Cem Akaş'la bir söyleşi

Özgürlüklerin aşındırıldığı, küresel çapta felaketlerin zuhur ettiği, yapay zekanın bir düşmana dönüştüğü bir dünyada rastlantıların buluşturduğu iki gencin aşkı, hayata dair umutları nereye kadar taşıyabilir? Cem Akaş'ın yeni romanı "Sözcüklerin Anlamı" edebiyat, felsefe ve siyasete ilişkin açtığı ara yollarla okurunu anlamın dik yokuşlarına sürüyor.

Söyleşi: Soner Can

Sözcüklerin Anlamı, kahramanları Demir ile Duru'nun tuhaf, atarlı ve atraktif hikayesinin arasına ikonlu, vinyetli fragman, alıntı, değini ve aforizmaların serpiştirildiği, ustalıkla kurgulanmış değişik bir Cem Akaş romanı.

Kitabın sonuna bağlam ve söyleminin anlaşılması için James Whitbread'ın "Bölünmüş Gerçekçilik: Ekran-Doygun Bir Anlatı Kuramına Doğru" başlıklı yazısı eklenmiş. Lakin bir umutla romanı koşar adım bitirip de bu tefsire kavuşmak isteyenleri uyarayım, o yazının bizatihi kendisi ciddi bir şerhe ve tefsire muhtaç. (Bu konuda Cem Akaş ile hemfikir olmak da apayrı bir ayrıcalık!)

Öte yandan roman su gibi akıp giderken—kimileri bu akıcılığı kendi usulüyle çözecektir—kaotik bir İstanbul gününde tanıştığımız ve aşklarının akıbetini merak ettiğimiz Duru ile Demir'in öyküsü eşliğinde felsefeden edebiyata, anlambilimden siyasete, müzikten resme ve daha birçok odağa savruluyor; kesintisiz bir düşünce fırtınasına maruz kalıyoruz.

13 binden fazla yayınevi var. Bu sayı, halkı kitapla pek arası olmayan Türkiye için ne kadar gerekli? Bu nicelik, niteliğe de yansıyor mu?

Yayınevi sayısının çok olması, sektör olarak bakılırsa ölçek ekonomilerinden yararlanamamak anlamına geliyor; yani her küçük yayınevi pek çok maliyete bireysel olarak katlanmak zorunda kalıyor ve bazılarını da göze alamayacağı için ticari anlamda sekteye uğruyor. Öte yandan konsolidasyon, yani küçük yayınevlerinin büyükler tarafından emilmesi de sakıncalar taşıyor, özellikle bağımsızlık ve tekelleşme açısından...

Avrupa ve ABD’yle karşılaştırıldığında bizdeki tablo atomizasyon düzeyinde. Bizdeki en büyük beş yayınevinin pazar payına baktığımızda gerçekten çok düşük kaldığını görüyoruz. Bunun kitabı okura ulaştırma, kalite, kitap fiyatlarını düşük tutma, kârlılık, yatırım ve sektörel büyüme açısından ciddi handikaplar doğurduğunu düşünüyorum.

Yazarlığın yanı sıra kitaplarla "okur" ve "seçici/yayına hazırlayan kişi" olarak da ilgileniyorsunuz. Bu üç paralel faaliyete dair hissiyatınız nedir?

"İnsanlar ne yazıyor?" sorusunun yanıtını yakından izlediğimi söyleyebilirim. Otuz yılı aşkın bir süredir yayıncılık yaptığım için bunun zaman içindeki değişimini de iyi kötü gözlemleme şansım oluyor. Bunun yazarlığıma etkisi sanıyorum dolaylı—ne yazmayacağımı daha net görüyorum diyelim. Bir de ister istemez insan sözcüklere yabancılaşmaya başlıyor tabii, zevk için okuyamaz oluyor, bir masumiyet kaybı.

Sözcüklerin Anlamı'nda yapay zekadan da sıkça söz edilince sormadan edemedim; yapay zekayı gerçek bir çevirmen ya da yazar olarak görme bahtsızlığına erişecek miyiz?

Yapay zeka, kullanıldığında işe yarayan bir araç ama yaratıcı bir benlik değil. İşleyiş ilkesi istatistiğe dayanıyor: “Bu sorunun gerçeğe benzer en olası yanıtı nedir?”, “Bu bağlamda bu sözcükten sonra gelmesi en olası sözcük hangisidir?”

Elindeki devasa (ve giderek büyüyen) kaynakların bu mantıkla taranması sonucunda karşımıza çıkan yanıtlar, bizi bunların düşünülerek/tartılarak verildiğine ikna edecek kadar insansı artık, ama bu işin özünü değiştirmiyor. Yaratıcılığın işleyiş ilkesi bunun tam tersi—en az verilmiş yanıta, takip etmesi en az beklenen adıma odaklanan bir süreç aslında, benzeyene değil benzemeyene yönelen bir arayış.

Dolayısıyla yapay zeka teknolojisinin bu yönelimi değişmediği sürece bu anlamda korkacak pek bir şey yok. Asıl korkulacak şey, “Yapay zeka ürünü bir roman okumak istemem” diyecek insanların sayısının hızla azalacak olması. Diğer sanat alanları için de geçerli bu.

SÖYLEŞİNİN DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

📗 Sözcüklerin Anlamı, Çağrı Dizdar'ın ARAF'ı

Can Yayınları'nın yayın yönetmeni Cem Akaş'la yeni romanı "Sözcüklerin Anlamı"nı ve yayıncılığın gidişatını konuştuk. Çağrı Dizdar'ın yeni sergisi "ARAF"ın ve Nelumbo Studios'un hikayesini dinledik.

16 Oca 2026

adidas ile birlikte

İLGİLİ OKUMALAR