.”

Suad Bey’in kupayı kazandığı yıl Tenis Federasyonu’nun kurulması tesadüf değildi. Tenise olan ilgi giderek artıyordu. Türkiyeli tenisçilerin uluslararası arenada ilk boy göstermesi ise 1930 yılındaki Balkan Şampiyonası’nda oldu. Vahram Şirinyan ve Sedat Erkoğlu bu şampiyonada birinciliği kazandı. Devrin diğer önemli tenisçileri ise (Saud Bey gibi aynı zamanda futbolcu olan) Zeki Rıza Sporel, Mehmet Karakaş, Tevfik Taşçı, İbrahim Cimcoz ve Sait Selahattin’di.

Tenis oynayan üç arkadaş, 15 Temmuz 1933


1930’lara kadar İngilizlerin üstünlüğüne sahne olan “Challange Cup” bu tarihlerden sonra Türkiyeli sporcular arasında oynanmaya başlandı ve 1970’lerin sonuna kadar düzenlenmeye devam etti. 

Evet, belki tenis yüzyıllardır üst tabakaların sporu olma özelliğini koruyor. Belki futbolun o “birleştirici gücü”ne ya da basketbolun omuz omuza mücadelesine hiçbir zaman sahip olmadı. Ama zaman içinde dünyanın en eski, prestijli ve popüler sporlarından birine dönüştü.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

"Bu akşam Asfalta çıkıyor muyuz?" #45

asfalta çıkmak, suadiye plajı, tenis, deniz kızı

30 Ağu 2022

suadiye

YAZARLAR

Göktuğ İpek

https://aposto.com

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR