
Haftanın Halleri’nde sosyal medyanın yarattığı baygınlığa değindim, burada ise sosyal medyanın gücünden bahsetmek istiyorum. Bildiğimiz üzere her şey bir dengeden ibaret ve sosyal medya da aslında yin yang-vari bir oluşum.
Medya, görsel bir dünya yaratmayı sağlayan bir araç. Sosyal medya, ana akım medyanın yakalamadığı ya da yakalamamayı seçtiği bir çok gelişmenin ve olayın görünürlüğünü sağlıyor. Bunun örneklerini yazın gerçekleşen Black Lives Matter protestoları ya da Arap Baharı’nda görebiliyoruz. ( Politik Atmosfer bununla ilgili çok güzel bir yazı yazdı, okumanızı tavsiye ediyorum).
Ben biraz daha Türkiye’ye dönmek istedim. Haber ajanslarının çeşitli kararlar vererek, bilgi erişimini durdurabileceği zamanlarda, sosyal medya adeta bir lütuf. Mesela Gezi Parkı protestoları. Ana akım medyanın haberlerini yeterli bulmayan protestocular, tweet atarak ve canlı videolar çekerek o eksiği kapadılar. The Aesthetics of Global Protest: Visual Culture and Communication adlı kitapta da değinildiği üzere, YouTube Gezi döneminde çok önemli bir araç oldu. Haftalar süren protestolar Twitter’ın kullanımı ile Türkiye’nin sınırlarından çıkarak tüm dünyada görünürlük sağladı. Bu da liderleri sorumlu tutmak için bir baskı yarattı. Ne kadar sorumlu tutuldular o meçhul ama neyse...
Daha da yakın tarihe gidelim. 2020’nin Aralık aylarında, #MeToo hareketi Türkiye’de edebiyat dünyasının ‘uykusunu kaçırdı.’ Twitter üzerinden Leyla Salinger adlı kullanıcının attığı bir tweet sonucu tacize uğrayan gazeteci Melis Alphan gibi birçok kadın harekete geçti ve hikayelerini paylaştı. Bu o kadar yaygınlaştı ki, Türkiye Yazarlar Sendikası ödülleri ve teliflerine taciz ile ilgili bir madde koymayı önerdi, PEN Türkiye Yazarlar Derneği de kadın edebiyatçılara taciz edenleri kınadığı bir bildiri yayınladı. Burada da tabii, yine sistemsel bir dönüşüm olamasa da, en azından bir diyalog başladı...
En güncel örneklerden biri de Boğaziçi protestoları. 4 Ocak’tan beri gündemimizde olan bu protestolar sosyal medya yardımıyla ekranlarımıza düşmekle kalmadı, farklı ülkelerin de bu konu üzerine haberdar olmalarını sağladı. Şu anda Instagram’da Boğaziçi Direnişi adlı hesabın 130,000’den fazla takipçisi var — adeta haber aldığımız bir kaynağa dönüşmüş durumda. Tutuklanan ve serbest bırakılan öğrencileri, her gün güney kampüste hocaların eylemlerini, polis tepkilerini hep sosyal medya üzerinden öğrendik. Akşam 9’da tencere tava ile ses çıkaracağımızı nereden öğrendik? Bakınız:

Özetle sosyal medya çok güçlü. İnsanları harekete geçirmede, görünmeyenleri görünür kılmada büyük bir rolu var. Alan Moore, Watchmen adlı çizgi romanında “Who watches the watchmen?” yani ‘bekçilerin bekçisi kim?’ sorusu ile güçlü birey ya da kurumları da birilerinin mesul tutması ve denetlemesi gerektiğini hatırlatmıştı. Teknolojinin gelişmesi ile de vatandaş gazeteciliği (citizen journalism), haberlerin toplanması ve paylaşılmasıyla bu bekçilik görevini üstlenmiş durumda. Ama çizgi roman öğretileri temasından devam ederek Stan Lee’nin Spiderman’de söylediği gibi “with great power comes great responsibility” yani büyük güç, beraberinde büyük sorumluluklar getirir.
Sosyal medyanın gücünü kötü emeller için kullanıp, toplulukları manipüle etmek de oldukça olası. Tabii bunun için sosyal medya gerekmiyor, ana akım medya da bunu gayet kolayca yapabiliyor. Şu an sosyal medyanın bu iyi-kötü spektrumunda nerede olduğunu kestiremiyorum. Düşünün sosyal medya o kadar güçlü ve korkutucu ki Fransa’da bir ara polisi video çekme yasağı çıkartıp yoğun ihtilaf sonucu bu kanunu geri çekildi. Türkiye’de ise artık 1 milyondan fazla kullanıcısı olan sosyal ağların ülkede temsilci bulundurması gerekiyor. Çin'de Facebook, YouTube, Instagram ve Twitter gibi bir çok sosyal medya platformuna erişim yasak.
Ama ne dersek diyelim, sosyal medya sayesinde protestolar çok daha farklı bir boyut aldı. Bu sahip olduğumuz gücü de iyiye kullanmak bizim elimizde.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
20liğin sosyal medya dolu bülteni hazır!
18 Mar 2021

YAZARLAR

Yasmin Güleç
Anthony Bourdain'in #1 numaralı hayranı olmak dışında zamanımı genelde yazarak, yürüyerek, kahve içerek ve derin politik tartışmalara girerek harcıyorum.

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR



