Binalar neden artık eskisi gibi 'süslü' değil?

Tarihin ve toplumsal olayların binaları nasıl değiştirdiğini ve geçmişin detaylı mimarisinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık kurucu ortağı Kerem Erginoğlu ve SO? Mimarlık ve Fikriyat kurucu ortağı Sevince Bayrak’la birlikte inceledik.
Yazı: DAC İstanbul
Yüzyıllar önce inşa edilmiş bir yapıyla bugün yapılan bir binanın farklılıkları çoğu zaman ilk bakışta bellidir: Birinde oyulmuş taşlar, heykeller, sütunlar ve süslemeler öne çıkarken diğerinde daha sade yüzeylerle; cam, çelik ve beton gibi malzemelerle karşılaşırız. Ancak bu değişim, yalnızca geçmişte binaların daha “süslü” olmasıyla açıklanamayacak kadar uzun bir hikayenin sonucu.
Mimarlık, tarih boyunca dönemin inançları, iktidar biçimleri, toplumsal ihtiyaçları, mevcut malzemeleri ve yapım teknolojileriyle birlikte şekillendi; farklı dönem ve coğrafyalarda farklı mimari stiller ortaya çıktı. 4. yüzyıldan 15. yüzyıla uzanan Bizans mimarisinde kubbeler, anıtsal dinî mekanlar ve mozaikler öne çıkarken 15. yüzyıl İtalyası’nda yükselen Rönesans mimarisi, Antik Yunan ve Roma mirasını yeniden yorumlayarak simetri, oran ve klasik mimari öğeleri farklı bir anlayışla ele aldı.
Yüzyıllar sonra ise sanayileşme, modernizm, savaşlar ve hızlı kentleşme mimarlığın yönünü bir kez daha değiştirdi. Bu dönüşümün binaları nasıl değiştirdiğini ve geçmişin detaylı mimarisinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık kurucu ortağı Kerem Erginoğlu ve SO? Mimarlık ve Fikriyat kurucu ortağı Sevince Bayrak’ın görüşleriyle birlikte inceliyoruz.
Bugün geçmişin mimarisiyle çağdaş yapılar arasında gördüğümüz belirgin farkı anlamak için Sanayi Devrimi’yle değişmeye başlayan üretim biçimlerini ve ardından modernizmin yükselişini inceleyebiliriz. 19. yüzyılda makineleşme ve endüstriyel üretimin yaygınlaşması; zanaat, üretim ve tasarım arasındaki ilişkiyi önemli ölçüde değiştirdi (Pevsner, 1975). Seri üretim, yapı elemanlarının daha hızlı ve standart biçimde üretilmesini mümkün kılarken, demir ve ilerleyen dönemde çelik ile betonun yeni kullanım biçimleri mimarlığa farklı yapım olanakları sundu.
Ancak sanayileşme süslemeyi ve zanaata dayalı üretimi bir anda ortadan kaldırmadı; bu dönüşüme karşı farklı yaklaşımlar da ortaya çıktı. 19. yüzyılın ikinci yarısında Britanya’da gelişen Arts and Crafts hareketi, endüstriyel üretimin etkilerine karşı zanaatı, malzeme bilgisini ve nitelikli üretimi yeniden öne çıkardı.
20. yüzyılın başında modernizmin yükselişiyle ise tartışma başka bir boyut kazandı: Artık yalnızca binaların nasıl yapıldığı değil, modern bir binanın nasıl görünmesi gerektiği de ön plana çıktı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Geçmişin süslü cephelerinden bugünün daha sade yapılarına nasıl geldiğimizi Kerem Erginoğlu ve Sevince Bayrak'la inceledik. Bosphorus Cup'ın kurucusu Orhan Refik Gorbon'la iki kıta arasında 25 yıldır süren yarışın hikayesini konuştuk.
20 Eyl 2026

İLGİLİ OKUMALAR


