

Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Ebru Debbağ
Her Kasım sonu, markalar ilanları ile daha yüksek sesle konuşan bir tonda, insanların alışveriş yapma isteklerini kamçılayarak, daha fazlasına sahip olabilmeleri için daha az bedel ödeyecekleri önerisi ile indirimden alışveriş yapma çağrısında bulunuyor.
Tüketimin toplu ve bilinçli olarak arttığı kanıksanmış özel günler ile artık pek düşünmeden ve çoğu zaman mağazaya bile gitmeden kendimizi alışverişe kaptırdığımız günler oluyor. Bir kutlama etrafında şekillenen indirimler, avantajlı ürünler derken, dolaplar dolup taşıyor.
Çoğumuz zaman zaman sırf indirim olduğu için alışveriş yapmışızdır. Kasada ödeme yaparken bile belli bir bedelin üzerinde yapılan alışveriş için sunulan fırsatlar artık sadece özel günlerle de sınırlı değil. Kanıksanmış bir avantajlar dünyasında durmadan alıyoruz. Bir süredir bir açlığı gidermek, mutlu hissetmek, güzel olmak, ‘like’ almak gibi birçok dürtü etrafında gelişen bir yaşam şeklini normalmiş gibi yaşamaya başladık. Peki ne zamandır ve ne oldu da bu mekanizma bu kadar yaygınlaştı?
Değer ve maliyet kavramları üzerinde biraz düşünmemiz gerekecek. Ayrıca birçoğumuzun sandığı gibi giydiklerimizin fiyatı son 20 yıl içinde artmadı, aksine düştü. “Peki neler oldu, nasıl oldu?" dediğinizi duyuyorum.
Bu dönemde doğal kaynaklardan elde edilen hammaddelerin yerine, düşük maliyet ve tüketim artışı (buna büyüme demeye dilim varmıyor) endekslerinde petrol türevi olan hammaddelerin giysilerde yaygın kullanımı başladı. “Modanın demokratikleştirilmesi” adına daha fazlayı daha az maliyet ile üretmenin yolları arandı. Hammaddelerin dışında, ürünlerin nerede üretileceği de önemli idi. Lokal üretim opsiyonları yerine, günümüzde küresel güney olarak anılan gelişmekte olan ülkelerdeki işgücü maliyetlerinin cazibesine kapılan markalar, üretimleri için gözden ve gönülden uzak ülkeleri seçmeye başladılar.

Etiket fiyatı kullan-at zihniyeti ile belirlenen ürünlere ulaşmak daha kolay olmaya başladı. Giysilerimizin içinde neler olduğunu çok da umursamadan, etiketlerini okuma zahmetine katlanmadan varil varil petrolü giymeye başladık. Üretimde çalışan ve uzak ülkelerde yaşayan insanların sosyal haklarını gözetmek ancak bir derece mümkün olacaktı derken zaten 2013 yılında yaşanan “Rana Plaza” felaketinde, tekstil üretim binalarının göçükleri altında 1134 kişinin yaşamını yitirmesi ile maliyet düşürme hevesinin hangi aşamada olduğunu görmüş olduk.
Son 10 sene içinde sürdürülebilirliğin gündeme gelmesi ile sektörde yeni bir alan açılmış oldu ve;
- yeni nesil tüketicinin sorgulamaları,
- sahip olmayı illa da satın almak olarak değerlendirmeyen davranışlar,
- zararlı madde içeren ürünlere gösterilen tepkiler,
- sosyal medyada da viral olarak yayılan olumsuz sosyal etki haberleri,
- atıkların gözler önüne serilmesi,
markaların sürdürülebilir tüketim çalışmalarına yönelmesine neden oldu.
Greenpeace’in “Moda Detoksu” kampanyasının üzerinden geçen 10 yıl içinde birçok marka sorgulanmaya ve kendini sorgulamaya başladı. Greenpeace’in geçen hafta yayınladığı raporda ise, henüz sektörün hedeflerin çok gerisinde olduğu ve markaların net sıfır karbon emisyonu söylemlerinin gerçekçi olmadığı belirtiliyor. Moda sektörüne yaptırımların getirilmesini öneriyor.
Senede üretilen 150 milyar giysinin yüzde 30’u satışa bile girmiyor. E-ticaret 360 milyar dolar hacminde ve satılanların yüzde 40’ı iade ediliyor. Her sene okyanuslara karışan mikro elyaf atıkları 50 milyar plastik şişeye denk geliyor. Ayrıca, 2014 itibari ile büyük markalar tüketimi azaltmak ve döngüsel moda sistemine geçiş yapmak üzere sözler verdikleri halde, bugün tekstilden tekstile geri dönüşümün çok kısıtlı kaldığını görüyoruz.

İstenmeyen atık giysiler Ghana ya da Atakama çölünde toprağa veya denize karışıyor. Az da olsa bir kısmı ise tekrar gelişmekte olan ülkelerde 2. el olarak satışa sunuluyor. Türkiye de Avrupa Birliğinin atıklarının yeni adreslerinden birisi olmuş durumda. Atıkların çoğu bağış olarak yola çıkıyor. Aslında tüketim fazlasının atık haline gelmiş ve modanın gözünün görmek istemediği kısmı olarak dünyanın başka bir yerinde karşımıza çıkıyor ve hem çevre hem de insan sağlığını tehdit ediyor.
Fazladan tükettiğimiz her an bu sisteme dahil oluyoruz. Doğadan, iklim değişikliğinden, geleceğimizi olumsuz etkilemekten bağımsız olduğumuz sanrısı ve tüketimin artırılması için gündeme gelen süslü tüketim günlerinin uyuşturucu etkisi ile gereksiz tüketimi yaygınlaştırıyoruz.
Moda kişinin kendisini deneyimlediği, özgürce ifade ettiği, renklendirdiği, çeşitlendirdiği harika bir alan. Ancak bu alanda özgün kalmak, yaratıcılığımızı kullanmak, sorumluluk almak ve tüm yaşama hallerimizin güncel sosyal, ekonomik ve çevre sorunları ile bağlantısını görebilmek için, “satın al” tuşuna basmadan, “o kazağı kasaya götürmeden” bir nefes beklemek gerekiyor.
“Bu ürünün gerçek bedelini biliyor muyum” diye o nefesi almak ve “bu satın alma seçimim ile neleri etkiliyorum” diye sorarak o nefesi vermek… İşte değişimin başlaması için gereken ilk adım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Refik Anadol'dan "Mercan", Black Friday, Kaynaklarımızın Sınırlılığı
01 Ara 2021

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
“Dünyanın güzelliği bir farkındalık çanıdır.” — Thich Nhat Hanh
15 Eki 2026

Geleceğe duyduğumuz güven, bugün harekete geçmemizi engelliyor olabilir mi?
15 Eki 2026

Küçük bedenlerine koca bir dünyanın düzenini sığdıran canlılar; böcekler
15 Eki 2026





