2021'in özeti, 2022'nin habercisi

İklim krizi 2021 yılında geçtiğimiz yıla göre daha çok konuşuldu, özellikle elle tutulur bir şekilde iklim politikaları uygulanmaya başlandı.
Özellikle Avrupa'da hızlanan kömürden çıkış ve ABD'nin Trump sonrası dönemi küresel politikaya şekil vermeye, ama onu aynı zamanda bölmeye de başladı.
İklim krizinin ve uyum politikaların en fazla konuşulduğu dönem ise tabii ki COP26 İklim Zirvesi sırasında oldu.
COP26: Defansın Arkasına Sarkan Lobiciler

31 Ekim Pazar günü başlayan etkinlik, 100’den fazla dünya liderini İskoçya’nın Glasgow kentinde 14 günlük bir etkinlik için bir araya getirdi.
Konferans, Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerini güncellemek ve önümüzdeki 5 yılın iklim politikalarını belirlemek hedefi ile ilk günden yoğun gelişmeler ile başladı.
Özellikle ABD Başkanı Joe Biden’ın eski başkan Donald Trump sonrası uluslararası ilişkilerde ABD’nin “kaybolan gücünü” yeniden toplamaya çalışması İklim Zirvesi’nde de hissedildi.
Özellikle ABD ve AB’nin bazı projeleri hızla şekil almaya başladı. Bunların arasında küresel metan gazı emisyonu için atılacak adımları, karbon yutağı doğal alanların yeniden canlandırılması ve çevre dostu teknolojilerin altyapı maliyetlerini azaltacak finansal anlaşmalar dikkat çekti.
COP26 aynı zamanda özellikle kömüre yönelik finansmanın yeniden şekil aldığı bir konferans oldu.
40’tan fazla ülkenin kömür başta olmak üzere sınırları dışındaki fosil yakıt projelerine finansal desteği keserek, bu desteği temiz enerjiye yönlendirmeye söz vermesi önemli bir adım oldu.
Bu projeler ile birlikte Hindistan ve bazı ülkelerin iklim hedeflerini güncellemeleri, ilk günlerde büyük umut verici gelişmeler oldu.

Hatta ilk günlerden yapılan bazı çalışmalar, tarihte ilk defa küresel ısınmayı iki derecenin altında tutma şansımızın %50’den yukarı çıkmaya başladığını ön gören açıklamalar yaptı.
Ancak anlaşmanın detayları şekil almaya başladıkça tüm ülkelerin delegelerinden daha fazla temsilcisi olan fosil yakıt lobisi, satıra aralarında değişiklikler önermeye başladı.
Kararlarda “kömürden çıkış” bahsi son dakikada; “kömür kullanımının “kademeli “ azaltılması” olarak ve “fosil yakıtlara teşviklerin sonlandırılması”; “fosil yakıtlara “verimsiz” teşviklerin sonlandırılması” olarak değiştirildi.
Bu değişimlere tepki gösteren ülkeler olsa da, özellikle Çin ve Hindistan’ın kısa dönemli ekonomik bakış açısı da bu değişimi kolaylaştırdı diyebiliriz.
Özetle umut vererek başlayan COP26 sonuç olarak yine yarım ağızla verilen sözlere döndü ve tam anlamı ile yapıcı bir sonuç çıkaramadı.
Küresel Isınmadan Soğuk Savaş Çıkar mı?

COP26 süresince de hissedilen Çin ve Rusya ile AB ve ABD arasındaki atışmalar, aslında 2021 yılına daha yakından baktığımızda, özellikle sürdürülebilir kalkınma üzerinden yeni bir ekonomik yarışın başladığını bize gösteriyor.
Aslında bu atışmalar Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesinden sonra başlamıştı.
Bir Kuşak, Bir Yol projesi; ulaşım, dijital ağlar ve ticaretle ilgili projelerden oluşan ve dünya nüfusunun yüzde 65'i ile yaklaşık 68 ülkeyi kapsayan, 4 trilyon dolarlık bir bütçesi olduğu hesaplanan, devasa bir uluslararası altyapı programı.
Bununla beraber, Çin’in burada özellikle gelişmekte olan ülkeleri hedefleyerek bir borç açığı da oluşturmaya çalıştırdığını ve böylelikle uzun dönemli bir güç oyunu oynadığını belirtiyor.

Bunun örneklerinden biri olarak, tamamen Çin finansmanı ile inşa edilen ve sonrasında “hediye edilen”, Afrika Ülkeleri Birliği binasının, neredeyse her noktasından gizli kayıt cihazları çıkmasını verebiliriz.
Çin’in Bir Kuşak, Bir Yol projesi üzerinden Kongo’da yaptığı yatırımlar ile lityum piller için önemli bir madde olan kobalt madenciliğinin %40’ını yönettiği öne sürülmekte.
2006’dan beridir devam eden bu yatırımlar ile Çin’in 10 yılda 33 milyar dolarlık bir mineral pazarını ele geçirdiği de başka bir uzman görüşü.

Buna ek olarak Rusya’nin eski Sovyet ülkeleri üzerinde kurmaya çalıştığı baskı, aynı zamanda enerji kaynağı olarak kendi ürettiği, Akkuyu’daki gibi, nükleer santralleri diğer ülkelere ihraç etmesi AB ve ABD’nin küresel hesapları ile uyuşmuyor.
İlk olarak Haziran ayında düzenlenen G7 Zirvesi’nde dile getirilen bu çekinceler, Yeşil Bir Sanayi Devrimi adı ile Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson tarafından duyurulmuştu.
G7’nin “dünya için daha iyi bir şekilde gelişme” dediği proje içerisinde önemli altyapı yatırımlarını barındıran, Afrika’da hızlı trenlerden, Asya’da rüzgar santrallerine kadar yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir teknoloji odaklı bir bakış açısı var.

Bu davulun sesi uzaktan hoş gelse de, uzmanlar ve AB Komisyonu başkanı van der Layen’in kendisi de açık açık bu projenin Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesine karşı planlanmış bir proje olduğunu belirtmişti.
Zira, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Aralık ayı başında Avrupa Birliği Küresel Geçit programını tanıttı ve “Çin yatırımlarını tecrübe eden ülkelerin daha iyi ve farklı tekliflere ihtiyacı var” diyerek iklim krizini de merkezine alan ekonomik “alternatif” sundu.
Projede strateji kapsamında AB ve üye ülkelerin adil ve sürdürülebilir biçimde kaliteli altyapı yatırımları yapacağına dikkat çekilmekte.
Burada da özellikle Çin’i hedef göstererek: AB planının iyi yönetileceğini, şeffaf olacağını ve sürdürülemeyecek seviyelerde borç miktarıyla sonuçlanmayacağına vurgu yapan von der Leyen, Küresel Geçit'in, Çin girişiminin "gerçek bir alternatifi" olduğunu söyledi.
Küresel Geçit Planı, gelişmekte olan ülkelerin altyapı yatırımlarına 2027 yılına kadar 300 milyar euroluk kaynak sağlayacak. Bu kaynak, dijital dönüşüm, telekomünikasyon, ulaşım, enerji ve sağlık gibi alanlara yöneltilecek.
Bununla beraber bu yatırımları almak için, hukukun üstünlüğü, çevre, demokrasi, insan hakları gibi çeşitli alanlardaki standartlara uyum gösterilmesi gerekecek.
Açıkçası özellikle bu cümleden sonra, ABD ve Sovyet Rusya arasındaki Soğuk Savaş dönemini hatırlayanlar az da olsa bir dejavu yaşamıştır.
Peki Türkiye?

Küresel anlamda iklim politikaları rekabete doğru giderken Türkiye bu konularda karmaşık ve samimi gözükmeyen mesajlar vermekte.
2021 yılına Karadeniz’de bulunan fosilgaz haberi ile başlayan Türkiye, hala bu konuda testlere devam etmekte.
Türkiye’de 457 milyon metreküplük fosilgaz üretimi bulunmakta ama 50 milyar metreküpe ulaşan tüketimde bu %1’lik bir paya bile ulaşmıyor.
Bazı kaynaklar ise Karadeniz’de bulunan fosilgaz miktarını ancak Türkiye’nin 1 yıllık tüketimine eşit olduğunu düşünüyor.
O yüzden yeni bulunan fosilgaz kaynakları da Türkiye’nin geleceğine çok da yön verecek seviyede değil. Türkiye’nin yurtdışına bağımlılığını azaltacak ucuz ve kolay kurulan projelere destek vermesi daha mantıklı gelse de gerçekler hiç de öyle değil.
Aslında 2021’in en önemli olaylarından biri Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı imzalaması oldu.
Ama bu anlaşmanın imzalanmasından sonra yapıcı iklim politikaların ortaya çıkacağı bir ortam mümkünken durum hiç de böyle değil.
Türkiye yıl başında Yenilenebilir Enerji Destek Programı (YEKDEM) oranlarını azalttı ve kömür, petrol ve doğalgaz üretimini teşvik ederek tüm bu politikaların tersine gidiyor, hatta tersine giderken Mersin’e bir de nükleer enerji santrali kuruyor.

Türkiye COP26 süresince de iklim krizi ile mücadele konusunda çekimser bir şekilde hareket etti ve ortak anlaşmalardan ciddi sonuçları olmayacaklara yandaş oldu.
Zira Türkiye’de de kömürle ilgili düşüncelerin mesajları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Kasım ayı sonunda karbon yakalama teknolojisinin gelişmesi durumunda Türkiye’nin kömürden çıkmayacağını belirtti.
Dönmez: “Yakıtın kendisinde kaliteyi artırıcı ve karbon azaltıcı teknolojik gelişmeler süreci şekillendirecek ama teknolojiler bugünkü haliyle kalırsa, net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda 2053’ten sonra kömürden elektrik üretim imkanı kalmaz” dedi.
Karbon emisyonlarının başlıca kaynağı olan kömürden 2053 yılında çıkma planları yapılması Türkiye’nin iklim krizi konusunda üstüne düşen sorumluluğu kabul etmediğini gösteriyor.
Paris Anlaşması tek başına dünyayı kurtaran sihirli bir değnek değil, dünyanın en fazla karbon emisyonuna sahip 15. ülkesi olarak Türkiye’nin üzerine düşen sorumlukları yerine getirmesi gerekmekte.
BU sorumlulukların yerine getirilmemesi aynı zamanda Avrupa ile Yeşil Mutabakat kapsamında da sorunlar yaratacak güce sahip.
Sivil toplum örgütü 350 Türkiye, Türkiye’nin hızla:
- Günümüz iklim krizi gerçeklerine göre Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanı güncellemesini
- Bir an önce kömürden çıkış takvimi açıklanmasını
- Kömürlü termik santral projeleri durdurulmasını
- Adil bir enerji dönüşümüne yönelik adımlar atılmasını talep etmekte.
Bu talepleri bakanlıklara iletmek için bir kampanya düzenleyen 350 Türkiye’ye buraya tıklayarak destek verebilirsin.
İklim Mücadelesine Devam

Geçtiğimiz yılın özetlerine şöyle bir baktığımızda, umut kırıcı bir İklim Zirvesi, ekonomik çıkarlar üzerinden sürdürülebilir kalkınmayı yönlendirmek isteyen bir soğuk savaş ve iklim politikası sadece Paris’i onaylamakta kalan bir Türkiye görüyoruz.
Ama bu haberlerin arkasına baktığımızda, artık daha fazla bir araya gelen, istediklerini daha kesin bir dil belirtebilen ve giderek eli güçlenen yaşam savunucularını görmek mümkün.
Hem dünyada hem de Türkiye’de karar vericilerin eksiklikleri, gerçek iklim liderlerinin daha çok öne çıkması sağlıyor.

Keystone boru hattının iptal edilmesinden petrol devlerinin kaybettikleri davalara, Bartın’da iptal olan termik santralden Akbelen’de yürütmeyi durduran nöbetlere, aynı gün dünyanın binlerce noktasında yaşam savunucuların bir araya getiren çağrılara kadar iklim mücadelesi büyümeye, güçlenmeye devam ediyor ve edecek de.
Çünkü artık teknolojik, sosyal ve hatta ekonomik olarak değişim kaçınılmaz bir noktaya geldi.
İnsanlar artık yeter diyor ve bu gücün karşısında durabilecek bir güç yok.
2022’de sözün ve gücün halkta olduğu bir yıl bizi bekliyor.

Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
2021 yılında iklim politikalarında yaşanan değişimler, 2022'in habercisi oluyor.
02 Oca 2022

YAZARLAR

Görkem Gömeç
Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkiler lisansından sonra, İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilir Kalkınma üzerine yüksek lisans yaptı. 7 yıllık içerik üretme deneyimini Çevreci Geek ve Yeşil Öneriler ile sürdürüyor.

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR




