Sıcak sudaki kurbağa

Basın ve ifade özgürlüğünün günden güne daraldığı Türkiye'de herhangi bir vatandaşın "ajan" olarak yargılanmasının önünü açacak "etki ajanlığı" yasası, yakın zamanda Meclis'te tartışılmaya başlayacak. Medya, sivil toplum ve toplumsal muhalefet için ciddi sonuçları olabilecek bu yasa, Rusya'nın otoriterleşme serüveninden izler taşıyor.

Yazı: Nimet Kıraç

Türkiye'de geçim derdi, adalet derdi, kamusal düzen derdi her geçen gün daha acil bir hâl alıyor. Müreffeh bir geleceğe dair umut besleyenlerin sayısı giderek azalıyor. Oysa bu dertlerin bir aynası olması beklenen Meclis'in bir süredir bambaşka bir ısrarı var.

  • 23 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Adalet Komisyonu’ndan geçen torba kanuna göre ben, sen, o; biz, siz, onlar—artık hepimiz birer casus adayı olabiliriz.

İktidarın ve ortaklarının sivil bir anayasa konusunu gündemden düşürmediği böylesi bir dönemde, muğlaklığı ve demokratik hakları kullanmak konusunda caydırıcılığı ile ön plana çıkan 9. Yargı Paketi'ndeki yasa tasarısına göre, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikle, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” bölümünde yeni bir suç ihdas edilecek. Bu maddeye göre “Devlet güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler” hakkında 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Yargı, artık size casusluk başlığı altında hapis cezası vermek için casus olduğunuza kanaat getirmek ve buna dair delil toplamak durumunda dahi değil. Şayet kendi tanımlarına göre “etki ajanlığı” yaptıysanız bir sosyal medya gönderiniz, sokak röportajında söyleyeceğiniz bir cümle, biz gazetecilerin yapacağı haberler, akademisyenlerin ve toplumsal gözlemcilerin tutacakları birer rapor, yabancı bir devletin veya organizasyonun stratejik çıkarlarıyla bir şekilde örtüşüyorsa herhangi birimiz parmaklıklar ardına gidebiliriz. Daha da beteri, toplumunuz tarafından “ajan” yaftası yiyebilir ve hedef hâline gelebilirsiniz.

Mayıs ayında Adalet ve Kalkınma Partisi vekilleri tarafından komisyonda muhalefetin tepkilerine karşın önerilen, geçen hafta tekrar Noter Kanunu başlığı altında gündeme getirilen ve komisyondan geçen, önümüzdeki günlerde TBMM Genel Kurulu’nda oylanması beklenen yasanın suçlu tanımlaması o kadar muğlak ki, elbette insan hakları ve demokratik özgürlükler temelinde birçok soruyu da beraberinde getiriyor.

Gazetecilik örgütlerinin de yer aldığı 40 STK’nın yasanın komisyonda geçmesinden sonra yaptığı ortak çağrıda da, yasada yer alan “stratejik çıkar”, “talimat”, “organizasyon” ve “devletin iç veya dış siyasi yararları” gibi kavramların son derece belirsiz olduğuna dikkat çekiliyor. Açıklamada, yasanın “keyfî uygulamaya veya suistimale” yol açabileceği, ceza hukukunun temeli olan kanunilik ilkesinden sapıldığı ve devlet yetkilileri tarafından muhalif olarak görülen kişilerin hedef alınabileceği, haksız yere kriminalize edilebileceği uyarısı yapılıyor.

Tasarıya göre, “etki ajanlığı” faaliyeti, “savaş sırasında veya askerî hareketleri tehlikeye sokacak bir süreçte işlenmiş” ise, 8 yıldan 12 yıla kadar hapisle, eğer “millî güvenlik açısından stratejik öneme haiz birimler ile proje, tesis ve hizmetleri yerine getiren kurum ve kuruluşlarda görev yapanlar tarafından işlenirse” 24 yıla kadar hapisle cezalandırılabilir.

Bir sürecin sessiz kreşendosu

Anayasa’ya aykırı olduğu için eleştirilen yasa, bir sürecin sessiz kreşendosu niteliğinde. Özellikle Gezi’den sonra olanları hepimiz biliyoruz. Gazeteciler susturulmaya ve itibarsızlaştırılmaya, sivil toplum dağıtılmaya, muhalif sesler marjinalleştirilmeye çalışıldı ve hatta “terörist” yakıştırmasına maruz kaldı. Türkiye, uzunca bir dönem “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi” olarak tanındı. Baskı, 2016 yılındaki darbe girişiminden sonra ağırlaştı. 2022’de geçirilen ve kamuoyunda “dezenformasyon yasası” olarak bilinen yasayla, gazeteciler tutuklandı, hedef gösterildi; onlarcasının yargılaması sürüyor.

  • Türkiye, AKP 2002’de başa geldiğinde Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 99. sıradaydı; neredeyse her yıl endekste düşerek, geçen yılı 165. sırada tamamladı.

İktidar, yıllar içinde türlü baskı yollarıyla anaakım medyayı büyük oranda hükümetin yayın organı hâline getirdi, muhalif yayınlar alamadıkları reklamlar ve ağır ekonomik krizin etkisiyle çok küçük telif ve maaşlar ödeyerek gazetecinin geçimini imkansızlaştırdı; Türkiye’de gazetecinin emeğinin gerçek maddi karşılığını vererek haber yayımlamak, bazısı ülkemizde artık yasaklı olan yabancı kamu yayıncılarının Türkçe servislerine kaldı.

Böyle bir ortamdayız. Geçen ay Açık Radyo’nun yayın lisansının iptaliyle de beraber, kendisinden farklı sesleri susturmaya ve sindirmeye yer ve yöntem arayan bir iktidarın insafında olduğumuzun farkında olmamak için epey derin bir uykuda olmak gerekir.

YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🪢 Hem çözüm süreci hem kayyım

Esenyurt Belediye Başkanı tutuklandı. Muhalefetten kayyım tepkileri. Özel'den cumhurbaşkanı adayı açıklaması. Yeni parti.

31 Eki 2024

🪢 Hem çözüm süreci hem kayyım

İLGİLİ OKUMALAR