YSK bu kararıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü defa cumhurbaşkanlığına aday olmasına yapılan itirazları reddettmiş bulunuyor. Oysa, Anayasa’nın 101. maddesi bir kimsenin kural olarak ‘’en fazla iki defa’’ cumhurbaşkanı seçilebileceği konusunda açıktır.

Genel seçimlere bir buçuk ay kala Türkiye siyasetinin ne durumda bulunduğu hakkında belki de en doğru değerlendirmeyi Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) son kararına bakarak verebiliriz. Bunun tek istisnası ise yine Anayasanın 116. maddesinde yer alan, TBMM’nin seçimlerin yenilenmesi kararı alması halinde görevdeki cumhurbaşkanının üçüncü defa aday olmasına izin veren hükümdür. Oysa Türkiye’yi bugün erken seçime götüren kararı TBMM değil Cumhurbaşkanı Erdoğan almıştır.

Bu, YSK’nın son yıllarda verdiği hukuka aykırı olarak AKP’yi ve liderini kayıran kararlar serisinin sonuncusu olmaktadır. Hatırlanacağı gibi, YSK 2017 Anayasa referandumunda kendi yerleşik içtihadına aykırı olarak ‘’mühürsüz oylar’’ı geçerli kabul etmiş; 2019 yılında da CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı seçimini iptal etmişti. Öyle görünüyor ki, YSK bu sefer Anayasayı da yok sayma pahasına iktidar partisinden yana bir karar almakta tereddüt etmemiştir.

Son günlerde, sadece seçim kampanyasının serbestlik ve hakkaniyetini zedelemesi bakımından değil, daha genelde Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının düştüğü acınası durumu ortaya koyması bakımından da önemli olan başka bir gelişme daha yaşandı: Anayasa Mahkemesi’nin HDP’nin banka hesapları üstündeki blokajı kaldırması üzerine yüksek mahkemenin bazı üyelerinin Cumhurbaşkanı tarafından telefonla aranıp adeta sorguya çekildiği haberi medyaya düştü. Doğru olması halinde, bu haber Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi’ne üye ataması yaparken kendi siyasetiyle uyumlu davranacağından emin olduğu kişileri tercih ettiğine ve böylece yüksek mahkemeyi ‘’kuşatmayı’’ amaçladığına ilişkin kamuoyundaki yaygın kaygıları maalesef doğrulamış olmaktadır.

Bu arada, kampanya dönemi içinde bir tarihte yapması Anayasa Mahkemesi tarafından kararlaştırılmış olan sözlü savunmasının seçim sonrasına ertelenmesine ilişkin olarak HDP’nin yapmış olduğu talep mahkeme tarafından reddedildi. Bu durum, 14 Mayısta yapılacak olan yasama meclisi seçimlerinden önce kapatılması ihtimalinden endişe eden HDP’nin seçimlere başka bir partinin çatısı altında girme kararı almasına yol açtı. Anayasa Mahkemesi’nin HDP bakımından bir belirsizlik yaratan bu kararının seçim kampanyasının sağlığını olumsuz yönde etkileyecek bir gelişme olduğu açıktır.

AKP-MHP yönetiminin baskıcı uygulamaları elbette adil ve demokratik seçim hakkı ve yargı bağımsızlığıyla sınırlı değil. Medya ve haberleşme özgürlüğü üzerindeki yoğun baskı ve kısıtlamalar da bu arada devam ediyor. Nitekim Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi tarafından yakınlarda duyurulan 2022 yılına ait Medya ve Basın Özgürlüğü Raporunun Türkiye’yle ilgi tespit ve bulguları hepten ümit kırıcı. Rapor bağımsız medyaya yönelik sistematik baskılara ilişkin olarak çoğunu zaten bildiğimiz pek çok vak’ayı kayda geçiriyor. Rapora göre, Türkiye maalesef gazetecileri en çok hapse atan ülkelerden biri durumunda, nitekim Raporun yayımlandığı tarihte 41 gazeteci hapisteydi. En başta AKP-MHP hükûmeti ve destekçileri hakkında eleştirel haber yapanlar olmak üzere, Türkiye’de pek çok gazeteci tutuklanma ve kovuşturmayla karşı karşıya bulunuyor. Medya üzerindeki devlet ve hükûmet baskısından en büyük payı ise Kürt medyası almaktadır.

Seçim kampanyasının hakkaniyete uygun olarak yürümekte olduğu konusunda tereddütler yaratan bu gelişmelere, kampanyanın güvenliğini zedeleyen başka bir gelişme eşlik etti: Medyada İyi Parti İstanbul İl Başkanlığı binasına silahlı saldırı yapıldığı haberleri çıktı. Her ne kadar polis bunun parti binasına yönelik bir saldırı olmayıp binanın karşısındaki inşaatın bekçisinin hırsızları korkutmak için o yöne ateş açmak zorunda kalmasından ibaret bir olay olduğu yolunda açıklama yaptıysa da, genel başkan Meral Akşener’in Mart başında yaşanan kısa bir krizin ardından ‘’Altılı Masa’’ya geri dönmesiyle İyi Parti’nin muhalefet bloğunda yer almasının kesinleşmesinin iktidar partilerini fazlasıyla rahatsız ettiği hatırlanınca, polisin açıklamasının ikna ediciliği zayıflamaktadır.

Bütün bunlar olurken, halkın gündelik hayatında maruz kaldığı geçim sıkıntısını yaratan ekonomi politikasında da iyi yönde bir değişim emaresi görülmemektedir. Bu arada, ‘’Kur Korumalı Mevduat’’lara verilecek faizde üst sınırın kaldırılmasına ilişkin son alınan kararın ne ölçüde doların yükselişini durdurup Türk lirasına yönelmeyi sağlayacağı da belirsizdir. Ayrıca, hükûmetin bir süredir uygulamakta olduğu populist ‘’seçim ekonomisi’’nin bazı toplum kesimlerinde yaratttığı sun’î rahatlama ne genel olarak toplumun geçim sıkıntısının ortadan kalktığı ne de iktisadî krizin sona erdiği anlamına geliyor. Esasen, orta ve uzun vadede bu politikanın maliyeti seçimlerden sonra yürütmeyi kontrol edecek olan siyasî ekibin (büyük ihtimalle de, ‘’Altılı Masa’’nın) sırtına binecektir.

Eskiden sanki seçim kampanyalarının herkes için tatlı bir heyecanı ve neş’esi olurdu. Kampanyanın Ramazan ayına rastlamasının da etkisiyle olsa gerek, bu sefer maalesef pek öyle olmuyor.

Umarım bir sonraki Bülten’i daha keyifli bir ortamda hazırlarız. Şimdilik esen kalın.

NEREDE YAYIMLANDI?

Özgürlük GündemiÖzgürlük Gündemi

BÜLTEN SAYISI

Özgürlük Gündemi #6

Cumhurbaşkanının AYM Üyelerini Aradığı İddiası, Anayasa Mahkemesi HDP’nin Sözlü Savunmasının Ertelenmesi Talebini Reddetti, 2022 MFRR Medya ve Basın Özgürlüğü İhlalleri İzleme Raporu, Hükümetin Dolarla İmtihanı Devam Ediyor.

03 Nis 2023

Özgürlük Gündemi #6

İLGİLİ OKUMALAR