Geçen hafta kardeş bültenimiz Üretim Kaydı’nın konuğu Tan Morgül’dü. Biz de Esra Ece Kuleci’nin vesilesiyle (🙏) Osmanlı'dan beri İstanbul'un eğlence hayatında varlığını sürdüren mekânların pek çoğunun meyhaneler olmasından hareketle kendisine meyhane kültürünün neden hem İstanbul özelinde hem Türkiye genelinde hâlâ varlığını devam ettirebildiğini sorduk ve kendisinin cevabını derledik
Geçen hafta kardeş bültenimiz Üretim Kaydı’nın konuğu Tan Morgül’dü. Biz de Esra Ece Kuleci’nin vesilesiyle (🙏) Osmanlı'dan beri İstanbul'un eğlence hayatında varlığını sürdüren mekânların pek çoğunun meyhaneler olmasından hareketle kendisine meyhane kültürünün neden hem İstanbul özelinde hem Türkiye genelinde hâlâ varlığını devam ettirebildiğini sorduk ve kendisinin cevabını derledik:
“Türkiye'de meyhaneler (kahvehanelerin ardından) çok önemli yer tutuyor. Özellikle dünyanın önde gelen akımlarından olan 1940-1980 arasındaki Türkçe şiirin öncülerinin, dönemin edebiyatçılarının, hikâyecilerinin ve yani üdebanın toplandığı yerdir meyhaneler.
Galata (Evliya Çelebi “Galata demek meyhane demek” der.) ve Eminönü liman bölgeleri, dolayısıyla uluslararası bölgeler. Burada denizciler gelip sabaha kadar içebiliyor. Çünkü denizcinin zamanını geçirebileceği başka yer yok ki. İstanbul'un her tarafında meyhaneler var. Boğaz köylerinde de var küçük küçük. Kadıköy'den Şile'ye, oradan Gebze'ye kadar meyhaneler var.
80'lerden sonra kadın hareketi veya kadının kamusal alanda görünüşü yer tutmaya başlayınca, 60'lardan sonra ise kimlik hareketlerini içermeye başladıktan sonra kamusal alandaki söylence biçimi, alanlarda görünürlük değişmeye başlıyor. Eğlence anlayışı da değişmeye başlıyor. Eylem biçimi olarak meyhane basılıyor. (Yine İstanbul'da kadın hareketine şapka çıkarıyoruz.)
Eskiden iki üç mezeyle, gidip bir iki saat tık atıldıktan sonra terk edilip akşam yemeğinin evde yendiği bir yer meyhane. Ve asırlarca alt tabakanın gittiği bir yer. Bizans'ta da Osmanlı'da da meyhaneye zenginler gitmezdi. Zenginler, aristokratlar, asiller ya yalılarda ya saraylarda ya da özel açık alanlarda kurarlardı. Meyhaneler tamamen halkındı. 80'lerden sonra ise herkesin gittiği, uzun zaman geçirilen, uzun zaman geçirdiğiniz için daha fazla yemek tüketilen ve o yüzden ara sıcakların, meze çeşitlerinin devreye girdiği bir yere dönüyor.
İzini surebildiğimiz kadarıyla 2000 yaşında olan meyhaneler; erkek egemen, şarap veya ucuz olduğu için askerlerin içtiği çok kötü bir şarap artığı olan puska tüketilen yerler. (Çok garip bir şekilde Anadolu biranın doğduğu topraklar ama neredeyse kayıtlarımızda doğru düzgün görülmüyor.) Meyhanelere rakının girmesi, egemen olması topu topu 80-90 senelik bir şeydir. 60'larda bile bir sürü meyhanede şarap içiliyordu, o kadar diyeyim. Rakı sunulan yerler var tabii ki, Osmanlı'da da var. Ama o rakı da sek içiliyor. Biraz su karıştırılması son derece yeni ve modern. Bardak büyüdü çünkü buz geliyor artık ve soğutabiliyoruz. O zaman da (Reşat Ekrem Koçu da dahil olmak üzere) sek içenler rakıya su karıştırılmasına ve uzun limonata bardaklarında içilmesine çok bozuluyorlar. Dolayısıyla o zaman da "Nerede o eski meyhaneler?" diyen ortodokslar var.”
Podcast’in tamamını buradan dinleyebilirsiniz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR



