Zincirleme hak ihlallerinde son halka: 1 Mayıs yasakları

Anayasa’nın değişmez nitelikteki 2. maddesine göre Türkiye “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti”. Ancak dünya genelinde sağ popülist tüm iktidarların keşfettiği üzere, artık anayasalardaki maddeleri değiştirmeden veya iptal etmeden onları görmezden gelebiliyorsunuz. 1 Mayıs yasakları da AYM ve İHAM kararlarına rağmen devam ettirilen keyfî yasaklardan.
Zincirleme hak ihlallerinde son halka: 1 Mayıs yasakları

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Hukuka aykırılıkların, yalan ve manipülasyonun gündelik hayatın bir parçası olduğu zamanlarda yaşıyoruz. Aslında bunlar insanlık tarihi kadar eski kavramlar ancak daha önce kötü ve art niyetli diyebileceğimiz, kendi çıkarları uğruna ahlaki kuralları görmezden gelebilecek kadar alçalmış kişiler tarafından yapılıyorlardı. Bugün yeni olan, bunların yöneticiler tarafından da bir siyaset yöntemi olarak kullanılıyor olması. 

Örneğin, dünyanın en büyük ekonomisine, en güçlü siyasal ve askerî gücüne sahip ABD’nin başkanı, iktidara geldikten sonraki ilk 100 günü şerefine düzenlenen etkinlikte binlerce kişi önünde ve milyonların izlediği kameralar karşısında anında aksi ispatlanabilen yalanlar söyleyebiliyor. 

Michigan’daki mitingde Trump, iktidara geldiğinden bu yana benzin fiyatlarının büyük oranda düştüğünü ve hatta çoğu eyalette 1.98 dolar olduğunu söyledi. Hem de defalarca... Oysa Amerikan Otomobil Derneği verilerine göre 100 gün önce 3.125 dolar olan ortalama benzin fiyatı, Trump’ın konuştuğu gün 3.6 dolardı. Yani fiyatlar düşmedi, arttı. Üstelik hiçbir eyalette benzin 1.98 dolara da satılmıyor. En ucuz olduğu Mississippi’de bile 2.67 dolar. 

  • Trump’ın konuşması buna benzer pek çok yalanla doluydu. Dileyenler buradan girip bakabilir.

Türkiye bir hukuk devleti mi?

Bu durum ABD’ye özgü değil, her yere sirayet etmiş durumda. Bu kadar kesin sayılarla olmasa da yine açıkça yanlış olduğu ortaya konabilecek bir söylem de Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu iddiası. Bu yazı, bununla ilgili. 

Özellikle Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, kameraların karşısına geçtiği her fırsatta en az bir defa bu iddiayı tekrarlıyor. Doğru, Anayasa’nın değişmez nitelikteki 2. maddesine göre Türkiye “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti”. Ancak dünya genelinde sağ popülist tüm iktidarların keşfettiği üzere, artık anayasalardaki maddeleri değiştirmeden veya iptal etmeden onları görmezden gelebiliyorsunuz. Bunlar kağıt üzerinde kalmaya devam edebilir, uygulamazsınız olur biter.

Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin duvar gibi “Tutuklu olması seçilme hakkına aykırıdır, derhal serbest bırakılmalıdırkararına rağmen Milletvekili Can Atalay hâlâ hapiste. Anayasa’nın 153. maddesi, AYM kararlarının herkesi bağlayacağını söylüyor ve Anayasa, hukuk sistemimizdeki en üstün belge. Hatta bizim “toplum sözleşmemiz,” bizi birarada tutan metin. 

Ancak bu en üstün belgenin dediği olmuyor da başka birilerinin dediği oluyor. Böyle bir devlet hukuk devleti olabilir mi?

Numan Kurtulmuş’un dedikleri doğru mu? 

“Can Atalay için milletvekili yazdın ama o artık milletvekili değil” diyenler olabilir. Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise evet, Can Atalay hâlâ bir milletvekili. Çünkü Atalay’ın serbest bırakılması gerektiğine yönelik karar, Yargıtay’daki yargıçlar tarafından uygulanmayıp, yargılaması devam ettirilip bir de üstüne mahkûm edildiğinde yeniden AYM’ye başvuru yapılmıştı ve AYM bir kez daha Atalay’ın haklarının ihlal edildiğine karar vermişti

İşte bir hukuk devletinde olması mümkün olmayacak şekilde AYM kararına uyulmayarak alınan bu mahkûmiyet kararının TBMM’de okunmasıyla Can Atalay’ın milletvekili düşürülmeye çalışılmıştı. Bu işlemin iptali için gidilen AYM, “Kararıma uyulmaması Anayasa’ya göre mümkün değil; dolayısıyla bu şekilde alınmış bir kararın Meclis’te okunması ve buna bağlı olarak milletvekilliğinin düşürülmesi de mümkün değil” diyerek ortada iptal edilecek bir işlemin olmadığına karar verdi. Tüm bu yaşananlar bana göre, ortada bir hukuk devletinden ziyade, hukukun bittiği bir devlet olduğunu göstermekte. 

Geçen günlerde TBMM Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca, tamamen Meclis İçtüzüğü’ne uygun ve TBMM Başkanlığı’nın yapması gerektiği şekilde AYM’nin bu kararını okuttu ve Anayasa’nın varlığını hatırlattı. Her şeyden önce Anayasa’nın 153. maddesinin açık hükmü çerçevesinde AYM kararlarına uygun şekilde hareket etmesi gereken TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise Gülizar Hanım’a teşekkür edeceği yerde, bunun "korsan bir eylem" olduğunu ve Gülizar Hanım’a ve AYM kararını okuyan katip üyeye karşı yetkilerini kullanacağını söyledi

Öncelikle, Sayın Kurtulmuş, Gülizar Hanım’ın hiyerarşik üstü değil. Dolayısıyla ona karşı kullanabileceği bir yetkisi yok. Ayrıca, eğer gerçekten bir hukuk devletiysek hukuk sisteminin en tepesindeki mahkemenin kararının okunması neden korsan bir eylem olsun? 

1 Mayıs’ta yaşanan zincirleme hak ihlalleri

Türkiye’nin bir hukuk devleti olmadığını ortaya koyan ikinci bariz göstergelerden biri de muhalifler kullanacağı zaman Taksim Meydanı’nın sadece keyfî değil, aynı zamanda hukuka aykırı şekilde kapatılması. Hatta sadece burası değil, Taksim’in tamamı, Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli ve çevresindeki diğer her yer de adeta bir açık hava hapishanesine çevriliyor. Gerekçe ne? “İzinsiz gösteri yapmak isteyenler.” 

Öncelikle tekrar edelim: Anayasa’ya ve hem AYM hem de İHAM’ın artık içtihat haline gelmiş kararlarına göre barışçıl tüm gösteriler haktır ve izne tabi değildir. Üstelik sadece sizin gösterdiğiniz yerde yapılmak zorunda da değildir, her yerde yapılabilir. Bu gösteriler sırasında kamu düzeni biraz bozulabilir. Bu, gösterileri engellemek için gerekçe olamaz. Çünkü gösterinin yapılma amacı zaten hayatın normal akışını biraz bozmak ve gösteri yapılan konuya dikkat çekmektir. Bu, herkesin bildiği ve artık duymaktan bıktığı bir hukuksal gerçek. Peki bu, gerçek hayatta yaşadıklarımızla uyuşuyor mu? Hayır. 

İstanbul Valiliği, bu sene de yayımladığı açıklamada yine 16 milyonluk bir kentin kalbini felç edecek, insanların ulaşım hakkını ve seyahat özgürlüğünü, çalışanların çalışma hakkını kısıtlayacak ve bu bölgedeki işletmelerin gelir etmesini engelleyecek önlemler alacağını duyurdu. Gerekçe yine aynı: “Çeşitli marjinal örgütlerin izinsiz gösteri yapma çağrısı.” 

Bir kere, kimse sırf sevmiyor diye insanları “marjinal örgüt” olarak sınıflandıramaz. Ayrıca zaten resmî makamların görevi, zincirleme hak ihlallerine neden olmak değil, anayasal bir hak olan barışçıl gösterinin sorunsuz şekilde yapılmasını sağlamak. Yani hukuken engelleyici değil, yardımcı olmaları gerekiyor. Her sene bunu söylüyoruz ve her sene aynı hukuka aykırılıklar yaşanıyor. Böyle bir ülkenin hukuk devleti olduğunu söylemek, en yumuşak tabirle, gerçek-ötesicilik değildir de nedir? 

Neden Taksim 1 Mayıs Alanı’dır?

Taksim Meydanı, inşa edildiği günden itibaren Cumhuriyet’le özdeşleşmiş bir mekan. Daha Osmanlı zamanından miras alınmış bir çekişmenin sahnesi olmuş hep. Meşrutiyet’e karşı olanların İttihat ve Terakki’ye karşı başlattıkları isyanın yeri olan Topçu Kışlası’nın yıkılması, yerine “İnönü Gezisi”nin yapılması, 1928’de Cumhuriyet Anıtı’nın dikilmesi, 2013’te adeta bir intikamın parçası olarak Topçu Kışlası’nın yeniden inşasına çalışılması ve buna karşı çıkan milyonların Gezi direnişi… 

Taksim Meydanı’nı işçiler için önemli ve anlamlı kılansa 1 Mayıs 1977’de yaşanan katliam. 34 kişinin hayatını kaybettiği bu olay halen aydınlatılabilmiş değil. İşte buna binaen İşçi Bayramı’nın gösterilen başka bir yerde değil, Taksim Meydanı’nda kutlanmak istenmesi anlaşılabilir, akla ve hukuka uygun bir durum. 

