6-7 Eylül'le yüzleşmek: 'Olay' değil pogrom

6 Eylül sabahı, birçok İstanbullu için önceki günkünden farklı değildi. Ancak sonrası kentin gayrimüslimleri için bir daha asla aynı olmayacak; çok sayıda insan ise 7 Eylül sabahına haksız bir zenginlikle uyanacaktı. 6 Eylül 1955'te İstanbul'da yaşananlara "olay" demek o gün burnu dahi kanayanlara büyük haksızlık olacağı için, pogromla yüzleşmeye önce adını koyarak başlamalıyız.
6-7 Eylül'le yüzleşmek: 'Olay' değil pogrom

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Şehrin büyük çoğunluğu için önceki günkünden farklı bir sabah değildi. Çıraklar dükkanları açmış, tezgahları silmeye başlamışlardı. Kalfalar her zamanki gibi çıraklardan biraz daha geç, patronlar ise her zamanki gibi kalfalardan da geç gelmişlerdi dükkanlarına. Kiminin işleri her zamanki gibi tıkırında, kimininki kesattı. Kimi vardı ki öğlene doğru dükkanı kapatmaya kaniydi, kimi vardı ki henüz siftah bile yapamamıştı. Kısacası o gün de İstanbul’un Müslüman olmayan esnafı için tıpkı dün gibiydi. Ancak yarın, bir daha ne dün ne de bugün gibi olacaktı.

Öte yandan bir kesim için ise plan çoktan çizilmişti. Her şey, Express gazetesinde yazılanlarla başladı. Kıbrıs müzakereleri sürecinde eli iyice zayıflayan Türkiye, Yunanistan’a karşı bir kozu olması için Atatürk’ün Selanik’teki evinin bombalandığı yalanını bu gazete aracılığıyla ortaya attı. Özel Harp Dairesi’nin organize ettiği bu operasyonla halk, kısa sürede organize edildi.

Manzara Boğaz hattında da, Kurtuluş’ta da, Beyoğlu’nda da, Samatya’da da, Yeşilköy’de de, Moda’da da, Tuzla’da da, Adalar’da da aynıydı. Büyük çoğunluğu İstanbul dışından getirilen irili ufaklı gruplar, şehrin dört bir yanında sokak köşelerinde konuşlanmış, birbirleriyle fısıldaşıyorlardı. Kimi bulundukları yerin farkındaydı ama çoğunun nerede olduklarına dair bir fikri yoktu. Ellerinde sopalar, harekete geçmek için sanki bir işaret bekliyorlardı.

  • Çok geçmeden, bir mahallenin köşesinde bekleyen grup, bir başka mahalledeki kalabalığın etrafı zaten yağmaladığını duydu ve böylece eylemin kendisi birkaç saat, ancak etkisi günümüze kadar süren pogrom başladı. 

Güneş battığında bilanço oldukça ağırdı. Çoğunluğu Rumlar olmak üzere Ermeni, Süryani ve Yahudilere ait beş binden fazla ev ve iş yerinin, onlarca kilise ve okulun, sinagogun yağmalandığı o salı gününde Türkiye’deki gazetelere göre 11, resmî olmayan kayıtlara göreyse 40’a yakın kişi öldürüldü. Tecavüze uğrayan kadınlara yönelik resmî bir veri bulunmasa da, zaman içindeki anlatılarla pogromun çok daha fazla insanı etkilediği malum hâle geldi.

Çok sayıda insan 7 Eylül sabahına haksız bir zenginlikle uyandı. Kasalardaki paralar, ziynet eşyaları bir günde, herkesin katılımında ve tanıklığında el değiştirdi. Millî bir vazife için ortalığı cehenneme çeviren, hem İstanbullu hem de günübirlik İstanbul’a getirilen yüzlerce insan, evlerine cepleri hiç olmadığı kadar dolu döndü. 

9 Eylül 2011’de, Agos’ta Funda Tosun’un imzasıyla yayımlanan bir söyleşide, tarihte ilk kez bir yağmacı basına konuşmuştu. O günün "kahramanlarından" Mikdat Remzi Sancak, Tosun’a şöyle anlatıyordu: 

“Ne kadar Rum, Ermeni, Süryani, Musevi varsa hepsinin dükkanlarına girdik, evlerine daldık. Öyle bir kargaşa vardı ki, İstiklal Caddesi’nde iki gün tramvay çalışamadı. Yola kumaşlar, perdeler, eşyalar atılmıştı. Bir ara baktım bir kuyumcu dükkanına saldırıyorlar. Ben de karıştım aralarına, vitrinde ne var ne yoksa doldurdum koynuma. Küpe, müpe, altın... 

Epey bir süre sonra gece 12 civarı asker geldi, biz kaçıştık. Gece de gayrimüslimlerin yaşadığı Adalar’a vapur kaldırdılar, insanlar doluşup oralara da gitti yağmacılık etmeye, ben gitmedim ama. Aldıklarımı teknenin altındaki mazgala gazeteye sarıp sakladım. Aldıklarımı diyorum ama aslında çaldıklarımı demem lazım, çünkü tekneye gidince yaptığımın hırsızlık olduğunu düşündüm. Niye aldım diye biraz pişman oldum. Sabah olunca baktım teknenin biraz ilerisinde bir kese altın, başka bir yerde üç tane beşibiryerde reşat. Aldım onları da...”

Önceki güne dair çok uzun yıllar kimse tek kelime etmedi. Sağcıların sessizliği şaşırtmıyordu, akıllarda asıl soru işareti yaratan solcu ve demokratların yaşananlar karşısında neden lâl oldukları idi. Uzun zaman sonra, Özel Harp Dairesi'nin eski başkanı Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu’nun, “6-7 Eylül de bir Özel Harp işidir ve muhteşem bir örgütlenmeydi” itirafına kadar çok az kişi pogroma dair konuştu. 

İnkar öylesine büyüktü ki, yine pogromdan yıllar sonra bir anma güdüsüyle açılan bir sergi, üzerinden çok zaman geçmesine rağmen Kemal Kerinçsiz’in başını çektiği ulusalcı bir grup tarafından saldırıya uğradı.

Sanılanın aksine Rumlar o günden sonra Türkiye’yi terk etmediler. Kökleri bu topraklara ait olan bu insanlar, memleketlerini evlerinin, işyerlerinin, okullarının, ibadethanelerinin yağmalanması, kadınların tecavüze uğraması veyahut öldürülmeleri sonucu hâlâ terk etmediler. Bir türlü Sünni Türkleştirilemeyen İstanbul, son çare 1964’teki mübadeleyle nihayet artık sayısı rahatsızlık vermeyecek kadar Rumsuzlaştırıldı. 

  • Fakat zenginliğin o gün çalınan altınlar, ziynet eşyalarla sağlandığını sanan güruhun asıl bilmeyi reddettiği gerçek şuydu ki, İstanbul’un yıllar içinde kaybolan çokkültürlü yaşamı, bugün dünyanın parası verilse dahi satın alınamaz.

Hemen her Rum, Ermeni, Süryani, Yahudi, ezcümle gayrimüslim için büyük bir travmadır bu pogrom. Henüz yapıcı bir yüzleşme ve kabulle karşılaşılmadığını da düşünecek olursak bu tarih, sadece dezenformasyonun gücünün 70 yıldır sürdüğünü hatırlatmıyor, aynı zamanda hem bir zamanlar gayrimüslim komşuların yaşadığı semtlerin nostaljisini yaparken hem de neden bugün esamisinin okunmadığını da gözler önüne seriyor.

6 Eylül’de yaşananlara "olay" demek o gün burnu dahi kanayanlara büyük haksızlık olacağı için, pogromla yüzleşmeye önce adını koyarak başlamalıyız. İçinde yaşadığımız utanç müzesinin bugününde 1955’e dair bir şerh düşüyor; pogromun 70. yıldönümünde de tarihimizi bilme, öğrenme konusunda ne kadar hevessiz olduğumuzu bir kez daha hatırlamak istiyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Vartan Estukyan

Gazeteci. Kültür-sanat, müzik, insan hakları ve güncel politika haberleri yapıyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak