Brezilya ve yolsuzluk

Brezilya'da Covid-19'dan ölenlerin sayısı beş yüz bini geçti, bu Amerika'dan sonra dünyanın en yüksek seviyesine tekabül ediyor. 211 milyon nüfuslu ülkede, yaklaşık 18 milyon kişi virüse yakalandı. Birçok kişi, Başkan Jair Bolsonaro'nun salgını ele alma biçimini protesto etmek için sokaklara çıkıyor. Şimdiye dek nüfusun ancak yüzde 11'i aşılanabildi. Hastaneler dolmuş halde, gecekondu mahalleleri (favela) silah sesleriyle yankılanırken; işsizlik ise yüzde 14,7 ile rekor düzeylerde. Favela sakinlerinin üzerinde başka bir sorun daha var: Milisler olarak ifade edilen suç örgütleri. Bu ağır silahlı mafya grupları, yoksulluk ve devletin ihmali arasında güçlenmeye devam ediyor. Bolsonaro ise, "aşıların insanları timsahlara dönüştürebileceği" hakkında şakalar yapıyor. Kendisi geçtiğimiz yıl boyunca karantina karşıtı mitingleri ve sahte tedavileri destekledi. Göreve geldiğinden beri ormansızlaşma oranı yüzde 40'ın üzerinde artan Amazon'daki yerli kabilelerine, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kullanımı durdurulan uçaklar dolusu hidroksiklorokin yolladı. Yaklaşık altı ay boyunca aşı tekliflerini görmezden geldi. İstatistiki bir çalışmada, kendisinin bu tavrının doksan beş bin ölüme mal olabileceği hesaplanmıştır.
Brezilya, köklü bir askeri-sanayi kompleksi ve etkili stratejik düşünce kuruluşları tarafından desteklenen Latin Amerika'nın en büyük silahlı kuvvetlerine sahiptir. Buna paralel Bolsonaro hükümetindeki ordu kökenli bakanların sayısı, ülkede 1964-1985 yıllarındaki askeri diktatörlükte olduğundan bile daha fazla. Bu sayede ordu, ülke yönetiminde benzersiz bir temsile sahip durumda. Ülkedeki yolsuzluğun kökenleri ise, devlet ve özel şirketler arasındaki rastgele ilişkilere dayanmaktadır. Söz gelimi, 21 yıl boyunca ülkeyi esir alan diktatörlük dönemi, Latin Amerika kıtasının en büyük inşaat şirketi olan Brezilyalı Odebrecht'in baş müşterisiydi. Şirket kurucusu Norberto Odebrecht, yolsuzluğu "iş yapmanın bir maliyeti" gibi görmüştü. Öyle ki, yapılan baskınlarda 400'den çok sayıda politikacı ve yetkilinin olduğu bir rüşvet listesine ulaşıldı. Ardından otuz ay boyunca hapiste kalan patronları da dahil olmak yetmiş sekiz Odebrecht çalışanı, yasal mercilerle işbirliği yaptı. Söz konusu ifadeler, doksan beş politikacıya yönelik suçlamalara yol açtı. Bu dönemde şirketler, yolsuzluğa artık müsamaha gösterilmeyeceğine dair hissedarlarına güvence vermek için çabalarken; Brezilya Yolsuzlukla Mücadele Yasası da yürürlüğe girdi. İşler yeniden yoluna girmeye başlamıştı. Ancak şimdilerde, tartışmalı başkan Bolsonaro ve çevresi reform yapmak yerine, ülkedeki kurumları yıkmak istiyor. Federal bir milletvekili seçilen oğlu Eduardo Bolsonaro, seçimlerin öncesinde "bir asker ve bir onbaşının yüksek mahkemeyi kapatmak için yeterli olacağını" söylemişti. Mayıs 2020'de ise bu kez Jair Bolsonaro, neredeyse orduya bunu yapmasını emretti. Bununla yetinmeyen Bolsonaro, Federal Polis şefini de kovduktan sonra; Araba Yıkama (Lava Jato) soruşturmasıyla adını duyuran başsavcı Sergio Moro, başkanı adaleti engellemekle suçladı ve istifa etti. Nihayetinde, iki milyar dolarlık bir yolsuzluğu açığa çıkaran Lava Jato görev gücü dağıtıldı.
Brezilya’da 1940’larda basit bir aile şirketi olarak kurulup dünyanın sayılı inşaat devlerinden birisi haline gelen Odebrecht, bugün tüm bölgede yayılmış ulus ötesi bir yolsuzluk skandalının baş aktörü konumunda. Hikaye ise tamamen rastlantısal bir biçimde, polisin orta ölçekli bir para aklama ağını incelemeye aldığı soruşturma ile ortaya çıkmıştı. Yurtdışına para gönderen döviz bürosu sahiplerinden birinin itirafları ile operasyon önce Brezilya’nın ulusal petrol şirketi Petrobras’a ve o dönemde iktidarda olan İşçi Partisi’ne (PT) dek uzanmıştı. Yerelde başlayan soruşturma, ardından şirketin para transferlerini gerçekleştirdiği ülkeler olan ABD, İsviçre ve Andorra’ya da yayılarak uluslararası bir boyut kazandı. Aslında şirket neredeyse kusursuz bir sistem geliştirmişti. Odebrecht, Brezilya’da Petrobras’ın milyar dolarlık kamu ihalelerini alabilmek için ihale bedelinin yaklaşık yüzde 3 oranında bir rüşveti, iktidardaki politikacılara dağıtmaktaydı. Dahası, bu ödemeleri gerçekleştirmek için şirket içinde ayrı bütçeye sahip bir birim kurulmuştu. İlgili çalışanlar, farklı e-posta ve telefonlara sahiplerdi. Ödemeleri şirkete bağlı başka firmalar üzerinden ve gizlilik içerisinde deniz aşırı hesaplardan gerçekleştiriyorlardı. Skandalın açığa çıkması üzerine, 2013'te başlayan ekonomiye yönelik protestolar yüzünden popülaritesi düşük olan Dilma Rousseff, muhalefet tarafından azledildi ve bu kez koalisyon ortağı Michel Temer 2016'da geçici başkanlık koltuğuna oturdu. Michel Temer ise çok geçmeden yolsuzlukla suçlandı. 2017'de azledilmekten zar zor kurtulsa da, ülkenin en büyük et üreticisi şirketlerinden JBS'nin sızdırdığı ses kaydında açıkça rüşvet istemesi üzerine tekrar açılan soruşturmalar ile önce 2019'da hapse girdi fakat "risk teşkil etmediği" gerekçesiyle serbest bırakıldı.
2018'de Bolsonaro'nun seçilmesi işte bu tip travmaları izledi. Aslında çok az finansmanı ve hazırlık süresi vardı, ancak kampanya sırasında bıçaklandığında doğal olarak destek gördü. Kendisini "Brezilya'nın ilahi kurtarıcısı" olarak gösterdi ve oyların yüzde 55'ini aldı. Aldığı destek, ülkenin güneyindeki zengin ve beyaz nüfus ağırlıklı bölgelerdeki çiftçiler ile muhafazakar seçmenlere (evanjelikler) dayanıyordu. Hayal kırıklığı zaferine giden yolu açtı. Bolsonaro, Donald Trump'ın 2018 ABD seçimlerini kazanmak için kullandığı taktiklerden (sahte haberler yaymak, popülizm, milliyetçilik ve şovenizm) büyük ölçüde yararlandı. Halk, sorunları çözemeyen politikacılardan bıkmıştı. Bay Bolsonaro, hayal kırıklıklarını kendisine kanalize ederken, diktatörlüğe zaafı olan eski bir asker olarak seçmenleri siyasi yanlışlarını kendisinin bir özgünlüğü şeklinde görmeye çoğu zaman ikna etti. Yozlaşmış politikacıları temizlemeye, suçluları çökertmeye ve ekonomiyi beslemeye söz verse de, her üç hususta da başarısız olmuşa benziyor.
Brezilya'nın siyasi sistemi, adeta bir değirmen taşı gibidir. Geniş eyalet bölgeleri ve Kongre'deki otuz parti, seçimleri aşırı pahalı hale getiriyor. Siyasiler, genelde uzun vadeli reformlardan ziyade; kısa vadede oyları kazanan projeleri destekleme eğilimindedir. Göreve geldiklerinde ise, seçilmelerini sağlayan bu kusurlu sisteme çoğunlukla bağlı kalırlar. Bu ümitsiz tabloda, 2018'de yapılan bir araştırmaya göre halkın sadece yüzde 3'ünün kongreye ve yüzde 14'ünün yüksek mahkemeye "çok güvendiği" açığa çıkmıştır. Brezilya'nın, uzun vadede Bolsonaro'nun yerini doldurmanın yanı sıra; kronikleşen düşük büyüme ve eşitsizliklerle mücadele ederek, sinizm ve umutsuzluğu da yenmesi gerekiyor. Şüphesiz bu dramatik bir reform gerektirecektir. Dolayısıyla ülkenin kaderi muhtemelen 2022'de seçmenler tarafından belirlenecek. Adayların nostalji yapmak yerine etkili çözümler sunması gerek, zira Bolsonaro'nun halefi zarar görmüş ve bölünmüş bir ülkeyi miras alacağa benziyor. Bürokrasinin büyüme oranlarını aşağı çekmesi ve çarpık harcamaların eşitsizliği artırmasıyla Brezilya kapalı bir ekonomi olmaya devam ediyor. 2019'da ülkede en zengin yüzde 1'in ortalama geliri, en yoksul %50'nin ortalama gelirinin 33 katıydı.
Öte yandan geçtiğimiz aylarda, eski başkanlardan Lula da Silva'yı yolsuzluk ve kara para aklama davalarında yargılayan mahkemenin "yetkisiz" olduğuna karar verildi. Mahkemece verilen hükümleri iptal eden yeni karar ile soruşturma yeniden başlatıldı. Böylece Lula siyasal haklarını geri kazanırken, 2022 genel seçimlerinde aday olmasının da önü açıldı. Bolsonaro'nun başta Lula olmak üzere 2022'deki rakiplerinin, mevcut tabloyu tersine çevirmesi gerekiyor. Anketler, Lula'nın ikinci turda seçimleri kazanabileceğini gösteriyor. Fakat öncesinde Lula, Bolsonaro'nun pandemiyi yönetme biçiminin canlara ve ekonomide nelere mâl olduğunu; Brezilya için değil de kendi çevresi için nasıl faydalar sağladığını kanıtlarıyla ortaya koymalı...
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ersin Şenel
Çıkarların değil, etik ilkelerin yaşama egemen olması için...
İLGİLİ OKUMALAR



