Anneee, bitti.

Üremek ya da ürememek, işte bütün mesele bu 🦖
Anneee, bitti.

Bir birey olarak dünyanın geleceği ve çevre için yapabileceğin en büyük iyilik bitki bazlı beslenmek ya da araba kullanmamak değil, çocuk yapmamak.” Bu argümanı 2006 ile 2011 arasında bir yerde duyduğumu biliyorum, önümdeyse üç “şüpheli” var: Kesinliği ve yüksek sesliliğine bakarak, lisede AFS ile değişim öğrencisi olarak gittiğim ABD’de beni misafir eden ailenin hippi kanadı, yine değişim öğrencisi olarak gittiğim İsveç’te, çorap ve iç çamaşırı dışında kıyafet almayı tamamen bıraktığım ve sürdürülebilirlikle daha yakından tanışmaya başladığım sekiz aylık dönem ve üniversitedeyken Levent Kurnaz’dan alma şansını yakaladığım, okulda STS 205 olarak bilinen İklim dersi. 

İklim alanındaki çalışmalarına 2006’da yoğunlaşmaya başlayan, Boğaziçi Üniversitesi’nde İklimBU’yu kuran ve hem özverisi, hem de e-postalara dönüş hızıyla herkesi kendisine hayran bırakan Levent Hoca’ya bu önermeyi kendisinden duymuş olabilir miyim diye sorduğumda cevap gecikmedi: “Ben söylemiş olabilirim çünkü doğru.” Bana zaten duyduğum andan itibaren o kadar mantıklı gelmişti ki, bu bilgiyi çok sorgulamadan hayatın bir gerçeği olarak kabul edip devam ettim. Ta ki son bir/birkaç yıl içinde “bir gün annelik?” sorusunun etrafında yeni cepheler belirinceye dek. 

Bu “tavuk mu yumurtadan” cephelerden biraz bahsetmek gerekirse: Dünya yanarken liderlerin dikkatini doğru yere çekmeyi başaran Greta Thunberg ve Fridays for Future ve bu hareketin karar verme yetkinliği olan en genç kuşaktan çıkmış olması, pandemiyle beraber tarihi çoktan geçmiş modern eğitim sisteminin şimdilik belirsiz bir geleceğe doğru sürüklenmesi, geri dönülmez sonuçlarıyla tahmin edilenden çok daha yakın bir zamanda ve daha ağır biçimde yüzleşeceğimizi öğrendiğimiz iklim acil durumu kaynaklı ekolojik felaketler. Geçtiğimiz günlerde yazar Sine Ergün’e bu konuda düşündüğümü açana kadar aklıma bile gelmeyen bazı başka (ve ne hikmetse gözümden kaçmış), daha “lokal” cepheler: Bu ekonomide çocuk yapılır mı, Türkiye’de anne olunur mu, maddi ve manevi kaynaklarımın bir çocuğa yeterli olacağı bir zaman bir gün gelecek mi? Sine hâlihazırda anne olduğu için bu alt başlıkları açarak bana anneliğin paralel evrende değil, var olan, devam eden hayatlarımızın içinde köklendiğini nazikçe hatırlattı. “Teoride annelik” diye birşey yok, “pratik”in tüm anlamlarını aşan tek şeyse dünyaya bir insan getirmek, sonra da en az on sekiz yıl onun sorumluluğunu taşımak olsa gerek. (Not: Bu, bugünden yarına vermem gereken bir karar değil. Sadece bir yere gitmek için bile uzun saatler -kimi zaman günler- boyunca kendimi ikna etmem gerektiği için, bir gün yolum annelikten geçecekse bunun uzun sürecek muhasebesini aceleye getirmeden yapmak istiyorum.)

Vox yazarı Sigal Samuel, çocuk sahibi olmanın çevre üzerindeki etkisini şöyle açıklıyor: “Buradaki mantık şu: her yeni çocukla dünyaya daha çok karbon salınımına sebep olacak birini ekliyorsunuz. Çocuğunuzun çocuğu, torunları derken birbirine eklenen, bitmek bilmez bir ‘yeni nesiller yaratma utancı döngüsü’ne giriyorsunuz.”

Kötü, Distopik, Çirkin

Pandemi başladıktan sonra maskeli küçük çocukları ilk defa gördüğüm an hissettiğim ürperti aklımda, nedense gördüğüm hiçbir maskeli yetişkin aynı “distopik bir film setinin ortasına düştüm” hissini vermemişti. Distopik demişken, annelik, çocuklar ve üremenin bedensel bir süreç olmaktan çıkarılmasının umutsuz gelecek tasvirlerinde karşımıza en çok çıkan temalardan olduğu da bir gerçek: 1997 yapımı Gattaca’da genetik “ayrımcılık” yasal olmasa da sadece gen seçkisiyle, laboratuvarda yaratılmış “mükemmel” insanların toplumda ilerlemesine izin veriliyordu. Alfonso Cuarón’un 2027’de geçen Children of Men’inde ise, 18 yıldır tek bir bebeğin bile doğmadığı kaotik yeryüzünde insan nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Örnekler Daybreakers, Matrix üçlemesi, Code 46 gibi filmlerle çeşitlendirilebilir. Bundan yaklaşık bir ay önce Netflix’te A Plastic Ocean’ı izleyip, Pasifik adası Tuvalu’nun insanların çöp ayırarak geçinmek zorunda olduğu bölgelerinde kanser vakaları artarken doğurganlığın büyük ölçüde düştüğünü öğrendiğimde aklıma Children of Men'in gelmesi uzun sürmedi. Bu satırlar yazılırken düşünceli bir arkadaşımın yolladığı, dün çıkmış bir The Guardian haberine göre ise, erkeklerde sperm sayılarının düzenli düşüşünden kaynaklanan bir “doğurganlık krizi” insanlığın kapısını 2045’te çalabilir. Shanna Swan’ın araştırmasına göre, 1973’le 2011 arasında batıda sperm sayıları %59 oranında düştü ve erkeklerdeki sperm sayısı 2045’te sıfır noktasına gelebilir. Bunda plastik ve kozmetiklerden pestisitlere “her yerde bulunan” ve hormonları etkileyen kimyasallar kadar, modern hayatın insanları mahkum bıraktığı sağlıksız hayat koşullarının da rolü var. Swann, “bir türün soyunun tükenme riskinin olduğunu beş kritere bakarak söylüyoruz,” diyor. “Şu anda insanlık bu beş kriterden üçünü tamamlamış durumda.” 

27 şubat 1979 saatli maarif takvimi
Kız: Hâre, Erkek: Hayri

Egolar yarışıyor: Dünyayı çocuk yapsak da mı kurtarsak, yapmasak da mı kurtarsak?

İlk eylemini Kasım 2018’de, Thames Nehri üzerindeki beş köprüyü bloke ederek yapan Extinction Rebellion’a bakılırsa, bu bilinçli yokoluş -ya da dünya üzerindeki nüfusu dönemsel olarak azaltma- planına herkes benim kadar hızlı ikna olmamış. XR’ın ilk prensipi, “gelecek yedi kuşağın da yaşayabileceği bir dünya yaratmak.” 

Sine, annelik meselesinin ele geçirdiği öğleden sonramızda (bu konuya Türkiye’de kadın yazar ve şairlerin çocukluluklarını/çocuksuzluklarını konuşarak geldik) “bana ben çocuk yapmayarak dünyayı kurtaracağım çok büyük bir ego gibi geliyor,” dedi. “Yani, anne olmak tam bir tanrı rolüne soyunmak olduğu için zaten büyük bir ego. Birini yaratıyorsun. Ama bu senin önerdiğin daha da büyük. Dünyayla birbirimize faydalı ve zararlı olduğumuz farklı noktalar olabilir, fakat kusura bakma Dünya’cım, bir çocuğum var.” Sine, daha sonra kütüphanesinin derinliklerinde Cogito’nun Annelik sayısını bulup bana bu sayıyla biraz vakit geçirmemi önerdi. İçeride: Jacqueline Schaeffer’in sözleriyle “‘yaşam verme, dolayısıyla alma hakkı yalnız kendinde olan, tümgüçlü, boğucu, doymak bilmez bir arkaik annenin güçlerinin uyandırdığı korku karşısında anaerkinin yerine geçen ataerki’”, kürtajı yasaklayan biyosiyaset pratiklerinin Cumhuriyet’in ilk yıllarında devam edişi, tüm dünyada yükselen “anacı” siyasi dalga. Kapakta: Karanlığın içinde tek başına duran, tüylerimi diken diken eden Efes Artemisi ve sayamadığım kadar çok memesi.

cover, infinitely full of hope: fatherhood and future in an age of crisis and disaster
İngiliz filozof Tom Whyman'ın “dünya yanarken baba olmak” temalı kitabı Nisan 2021'de çıkıyor.

“Seksi” bir seçenek olarak türümüzün sonu

“Bu konuda ne yazılıp çizilmişti” diye araştırmaya başladığımda ilginç bir şekilde, geçen senenin başında, Covid-19 dünyanın çoğu yerinde adıyla bilinir ancak henüz deneyimlenmezken çok sayıda yazı çıktığını fark ettim: İnsanlığın Soyu Tükensin Hareketi’nin kurucusu Les Knight’ın The Guardian için kaleme aldığı fikir yazısı (Les, davaya bağlılığından o kadar emin ki henüz 25 yaşındayken vazektomi ameliyatı olmuş), İngiltere merkezli, gezegene daha iyi bir gelecek sağlanana dek çocuk sahibi olunmaması gerektiğini savunan BirthStrike hareketini anlatan makaleler, filozof Tom Whyman’ın Outline için kaleme aldığı, nihai bir yokoluş fikrinin gizli bir fantezi olabileceğini hatırlatan parça bunlardan birkaçı. İroniktir ki Whyman’ın “dünya yanarken baba olmak” temalı kitabı Nisan ayında çıkıyor. 

Sigal Samuel’in bu “serinin” bir parçası sayılabilecek, bize verilerle gelen Vox incelemesinden ise en az iki yeni bilgi ve bir hatırlatmayla ayrılıyoruz: 

1- ABD kongre üyesi Alexandria Ocasio-Cortez de benimle aynı şeyi merak ediyor: Gezegenin mevcut gerçeklerini bilerek çocuk yapmak etik mi? 

2- İngiltere merkezli Founders Pledge’e göre ülkelerin iklim politikaları o kadar sıkılaşacak ki “hipotetik torunlarımız” bizim kadar karbon salınımı yapmayacak, insanların daha az çocuk yapmasının en azından kağıt üzerinde sanıldığı kadar büyük bir etkisi yok. Yani hiç çocuk yapmamak ya da bir çocuk daha az yapmak eskiden düşünüldüğü kadar “dramatik” bir fark yaratmayacak.

Belki iklim kriziyle başa çıkmak için önerdikleri çözüm herkesin bir karbon ayak izini silen vakıflara 1000 dolar bağış yapması olduğundan, belki de torunlarımızın karbon ayak izi hesabını Avrupa Birliği bölgesi, İsviçre, Kaliforniya gibi konumlardaki çevre politikaları üzerinden yaptıklarından, Founders Pledge’in çalışması beni çok ikna etmedi.

Çocuk sahibi olmak konusunda kafası en az benim kadar karışık olan bir sevdiğim, yakın zamanda yumurtalık yaşına baktırdı, “her şeyin yolunda” olduğunu öğrendikten sonra, gözleri biraz da boşluğa bakarak şöyle dedi: “Ve şimdi bu bilgiyle ne yapacağımı bilmiyorum.”

Yazıdaki hatırlatmaya dönmek gerekirse: Böyle bir dünyaya çocuk getirilir mi diye sorgulayan ilk kuşak biz değiliz. Değişen dünyanın böyleliği.

Kaza olmayan seçimler

ABD’li yazar Fran Lebowitz’le pandeminin ilk üç ayında yapılan bir röportajda söylediği bir şey aklımda kaldı. Bir arkadaşının çocuğu, Fran’in pandemide ne kadar yalnız kalacağından endişelenip ona bir iPhone almayı önerdiğinde şu cevabı veriyor: “Böyle şeylerin var olduğunu ben de biliyorum, kazara ıskalamış değilim. iPhone’umun olmaması çocuğumun olmaması gibi bir şey: Bunlar yanlışlıkla verilecek kararlar değil.”

Şimdi, hepimize iyi düşünmeler 🥂

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

TuttoTutto

BÜLTEN SAYISI

Anneee, bitti.

Gezegenin mevcut gerçeklerini bilerek çocuk yapmak etik mi? ☄️

27 Şub 2021

https://www.vanityfair.com/hollywood/2018/10/rosemarys-baby-roman-polanski-anniversary-edition

YAZARLAR

Büşra Erkara

Büşra Erkara, İstanbul'da yaşayan bir yazar. Kültür-sanat, yemek ve kurguyla diğer "şeylerden" daha çok ilgileniyor.

Tutto

Şimdiki zamanla ağır çekimde yeniden buluşmalar.

İLGİLİ OKUMALAR