İHAM da 'Taksim Meydanı işçiler için önemli' diyor

Üstelik bu konuda verilmiş İHAM ve AYM kararları var. İHAM, 2012 yılında vermiş olduğu DİSK ve KESK kararının 31. paragrafında Taksim Meydanı’nın 1977’deki trajik ölümlerin mekanı olduğu için sembolleştiğini ve miting için bu meydanın seçilmesinin eleştirilemeyeceğini söyledi. Bu davada konu, 2008 yılında sendikaların Taksim’e yürümeye daha başlamadan karşılaştıkları şiddetti ve devlet bu orantısız hak ve özgürlük sınırlaması nedeniyle mahkûm oldu. 

Bunun üzerine, bir hukuk devletinde ne olmasını beklersiniz? Bu “hatanın” bir daha tekrarlanmamasını değil mi? Bugün olan ise daha 1 Mayıs olmadan Taksim Meydanı çağrısı yapanların polis baskınlarıyla gözaltına alınması. Üstelik Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası İHAM kararlarının bağlayıcı ve hatta kanunlarımızdan üstte olduğunu açıkça yazıyor olmasına rağmen.

AYM’nin Tacettin Çolak kararı

Aynı konuda AYM de 2023’te benzer yönde bir karar verdi. Halkın Kurtuluş Partisi üyelerinin 1 Mayıs 2017’de Beşiktaş’tan Taksim’e yürüyüşleri polis şiddetiyle durduruldu ve Tacettin Çolak bu müdahalede yaralandı. Yaptığı bireysel başvuru sonucunda AYM, kararının 63. paragrafında “Toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılacağı yerin seçimi bu hakka mündemiçtir” yani "onun bir parçasıdır" dedi. 

Kararın 66. paragrafında 1977’deki katliama değinen AYM, Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs gösterileri için sembolik bir mekan olduğunu belirttikten sonra şu çok değerli ve doğru cümleyi kurdu: 

“1 Mayıs'ın ifade ettiği anlam, Taksim Meydanı ile bir bütünlük oluşturmakta ve mekanın eksikliği, ifadenin eksikliğine neden olmaktadır.” 

Sonuç olarak Mahkeme, 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda kutlanmasını engellemenin Anayasa’da tanınmış haklardan biri olan gösteri ve yürüyüş hakkına yönelik hukuka aykırı bir müdahale olduğuna karar verdi. 

Hayır, bir hukuk devleti değiliz

Her gün başka bir hukuksuzlukla mücadele ettiğimiz, içi boş dosyalarla İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun ve çalışma arkadaşlarının tutuklu olduğu, 35 sene önce alınmış diplomaların savcı baskısıyla iptal edildiği, menajerlik yapan Ayşe Barım’ın nasıl olduğu belli olmayan şekilde anayasal düzeni devirmeye teşebbüsle suçlandığı, rüşvet almakla suçlananlara sorguları sırasında bu konuda tek bir soru sorulmadığı ama yine de bu gerekçeyle tutuklandığı, gencecik 50 gencin yatarı olmayan suçlardan halen içeride tutulduğu ve daha nice hukuksuzluğun artık açıkça yapıldığı bir ülkede yaşıyoruz. 

Dün 1 Mayıs’ta tekrarlanan anayasal hak ihlalleri de bu uzun listeye eklenmiş oldu. Hayır, ne yazık ki Anayasa’da yazınca veya “Türkiye bir hukuk devletidir” deyince hukuk devleti olmuyoruz. Hatta bu yaşadıklarımıza bakıp hâlâ bizim bir hukuk devleti olduğumuzu iddia edenlerin hukuksuzlukları kapatmak için bu yalana sığındıklarını düşünüyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Serkan Köybaşı

Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Başkanı, Hayvan ve Doğa Hukuku Laboratuvarı Direktörü. 2005 yılından bu yana Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi akademik kadrosunda olan Köybaşı'nın ifade özgürlüğü, vicdani ret, hayvan hakları, doğanın hak özneliği ve iklim değişikliği hukuku gibi konularda makaleleri ve tebliğleri bulunmaktadır. 2023 yılında doçentlik eseri olarak “İklim Değişikliğine Karşı Yeşil Anayasalcılık” başlıklı bir kitap yayınlamıştır.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak