Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir süredir Türkiye’yi ziyaret etmesi için davet ettiği ama davetine icabet etmediğinden yakındığı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas nihayet geçen hafta Türkiye’ye gelerek Millet Meclisi’nde bir konuşma yaptı. Gazze’nin Filistin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve yakında Gazze’ye gideceğini açıklayan Abbas konuşmasında ayrıca Filistin sorununun savaşla değil uluslararası hukuk çerçevesinde barışçı ve diplomatik yolla çözülmesi gerektiğini vurguladı. İsrail’in saldırılarını eleştiren Abbas’a göre, "güvenlik ve askerî yöntemler hiçbir sonuç getirmeyecektir; siyasi çözümler, adalet ve uluslararası hukuka dayalı yöntemler ile Filistin’in meşru haklarına dayalı yöntemler barışı getirebilir." Abbas bu anlayışıyla tutarlı olarak, İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açılmış olan davaya işaret ederek, ‘’Netenyahu ve çetesinin’’ uluslararası mahkemelerde hesap vereceği günlerin yakın olduğunu söyledi. Davanın asıl sahibi olan Mahmud Abbas’ın Filistin ve Gazze meselesi hakkında barışçı çözümü vurgulayan makul ve nispeten soğukkanlı olan bu konuşmasının, Filistin davasıyla ilgili olarak her zaman ‘’yüksek perdeden’’ konuşan ve İsrail yönetimi hakkında kullanageldiği sert ve mübalağalı üslubuyla dikkat çeken, bu arada Hamas sempatisini de her vesileyle açığa vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı pek te tatmin etmemiş olduğu tahmin edilebilir. Nitekim Abbas’ın konuşması sonrasında iki liderin herhangi bir ortak açıklama yapmamış olması bunun bir göstergesi sayılabilir.Bu meseleyle ilgili başka bir ilginç nokta da Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’i Filistin’e davet etmesi oldu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yücel’in açıklamasına göre, ‘’Sayın Abbas, CHP'nin geçmişte de Filistin davasına verdiği destekten ve Sosyalist Enternasyonal Genel Başkan Yardımcılığı sıfatıyla Sayın Özgür Özel'in Filistin Davasını dünyaya duyurmasından memnuniyetini’’ dile getirmiş. Öyle görünüyor k, bütün yabancı gözlemciler ve devlet adamları gibi, CHP’nin Mart 2024 seçimleriyle başlayan yükselişini önemseyen Filistin Devlet Başkanı Abbas Sosyalist Enternasyonel’den ‘’yoldaş’’ı saydığı Özel’e yaptığı bu davetle Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmaktadır. Bu arada, Türkiye İşçi Partisi milletvekili Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Meclis kararının hukuken yok hükmünde olduğu yolundaki Anayasa Mahkemesi kararından sonra, cezaevinden Atalay’ın tahliye edilerek Meclis’te and içip göreve başlamasını sağlamak amacıyla muhalefet partilerinin yaptığı başvuru üzerine TBMM’nin 16 Ağustos’ta olağanüstü olarak toplanmasından beklenen sonuç maalesef çıkmadı. Can Atalay'ın milletvekilliği konusunda ortaya çıkan bu yargısal ve siyasî kriz hakkında genel görüşme yapılmasını talep eden CHP önergesi Meclis Genel Kurulu’nda AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Böylece, AKP-MHP koalisyonunun yönetimi altındaki Türkiye için hiç te şaşırtıcı olmayacak şekilde, Anayasa ve Anayasa Mahkemesi’nin kararı açıkça yok sayılarak milletvekili Ş. Can Atalay hapiste tutulmaya devam etmektedir. Buna karşılık, başta CHP olmak üzere muhalefet partileri bu işin peşini bırakmamaya kararlı görünüyor. Nitekim bu haksızlığı telâfi etme arayışı içindeki CHP yeni bir girişim olarak, tatile girmiş olan Millet Meclisi’ni Can Atalay sorununun çözümünü sağlayabilmek umuduyla yeniden toplantıya çağırmaya hazırlanmaktadır. Ancak iktidar partilerinin Anayasa ve hukuk tanımazlık konusundaki bilinen ısrarları dikkate alındığında, muhalefetin bu girişiminden de maalesef bir sonuç alınamayacak gibi görünmektedir. Bu meselenin daha ayrıntılı bir hukukî değerlendirmesini arkadaşımız A. Rıza Çoban’ın izleyen yazısında bulabilirsiniz.Can Atalay meselesiyle bağlantılı başka bir önemli nokta da, 16 Ağustos’taki mezkur oturumda iktidar cephesinden bir muhalefet milletvekiline yönelik olarak meydana gelen müessif şiddet olayıdır. Bu konuda ‘’sicili bozuk’’ olmakla maruf bir AKP milletvekilinin Meclis kürsüsünde Can Atalay sorunu hakkındaki görüşlerini açıklayan TİP milletvekili Ahmet Şık’a tekme-tokat saldırmasıyla başlayan arbedede maalesef Mecliste kan akmıştır. Aynı zamanda kürsü dokunulmazlığını da ihlâl eden bu çirkin saldırı, böylelikle TBMM’nin kamusal meselelerin ‘’milletin temsilcileri’’ tarafından özgürce tartışıldığı bir platform olma konumunu da sakatlamıştır. Bu olayda bir de şöyle bir acı ironi var
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir süredir Türkiye’yi ziyaret etmesi için davet ettiği ama davetine icabet etmediğinden yakındığı Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas nihayet geçen hafta Türkiye’ye gelerek Millet Meclisi’nde bir konuşma yaptı. Gazze’nin Filistin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu ve yakında Gazze’ye gideceğini açıklayan Abbas konuşmasında ayrıca Filistin sorununun savaşla değil uluslararası hukuk çerçevesinde barışçı ve diplomatik yolla çözülmesi gerektiğini vurguladı. İsrail’in saldırılarını eleştiren Abbas’a göre, "güvenlik ve askerî yöntemler hiçbir sonuç getirmeyecektir; siyasi çözümler, adalet ve uluslararası hukuka dayalı yöntemler ile Filistin’in meşru haklarına dayalı yöntemler barışı getirebilir." Abbas bu anlayışıyla tutarlı olarak, İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açılmış olan davaya işaret ederek, ‘’Netenyahu ve çetesinin’’ uluslararası mahkemelerde hesap vereceği günlerin yakın olduğunu söyledi.
Davanın asıl sahibi olan Mahmud Abbas’ın Filistin ve Gazze meselesi hakkında barışçı çözümü vurgulayan makul ve nispeten soğukkanlı olan bu konuşmasının, Filistin davasıyla ilgili olarak her zaman ‘’yüksek perdeden’’ konuşan ve İsrail yönetimi hakkında kullanageldiği sert ve mübalağalı üslubuyla dikkat çeken, bu arada Hamas sempatisini de her vesileyle açığa vuran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı pek te tatmin etmemiş olduğu tahmin edilebilir. Nitekim Abbas’ın konuşması sonrasında iki liderin herhangi bir ortak açıklama yapmamış olması bunun bir göstergesi sayılabilir.
Bu meseleyle ilgili başka bir ilginç nokta da Filistin Devlet Başkanı Abbas’ın ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel’i Filistin’e davet etmesi oldu. CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yücel’in açıklamasına göre, ‘’Sayın Abbas, CHP'nin geçmişte de Filistin davasına verdiği destekten ve Sosyalist Enternasyonal Genel Başkan Yardımcılığı sıfatıyla Sayın Özgür Özel'in Filistin Davasını dünyaya duyurmasından memnuniyetini’’ dile getirmiş. Öyle görünüyor k, bütün yabancı gözlemciler ve devlet adamları gibi, CHP’nin Mart 2024 seçimleriyle başlayan yükselişini önemseyen Filistin Devlet Başkanı Abbas Sosyalist Enternasyonel’den ‘’yoldaş’’ı saydığı Özel’e yaptığı bu davetle Türkiye’nin geleceğine yatırım yapmaktadır.
Bu arada, Türkiye İşçi Partisi milletvekili Ş. Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Meclis kararının hukuken yok hükmünde olduğu yolundaki Anayasa Mahkemesi kararından sonra, cezaevinden Atalay’ın tahliye edilerek Meclis’te and içip göreve başlamasını sağlamak amacıyla muhalefet partilerinin yaptığı başvuru üzerine TBMM’nin 16 Ağustos’ta olağanüstü olarak toplanmasından beklenen sonuç maalesef çıkmadı. Can Atalay'ın milletvekilliği konusunda ortaya çıkan bu yargısal ve siyasî kriz hakkında genel görüşme yapılmasını talep eden CHP önergesi Meclis Genel Kurulu’nda AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Böylece, AKP-MHP koalisyonunun yönetimi altındaki Türkiye için hiç te şaşırtıcı olmayacak şekilde, Anayasa ve Anayasa Mahkemesi’nin kararı açıkça yok sayılarak milletvekili Ş. Can Atalay hapiste tutulmaya devam etmektedir.
Buna karşılık, başta CHP olmak üzere muhalefet partileri bu işin peşini bırakmamaya kararlı görünüyor. Nitekim bu haksızlığı telâfi etme arayışı içindeki CHP yeni bir girişim olarak, tatile girmiş olan Millet Meclisi’ni Can Atalay sorununun çözümünü sağlayabilmek umuduyla yeniden toplantıya çağırmaya hazırlanmaktadır. Ancak iktidar partilerinin Anayasa ve hukuk tanımazlık konusundaki bilinen ısrarları dikkate alındığında, muhalefetin bu girişiminden de maalesef bir sonuç alınamayacak gibi görünmektedir. Bu meselenin daha ayrıntılı bir hukukî değerlendirmesini arkadaşımız A. Rıza Çoban’ın izleyen yazısında bulabilirsiniz.
Can Atalay meselesiyle bağlantılı başka bir önemli nokta da, 16 Ağustos’taki mezkur oturumda iktidar cephesinden bir muhalefet milletvekiline yönelik olarak meydana gelen müessif şiddet olayıdır. Bu konuda ‘’sicili bozuk’’ olmakla maruf bir AKP milletvekilinin Meclis kürsüsünde Can Atalay sorunu hakkındaki görüşlerini açıklayan TİP milletvekili Ahmet Şık’a tekme-tokat saldırmasıyla başlayan arbedede maalesef Mecliste kan akmıştır. Aynı zamanda kürsü dokunulmazlığını da ihlâl eden bu çirkin saldırı, böylelikle TBMM’nin kamusal meselelerin ‘’milletin temsilcileri’’ tarafından özgürce tartışıldığı bir platform olma konumunu da sakatlamıştır. Bu olayda bir de şöyle bir acı ironi var: Meclis Başkanlık Divanı saldırgan milletvekili yanında saldırıya uğrayan milletvekiline de ‘’kınama’’ disiplin cezası vermiş bulunmaktadır! Aşağıda Ömer Faruk Şen’in bu müessif olayın demokratik siyaset beklentisi açısından ifade ettiği anlam üzerinde odaklanan değerlendirmesini bulacaksınız.
Ekonomideki son gelişmelerin geniş ve uzmanca bir değerlendirmesi de arkadaşımız Can Gerek’in yazısında yer almaktadır.
Özgürlük Gündemi’nin bir sonraki sayısında buluşmak üzere.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
AYM’nin Son Can Atalay Kararı, Cari Denge Üzerinden Kura Müdahale Tartışması, Mecliste Olağanlaşan ve Tasdik Edilen Şiddet.
26 Ağu 2024

İLGİLİ OKUMALAR


