60 günlük süre doldu: Trump’ın İran’la barış planı neden çöktü?

Donald Trump, Haziran ortasında İran’la varılan mutabakatı duyurduğunda üç aydan uzun süredir devam eden savaşı bitirecek bir yol haritası ortaya koyduğunu söylüyordu.
Metin iddialıydı. ABD ile İran ve müttefikleri askerî operasyonları durduracak; Washington, İran’a uyguladığı deniz ablukasını kaldıracak; Tahran, Hürmüz Boğazı’nı ticari gemilere yeniden açacaktı. İran’ın petrol ihracatına yönelik bazı Amerikan yaptırımları geçici olarak gevşetilecek, taraflar da 60 gün içinde hem savaşı kalıcı olarak bitirecek hem İran’ın nükleer programına ilişkin anlaşmazlığı çözecek kapsamlı bir anlaşma için müzakere edecekti.
- Bu 60 günlük süre 17 Ağustos’ta doldu.
Ortada nihai bir anlaşma olmadığı gibi, Haziran’daki mutabakatın sahada yarattığı kısa süreli iyimserlik de büyük ölçüde ortadan kalktı. ABD ile İran birbirlerini anlaşmayı ihlal etmekle suçluyor, askerî çatışmalar yeniden başladı, Hürmüz’den geçen gemi trafiği savaş öncesindeki düzeyine dönemedi ve İran’ın nükleer programının geleceği konusunda kayda değer bir ilerleme sağlanmadı. Trump yönetimi, süreyi uzatmak yerine Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmaya yöneliyor.
Altı aya yaklaşan savaş, Trump’ın hızlı bir askerî zafer veya hızlı bir diplomatik anlaşmayla sonuçlandırabileceği bir çatışma olmaktan giderek uzaklaşıyor.
Önce başa dönelim: ABD ile İran neden savaşıyor?
Bugünkü çıkmazı anlamak için 28 Şubat’a dönmek gerekiyor. ABD ve İsrail, o gün İran’a yönelik geniş çaplı saldırılar başlattı. Savaşın gerekçelerinden biri İran’ın nükleer programıydı. Trump yönetimi, Tahran’ın nükleer silah geliştirmesinin engellenmesi gerektiğini söylüyordu. İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu ve nükleer silah geliştirmediğini savunuyordu.
- Savaş kısa sürede İran sınırlarının dışına taştı. Tahran, Körfez’de Amerikan askerlerinin bulunduğu ülkelerdeki hedeflere saldırdı; deniz trafiği aksadı ve dünya petrol ticaretinin en önemli geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı fiilen savaşın merkezine yerleşti. Nisan’daki geçici ateşkes de kalıcı barışa dönüşmedi.
Haziran’a gelindiğinde çatışma 110 gündür sürüyordu. Bunun üzerine ABD ile İran, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptında uzlaştı. Trump’ın imzaladığı metin, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından da imzalandı.
Fakat bu bir barış anlaşması değildi. Daha doğru ifadeyle, barış anlaşmasına ulaşmak için hazırlanmış 60 günlük bir köprüydü.
Ancak köprünün öbür ucuna ulaşılamadı.
Haziran’daki anlaşma tam olarak ne vadediyordu?
Mutabakatın ilk maddesi olağanüstü iddialıydı: ABD, İran ve mevcut savaştaki müttefikleri, Lübnan dahil bütün cephelerde askerî operasyonları derhal ve kalıcı olarak sona erdirecekti.
İkinci önemli başlık Hürmüz’dü. İran, ticari gemilerin boğazdan 60 gün boyunca ücretsiz ve güvenli geçişini sağlayacaktı. Washington ise deniz ablukasını kaldırmaya başlayacak ve bunu 30 gün içinde tamamlayacaktı. İran ile Umman daha sonra Hürmüz’deki deniz hizmetlerinin gelecekte nasıl yönetileceğini görüşecekti.
Metnin ekonomik ayağı da vardı. Washington, İran’ın petrol ihracatına geçici muafiyet sağlayacak; nihai anlaşmaya varılırsa yaptırımlar daha kapsamlı biçimde kaldırılabilecekti. İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir plan geliştirilmesi de metinde yer alıyordu.
En zor başlık ise tahmin edilebileceği üzere nükleer programdı. İran, nükleer silah geliştirmeyeceğini yeniden teyit ediyor, zenginleştirilmiş uranyum stokunun geleceğinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) gözetiminde belirlenecek bir mekanizmayla çözülmesi öngörülüyordu. Uranyum zenginleştirmenin geleceği ise nihai müzakerelere bırakılıyordu.
Bütün bunlar için 60 gün vardı.
Peki anlaşma nerede dağıldı?
En büyük kırılma noktası Hürmüz Boğazı oldu. Mutabakat, İran’a boğazdan geçişi ilk 60 gün ücretsiz hâle getirme yükümlülüğü getiriyordu. Ancak metinde İran ile Umman’ın sonrasında boğazın gelecekteki yönetimi ve deniz hizmetlerini görüşmesine de yer veriliyordu.
- Tahran bu ifadeyi, gelecekte boğazdaki trafiğin yönetiminde söz sahibi olabileceği ve muhtemelen gemilerden ücret alabileceği şeklinde yorumladı. Washington ise dünyanın en önemli uluslararası deniz yollarından birinin İran’ın ücret alabileceği bir güzergaha dönüşmesini kabul etmedi.
ABD bunun üzerine Umman kıyılarına yakın ve İran’ın kontrolünün dışında kalan alternatif bir deniz rotasını destekledi. İran’ın bu rotayı kullanan gemilere yönelik saldırıları çatışmaların yeniden başlamasında belirleyici oldu. ABD yeniden İran’a saldırırken, petrol ihracatı için verdiği yaptırım muafiyetlerini de geri çekti.
Böylece mutabakatın mantığı tersine döndü: Washington, İran boğazı açmadan ablukayı kaldırmak istemedi; İran ise ABD baskısı devam ederken boğaz üzerindeki kozundan vazgeçmek istemedi.
Hürmüz neden bu kadar önemli?
Çünkü mesele yalnızca İran ile ABD arasında bir anlaşmazlık değil. Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni Umman Körfezi ve açık denizlere bağlıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte biri normal koşullarda buradan geçiyor.
- Dolayısıyla boğazdaki askerî gerilim yalnızca Tahran veya Washington’ı değil, Asya’dan Avrupa’ya enerji fiyatlarını etkiliyor.
Haziran mutabakatının ardından trafik bir süreliğine arttı ancak savaş öncesi düzeylere dönemedi. Çatışmaların yeniden başlamasıyla tekrar geriledi. 17 Ağustos’ta petrol fiyatları da gerilimin etkisiyle yükseldi; Brent petrol 90 doların üzerine çıktı.
ABD’de bunun doğrudan siyasi sonucu da görülüyor. Benzinin galon fiyatı ülke genelinde ortalama 4,06 dolara çıkarak Ağustos ayları için rekor düzeye ulaştı. Bu rakam bir yıl öncesine göre yaklaşık 1 dolar daha yüksek.
Dolayısıyla Hürmüz, savaşın askerî cephesi olduğu kadar Trump için iç politika sorunu hâline de geliyor.
Nükleer anlaşmaya ne oldu?
Bu konuda açıklanmış kayda değer bir ilerleme yok. Mutabakatın en iddialı hedeflerinden biri, İran’ın nükleer programına ilişkin yıllardır çözülemeyen anlaşmazlığın 60 gün içinde sonuca bağlanmasıydı.
- Bunun için İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokunun ne olacağı, ülkede uranyum zenginleştirmenin hangi koşullarda devam edebileceği ve yaptırımların nasıl kaldırılacağı gibi son derece karmaşık başlıkların çözülmesi gerekiyordu.
Fakat Temmuz ortasına gelindiğinde bile müzakerelerde ilerleme olduğuna ilişkin kamuoyuna açıklanmış bir işaret yoktu. İran ayrıca bombardımana uğrayan ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum bulunduğu düşünülen bazı nükleer tesislere UAEA müfettişlerinin erişimine izin vermedi.
Bu nedenle 60 günlük takvim başından beri son derece iddialıydı. Sonunda süre doldu ancak nükleer meselenin temel soruları masada kaldı.
İran neden geri adım atmıyor?
Trump yönetiminin hesabı, askerî ve ekonomik baskının Tahran’ı taviz vermeye zorlayacağı yönündeydi. Fakat savaş İran içinde beklenenin tersine bir siyasi sonuç da doğurmuş gibi görünüyor.
Son dönemdeki haberler, Devrim Muhafızları’nın İran’ın askerî ve siyasi karar alma süreçlerindeki ağırlığının arttığına işaret ediyor. İran yönetimi bir yandan diplomatik kanalları açık tutarken diğer yandan füze ve SİHA kapasitesini yeniden inşa etmeye ve daha uzun süreli bir çatışmaya hazırlanmaya çalışıyor.
Ekonomik tablo ise oldukça ağır. İran’ın petrol ihracatı ciddi ölçüde daraldı, enflasyon yüzde 80’in üzerine çıktı ve yönetim temel ürünlerde tayınlama, döviz kullanımının sınırlandırılması ve sosyal destekler gibi önlemlerle giderek bir “hayatta kalma ekonomisi” kurmaya çalışıyor. Buna rağmen şu ana kadar ekonomik baskının Tahran’ın temel taleplerini değiştirdiğine ilişkin belirgin bir işaret yok.
Bu da Trump’ın stratejisinin temel açmazını oluşturuyor: İran ekonomisi ağır bir bedel ödüyor ama bu bedel henüz Washington’ın istediği siyasi tavizlere dönüşmedi.
ABD ne elde etti?
Bu sorunun cevabı Washington’da giderek daha çok tartışılıyor. Savaş, İran’ın askerî ve nükleer altyapısına ciddi zarar verdi. Ancak Trump’ın temel hedeflerinden hiçbiri henüz kalıcı bir siyasi sonuca dönüşmüş değil: İran’ın nükleer meselesi çözülmedi, Hürmüz tamamen açılmadı ve kalıcı barış anlaşması imzalanmadı.
Buna karşılık savaşın Amerikan tarafındaki maliyeti büyüyor. Savunma Bakanı Pete Hegseth, 21 Temmuz’da Senato’da yaptığı açıklamada savaşın o tarihe kadar ABD’ye 37,5 milyar dolara mâl olduğunu söyledi ve Pentagon’un operasyonları sürdürmek için yaklaşık 88 milyar dolarlık ek kaynak istediğini açıkladı.
- Pentagon’un daha sonra güncellediği verilere göre savaşta hayatını kaybeden Amerikan askerlerinin sayısı 18’e, yaralananların sayısı 624’e ulaştı.
Bir başka sorun mühimmat. ABD’nin özellikle gelişmiş hava savunma mühimmatlarının stokları konusunda Washington’da kaygılar oluştu. Trump, Ağustos başında ABD’nin kritik mühimmat sıkıntısı yaşadığı yönündeki haberleri reddetti.
Trump’ın birkaç ay içinde sonuçlanmasını umduğu çatışmanın giderek açık uçlu bir savaşa dönüşmesi Washington siyasetinin merkezine taşınıyor.
Umman neden Trump’ın hedefine girdi?
Umman yıllardır ABD ile İran arasında arabuluculuk yapan ülkelerden biri. Şubat ayında savaş başlamadan hemen önce iki taraf arasındaki dolaylı nükleer görüşmeler de Maskat’ta yapılmıştı.
- Şimdi Umman yine çözüm arıyor. Tahran ile Maskat, Hürmüz’den ticari gemilerin geçişini sağlayacak yeni bir düzenleme üzerinde çalışıyor. İran 17 Ağustos’ta bu konuda ilerleme sağlandığını açıkladı.
Fakat Washington, İran’ın boğaz üzerinde kontrol veya ücretlendirme yetkisi kazanabileceği bir modeli kabul etmiyor. Trump 17 Ağustos’ta Fox News’a yaptığı açıklamada, Umman’ın İran konusunda “engel çıkarması” hâlinde ülkeyi bombalamakla tehdit etti. Umman savaşa taraf değil; dahası ABD’nin bölgedeki ortaklarından ve Washington ile Tahran arasındaki en önemli diplomatik aracılardan biri.
Tehdit Washington’da da tepki yarattı. Demokrat Senatör Tim Kaine, Trump’ın Kongre onayı olmadan Umman’a askerî harekat düzenlemesini engellemeyi amaçlayan yeni bir savaş yetkileri tasarısı hazırlayacağını açıkladı.
Savaşın hukuki cephesi
Bu da Washington’daki bir başka tartışma. ABD Anayasası savaş ilan etme yetkisini Kongre’ye veriyor. 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası ise başkanın Kongre onayı olmaksızın Amerikan askerlerini çatışmaya sokması hâlinde genel olarak 60 günlük bir süre öngörüyor.
Trump yönetimi Nisan’daki ateşkesin, ilk çatışma dönemini hukuken sona erdirdiğini savundu. Savunma Bakanlığı, Temmuz’da yeniden başlayan operasyonları daha sonra ayrı bir kategori altında raporlamaya başladı. Bu yaklaşım, yönetimin yeni çatışmalar için savaş yetkileri takvimini yeniden başlattığı eleştirilerine yol açtı.
Kongre’de hem savaşın hukuki zemini hem de maliyeti konusunda itirazlar büyüyor. Temmuz sonunda yapılan bir Washington Post-Ipsos araştırmasında Amerikalıların yalnızca yüzde 29’unun Trump’ın İran savaşını yönetme biçimini onayladığı bildirildi.
Bundan sonra ne olabilir?
Şimdilik üç olasılık öne çıkıyor. Birincisi diplomasi. Pakistan başta olmak üzere arabulucular, tarafları yeniden masaya getirmeye çalışıyor. Umman da Hürmüz için ayrı bir formül arıyor. Ancak Washington ile Tahran’ın temel pozisyonları birbirinden hâlâ çok uzak.
İkincisi ekonomik yıpratma savaşı. Trump yönetimi İran’ı askerî olarak daha fazla tırmandırmadan ekonomik açıdan teslim olmaya zorlamayı deneyebilir. Hazine Bakanı Scott Bessent, İran’a karşı yeni ve daha ağır yaptırımlar hazırlanacağını söyledi. Sorun, İran’ın zaten dünyanın en ağır yaptırım rejimlerinden biri altında olması ve geriye ne kadar etkili ekonomik araç kaldığının belirsizliği.
Üçüncüsü ise yeniden büyük ölçekli askerî tırmanma. İran’ın Hürmüz’de gemilere saldırması, Amerikan hedeflerini vurması veya ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarını genişletmesi Haziran’daki mutabakatın kalan parçalarını da ortadan kaldırabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
YAZARLAR

Canlı Gündem
Anbean ekonomi, iş dünyası, teknoloji, politika ve kültür-sanat gündeminin en önemli maddeleri. Kısa, yalın, öz bir şekilde.

