🐠 Algılarla oynayan Amazon manzaraları

Bogota’dan bindiğim uçak Güney Amerika kıtasının omurgasını oluşturan görkemli And Dağları’nı aştıktan bir süre sonra altımızda hayatımda gördüğüm en uçsuz bucaksız yeşillik beliriyor. Açıkçası kimsenin durup dururken bu kadar büyük bir yeşillik hayal edebileceğini düşünemiyorum. Amazon havzası insanın büyüklük algılarıyla oynayan bir manzara sunuyor.
Peki benim bu uçakta ne işim var? Bir tesadüfler silsilesi sonucu Habitat Sur isimli bir vakıfta gönüllülük yapmak için Amazon’un kalbindeki, Kolombiya-Peru-Brezilya sınırında yer alan Leticia şehrine gidiyorum. Dakikalar geçiyor, yeşil alan sona ermiyor. Arada bir anakonda yılanı gibi kıvrılan kahverengi akarsu kolları uçsuz bucaksız yeşilliği bozuyor, manzaraya baktıkça insana sadece küçüklük hissi veriyor.

Habitat Sur
Karşımdaki ekranda uçuş bilgilerini veren haritaya bakıyorum, Leticia’ya yaklaşıyoruz. Üzerinde yol aldığımız dev brokoli tarlasına doğru alçalıyoruz. Arada beliren ufacık evler ağaçların yüceliğini anlamam konusunda iyi bir referans noktası oluyor. Bir süre sonra çevremiz bulutlarla kaplanıyor, uçak sallanmaya başlıyor ve kendimizi bir fırtına içerisinde buluyoruz. Pilotun anonsundan şehir üzerinde bir fırtına bulutu olduğunu ve iniş yapamayacağımız için biraz dolaşmak zorunda olduğunu öğreniyoruz. Bu durumdan şikâyetçi değilim. Kaç kişi kocaman bir yolcu uçağıyla Amazon üzerinde turlayıp bu muazzam manzarayı izlemeye hayır diyebilir diye düşünüyorum. Öncelikle Amazon nehrinin ana kolunun üzerinden geçiyoruz. Dev bir boğazı andıran nehirde ülkeler arası yolcu ve yük taşımacılığı için kullanılan gemiler bile sandal gibi görünüyor.
Havada turlarken Leticia şehrine gözüm takılıyor. Çevresindeki köyleri de hesaba kattıklarında 42 bin kişilik nüfusuyla daha ziyade bir sayfiye kasabası izlenimi veriyor. Nehrin ana koluna kurulmuş ufak bir liman, onun yanında birbirini kesen birkaç sokaktan oluşan şehir merkezi ve çevresine yayılmış yeşillikler içerisindeki ahşap evler adeta bu yeşil çöl içinde bir vahayı andırıyor.
Bu esnada zihnimin tozlu raflarından zamanında bir yerden öğrendiğim eşsiz bir bilgi geliyor. Aslında bu gördüğüm tüm yeşil dünyanın dünyanın en kurak ve sıcak yerlerinden biri sayesinde var olabildiğini hatırlıyorum. Sahra Çölü’nden kalkıp hava akımlarıyla Güney Amerika’ya ulaşan toz bulutları Afrika’nın tüm minerallerini bu topraklara bırakıyor ve bu dev yağmur ormanının hayatını sürdürmesini sağlıyor. Gezegenin bu muhteşem düzenine tekrar hayran oluyorum.
Şehrin çevresinde birkaç tur atan uçağımız bulutların şehrin üzerinden çekilmesiyle inişe geçiyor. Uçaktan adım atar atmaz kabinin serin havası yerini rutubetli bir sıcak havaya bırakıyor. Havaalanından şehirdeki az sayıdaki taksiden birine atlayıp kalacağım Habitat Sur’a doğru dümen kırıyorum. Biz havadayken inmemizi engelleyen bulutların bıraktığı şiddetli yağmur şehrin küçük sokaklarını ufak nehir kollarına çevirmiş.

Leticia şehir merkezi
Dizi geçen suları aşıp şehrin tek karayoluna çıkıyoruz. 18 kilometrelik bu karayolu çevresindeki köyleri şehir merkezine bağlıyor. Leticia’ya ulaşmak için sadece 2 yol bulunuyor: Havayolu veya su yolu. Kolombiya’daki en yakın otoyolun 800 km uzağındayım. Issızlığın ortasında olduğumu idrak etmem biraz zaman alıyor. Kısa süre sonra hava açıyor ve bulutlar dağılıyor. Bindiğim taksi beni derme çatma bir çiftlik kapısının önünde bırakıyor. Elimdeki tarife göre doğru yerdeyim. Dar patikadan yürüyerek çiftliğin içine ilerliyorum.

Habitat Sur'un minik bir köprüsü
Habitat Sur, köylerde yeterli eğitim imkânlarına erişemeyen çocuklara başta İngilizce olmak üzere hayatlarını zenginleştirebilecek çeşitli konularda dünyanın farklı yerlerinden gönüllülerle destek oluyor. Vakıf aynı zamanda bölgenin en büyük özel koruma alanında bulunuyor. Bu nedenle gönüllüler aslında şehrin dışında ve ormanın içinde bir yaşam deneyimine kavuşuyorlar. Vakfın kurucusu Adriana bana vakfı anlattıktan sonra kalacağım hamağı gösteriyor. Amazon’da hava hep sıcak olduğu için evlerdeki pencerelerde cam bulunmuyor ve yatak yerine çoğu evde hamak kullanılıyor. Ancak sinek ve böceklerden korkan bizim gibi “gringo”lar için cibinlikli hamaklar var. Amazon’da aslında paraya pek ihtiyaç olmadığını öğreniyorum. Hava hep sıcak olduğu için yağmurdan korunabileceğin bir yerde yatabiliyor, nehirden balık tutabiliyor veya ormandan meyve toplayarak karnını doyurabiliyor, yağmur suyunu içebiliyorsun.
Adriana ile oryantasyon turunu tamamlayıp, Leticia şehrinin merkezine geri dönüyoruz. O işlerini hallederken ben şehri dolaşıyorum. Birkaç sokak yürüdükten sonra kendimi şehir pazarında buluyorum.

Amazon'da bir köy
Tezgâhlarda en sık görülen ürün balık. Ancak hayatımda görmediğim türden balıklar. En dikkat çeken balık ise yaklaşık 2 metreye yakın boyuyla en büyük tatlı su balığı olan pirarucu. Pirarucu tezgâhlarında başka balık bulunmuyor. Bu tezgâhtaki balıkçılar da büyük baş bir hayvanı böler gibi kasaplık yaparak pirarucuyu fileto hâline getiriyorlar. Bölgede yaşayanlar protein ihtiyaçları için balık tüketiyorlar. Hava koşulları nedeniyle büyük veya küçük baş hayvancılık yapılamıyor. Tavuklar ise genelde yumurta için besleniyor. Pazarın diğer kısımlarında ise tropik meyveler tüm renkleriyle tezgâhları süslüyor. Papaya ve çarkıfelek meyvesi en çok görülen meyveler. Dev hevenkler hâlinde asılı platano denilen muz türleri ise temel besin maddelerinden. Bildiğim muz gibi tatlı olmayan bu tür, kızartılarak ekmek gibi yemeklerin yanında tüketiliyor. Çünkü ekmek gibi bir maddeyi üretecek buğday veya arpa bölgede yetişmiyor.
Pazardan çıkıp nehre açılan ufak limana varıyorum. Burada kazıklar üzerinde sudan epey uzakta evler var. Yağışlı sezonda 8 ila 10 metre arası yükselen nehirden korunmak için böyle inşa edilmişler ve nehir yükseldiğinde çoğu nehrin içinde kalıyormuş.
Burada her şey doğaya uyumlu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü binlerce yıllık gelenekler sonucu doğayla kavga edilmeyeceğini öğrenmiş Amazon yerlileri. Nehirde arkasına motorlar takılmış irili ufaklı tekneler var. Balıkçılar genelde ince uzun fiber kayıklar kullanıyorlar. Bu kayıklar 2-3 kişi içine bindiğinde neredeyse su seviyesine inecek kadar kapasiteye sahip. Yolcu taşımacılığında kullanılan ufak tekneler ise 15-20 kişi alabilecek kapasitede.

Kolombiya-Brezilya sınırı
Limanda kafamı biraz uzatınca üzerinde Peru bayrağı sallanan adayı görüyorum. Eğer 5 sokak yürürsem ise yan şehir olan Tabatinga’ya varacağım ve dil İspanyolcadan Brezilya’nın resmî dili Portekizceye dönüşecek. Üstelik saat dilimim bile değişecek. Leticia kahvaltıyı Kolombiya’da yapıp, öğle yemeğini Peru’da yiyebileceğiniz, akşam sofraya Brezilya’da oturacağınız bir noktada bulunuyor. Başka bir gezegene düşmüş gibiyim. Hayatın zor ama basit olduğu; doğayla uyumun temel prensip olduğu bir gezegen burası. Pazarın içinde yer alan ufak büfede bir bar taburesine çöküyorum ve bu mutlu kaosun akışını izlemeye başlıyorum.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Kahvaltıyı Kolombiya’da yapıp, öğle yemeğini Peru’da yiyebileceğiniz, akşam sofraya Brezilya’da oturabileceğiniz Leticia'da.
19 Eki 2022

YAZARLAR

Ruta
Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.
İLGİLİ OKUMALAR


