Alara Demirel
- Piccolo
İstanbul’da nasıl eğlendiğim sorusuna uzun süre kafa patlattım desem yalan olmayacak. Ben İstanbul’da nasıl eğlendiğimi tam olarak bilmiyorum çünkü 1968 doğumlu ve Kemancı neslinde büyüyen bir annenin anılarıyla yetiştirildim. Oralar kapandıktan, kaldırımlar masasızlaştırıldıktan sonra sanki “eğlence” pek de mümkün olamadı buralarda. En azından ebeveynlerim ve kuzenlerim tarafından hep “şanssız” görüldüm bu açılardan. Ne çok acı var ve ne çok tek tip eğlence anlayışı var bu memlekette, di mi?
Neler dinledim?: Kemancı’da geçen bin tane anı; akabinde Asmalı Mescit’te anne eşliğinde geçirilen ergenlik yılları; eskinin ritüellerini yerine getirilmek için götürülen Beyoğlu’ndaki Kaktüs; 1990’lardaki Madonna ve Elton John konserlerini dinleyerek geçen zamanlar; yazın Silivri’de, kışın Bodrum’da sonlanan arkadaş grupları hikâyeleri… Öyle bir yetiştirildim ki sanki benim yaptıklarım hiç zaten İstanbul’da eğlenmek olamazdı.
Zaten Kemancı artık yok. İstiklâl, bildiğimiz İstiklâl değil. DVD kiralayabildiğim, girince heyecanlandığım dükkânlar yok. Babamın lisesini geçtikten sonra ara sokakta midye dolma yediğimiz abi yok. Annemin ben daha lisedeyken bana eşlik ettiği 24 Haziran 2011 tarihli James Blunt konserinden sonra götürdüğü Asmalı Mescit’teki mekânlar bile yok. Hatta Levent’te bir sürü Marmaris Büfe açıldı ama benim dışarı çıktıktan sonra Yengen yemek için uğradığım “o” büfe de yok.
Mesela ilk konserime dönüyorum. Mekân Harbiye, grup mor ve ötesi. Yıl? 2002 falan. Kotuma zincir takmak istemiştim; Cambaz dinlerken kendimi havalı hissetmek istiyordum çünkü. Konser alanı da grup da duruyor ama ne o zamanın Türkiyesi ne de o zamanların Alarası günümüze kadar tutunabildi, ne yalan söyleyeyim.
“Benim” eğlence anlayışım: 2010’lara denk geldi ama olsun.
İstanbul’da “hakkıyla” eğlenen bir annenin kızı olarak başladım anılarıma—“Eh, pek de süper bir eğlence hayatım zaten yokmuş,” diyerek başladığım anı yolculuklarında hatırladıkça çok şey çıktı karşıma. Birincisi şunu fark ettim: Eğlenmek için gece hayatına tutunmak zorunda değilim. İkincisi şuna üzüldüm: Üniversite hayatım bugün başlamış olsaydı baya zorlanırdım.
Yıl 2014. 17 yaşındayım, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne başlamışım. Otto’da içki satışı çoktan durmuş ama çok eğlendiğim çimlere dışarıdan herkes girebiliyor. Okula girişte güvenlik yok hâlâ. Okullara daha tam saldırılmıyor. Biz Santral’de dersler bittikten sonra ÇSM binasının oralarda konuşlanan kahvecinin hoparlöründen duyulan şarkıları dinleyerek eğleniyorduk.
Enflasyon 2022’deki gibi değil—fiyatlar yine bizi geriyor ama öyle süper etkilenmiyoruz. İstanbul Film Festivali zamanı Atiye’ye gidip film izleyebiliyorum. Eğleniyorum. Okuldan çıkıp para ödemediğimiz shuttle’lara binip Beşiktaş’a vardıktan sonra Ortaköy’e doğru yürüyüp eğleniyoruz. O esnada Arka Bahçe’ye uğrayıp Gerard Way’in yazdığı Edge of Spider-verse’ü mü kapsak? Akabinde de işte perdede Éric Rohmer sineması var. Filmde sıkılıyoruz, ondan da eğleniyoruz.
Cadılar Bayramı geliyor. Yıl 2015. Doors grubunun, şimdilerde kapalı olduğunu tahmin ettiğim, zira internette bir türlü mekânı bulamadığım ve Budapeşte’nin ruin bar’larına benzeyen bir yerinde kutlamaya katılıyorum. Şimdilerde bambaşka mesleklerde aktif şekilde “bilindik” işler yapan arkadaşlarımın kostümlerini ve yaptıklarımızı anımsıyorum. Hem o zaman hem şimdi bu düşüncelerle eğleniyorum. O kırmızı lensi nereden aldın ya?
Barbaros’un üstündeki Kilit Bar var bir de. 18 yaşıma girdiğim, 20’lerimde Strongbow Cider’ı bulabildiğim nadir yerlerden birine her gittiğimde eğleniyorum. Muhtemelen hâlâ duruyor ama pandemiden önceki ben durmuyorum.
Hah, o dönemler kalabalığa girdiğimde huysuzlanmıyorum, aklıma bin bir şey takılmıyor. O zamanlar One Love da devam ediyor hâlâ. Şaşırtıcı olmayacak tabii, Julian Casablancas’la ve—Another Love daha TikTok’ta meşhur olmamışken—Tom Odell’le aynı mekândayken eğleniyorum.
Kadife Sokak’ın İletişim Fakültesi’ne bağışladığını düşündüğüm ve sınıf arkadaşlarımın tuvalet sırasındaki kavgasında kurulan “Aristoteles dokunmazdı sana,” cümlesine ve bu esnada izlediğim duvar sticker’larına eğleniyorum arka oda’nın. “Karşıdan dönme” konseptinden gerildiğim için geceyi erken bitirmekten de eğleniyorum.
Devamında yıl 2019, Zorlu PSM’nin Studio konserlerinde üst üste denk gelip Vendredi Sur Mer, Hedonutopia ve Jakuzi dinlediğim bir dönem var; of, o arada da acayip eğleniyorum. Tam konser öncesi la femme a la peau bleue’yle yan yana masalarda otururken de çok, keza. “Ancak İstanbul’da yakalarım bu enerjiyi,” diye düşünüyorum o ara.
Sonra 2020 oluyor. Odamda Gerin Bedenim dinlerken eğleniyorum. Duvarlarım ilk defa kapanmanın üretimlerini duyuyor. İkinci kapanma esnasında Cihangir’deki Nolita’da geceleri kurabiye yemekten eğleniyorum. Aylar sonra, 2021’e girmişken yasaktan sonra Moda’da yürüyüş yaparken vitrinleri izleyerek, hatta şubatta camda tutulan Noel Baba’ya bakarak eğleniyorum.
O bahar mekânlar hafifinden açılmaya başladıktan sonra arkadaşlarımın ülkeyi terk etmeden son setlerini Bina’da gerçekleştirecekleri posterlerin tasarımlarına bakarken eğleniyorum. Hibrit çalışma sistemim yüzünden hiçbirine katılamadığım için eğlenmiyorum. Yine bu iki mekânın aralığındaki o sıkışık taşların arasında tanıdık ve tanımadık yüzlere bakmaktan eğleniyorum. Aklıma Santral geliyor—çoğu aynı insanlar ama bence hiçbirimiz aynı değiliz. Olamayız da, en azından ben olamam çünkü Covid-19 enfekte etmiş bir kere beynimi.
“Ben ne ara eğlence hayatımı Avrupa’dan Anadolu’ya taşıdım?” diye düşünürken de eğleniyorum. Çıkmadan önce köfte, patates kızartması ve acısız şalgam tüketmekten eğleniyorum.
Bu yazıya tekrar dönüp “Nasıl aklıma gelmedi?” dediğim çok şey olacak, ondan da şu an eğleniyorum—yine İstanbul’dayım çünkü. Şehrimde keyif aldığım hep bir şeyler olacak, biliyorum. Bu aralar… bu aralar da odamda film izlemekten eğleniyorum. İstanbul’da ben, eğilip bükülüyorum, lokasyon değiştiriyorum, eğlence anlayışımı şekillendiriyorum ama bir şekilde eğleniyorum.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Birinci yılımıza özel "İstanbul'da nasıl eğleniyordun?" sorusunu Aposto ekibine ve yayıncılarına sorduk. İstanbul'un yakın tarihine dair güzel bir kayıt oldu.
18 Eki 2022

İLGİLİ OKUMALAR


