

Yeni nesil lüks anlayışı: Sürdürülebilir lüks
Geleceğin lüks anlayışı, maddi nesnelere odaklanmak yerine onlarla ilişkilendirdiğimiz değerli anlar ve duygusal deneyimlerle ilgili. Bulunduğumuz yüzyılın paradigma değişimlerinden bahsederken geleceğe uygun ve sürdürülebilirliğe öncelik…
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede deniz balığı yemek her geçen gün daha lüks bir hal alıyor. Peki ama neden? Bu sorunun cevabını vermeden deniz balığı diye bir terimin neden doğduğunu düşündük mü? Bir deniz ülkesinde; gölleri ve nehirleri olan, birbirinden farklı özelliklere sahip denizlere kıyısı olan bir ülkede balık yemek neden lüks? Ekonomiyle açıklanamayacak kadar büyük bir sorun karşımızda ve biz denizlerin sesini daha doğrusu çığlığına kulaklarımızı tıkıyoruz.
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre su ürünleri üretimi 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 18,6 artarak 1 milyon 7921 ton olarak gerçekleşmiş. Üretimin yüzde 38,4'ünü avcılık yoluyla elde edilen deniz balıkları, yüzde 3,3'ünü avcılık yoluyla elde edilen diğer deniz ürünleri, yüzde 3,3'ünü avcılık yoluyla elde edilen iç su ürünleri oluşturuyor. Üretimin yüzde 55,0'ını ise yetiştiricilik ürünleri oluşturmuş. Diğer bir deyişle her iki balıktan biri çiftlik balığı. Avlanan deniz balıklarının türlerine göre dağılımı incelendiğinde, hamsi, çaça ve sardalya ilk üç sırada. Yetiştiricilik yoluyla yapılan üretimde ise alabalık, levrek ve çipura ilk üç sırada yer alıyor. Başka bir deyişle artık bu türleri deniz balığı olarak yeme şansımız neredeyse yok. Diyelim ben buldum, balıkçıma güveniyorum ya da balıktan anlıyorum diyorsunuz; bu noktada binlerce lirayı gözden çıkarmalısınız.
Uzun yıllardır açık deniz araştırmalarında birçok farklı bilim dalından uzmanla multidisipliner çalışmaların içinde yer alarak denizlerimize ne kadar hoyrat davranıldığına yakından şahit oldum. Örneğin 2010 yılında Gökova’da balıkçılığın çöktüğünü biliyor muyuz? Hayır. Çünkü denizlerimizin sesine kulaklarımızı kapattık. Gökova’da 2010 öncesinde yakalanan balığın yüzde kırkı lahostu. Yüzde yirmisi ise karides. Dikkatli gözler bu türlerin adını yazının girişindeki verilerde hiç görmediğimizi fark edecek. Bu iki türde 2010 yılına gelindiğinde neredeyse hiç görülmüyordu. Gökova Körfezi’nde balıkçılığa kapalı koruma alanları yaratılmasının balık stoklarının toparlanması ve kaybolan türlerin geriye gelmesi için tek çözüm olduğunu anlatan ve bu uğurda adeta savaşan gönüllüler olmasa Gökova dönüşü olamayan bir yola girmişti.
Koruma Alanları
Ancak avlanmanın durdurulması ve bölgenin korunmasıyla bu felaketin önüne geçebilirdi. 2010 yılında Akdeniz Koruma Derneği’nin başlattığı proje Türkiye Cumhuriyeti’nde bir ilkti. İlk kez sadece ekosistemin korunması ve balık stoklarının artırılması amacıyla Gökova’daki altı alan balıkçılığa kapatıldı. Ayrıca çok büyük bir alan da gırgır ve trole kapatıldı. Başka bir deyişle endüstriyel balıkçılar bölgeye alınmadı. Sonuç? Gökova’daki koruma alanlarında alınan bu tedbirlerle koruma alanındaki balık rezervi, alanın dışına göre en az on kat arttı. Koruma alanı dışında ise eskisine oranla 6-7 kat fark oluştu. Bu inanılmaz rakamlar doğru bir koruma politikasıyla gerçekleşti.
Dolayısıyla kurulan bu yapıdan sonra balıkçılık gelirleri de artmaya başladı. Beyaz lahos geri döndü. Bugün bölgede balıkçılık gelirlerinin yüzde kırktan fazlası beyaz lahostan elde ediliyor. Toplam balıkçılık gelirleri eskisine oranla 5-6 kat arttı. Akdeniz Koruma Derneği’nin projesi o kadar başarılı oldu ki yurtdışında da ses getirdi. Komşumuz Yunanistan’ın Amorgos Adası’ndaki gönüllüler Gökova’da yapılan çalışmayı görerek bir benzerini bakanlıklarına sundular. Bugün söz konusu alan bir süre balıkçılığa kapatıldı.
Bu koruma alanları sadece balık çeşitliliği ve ona bağlı balıkçılık faaliyetleri için değil; aynı zamanda türü tehlikede olan canlılar için de çok önemli. Oluşturulan sistemde fok ve köpek balıkları izleniyor ve bu canlılara dair veriler toplanıyor. Proje kapsamında Gökova’daki bir alanın tek amacı köpek balıklarını korumak. Bu alana teknelerin girmesi dahi yasak. Uzmanlar böyle güzel sonuçları almak için her denizin farklı refleksler sergileyeceğini söylüyor. Akdeniz’de ise bir koruma alanının kendini üç yıl içinde toparlaması öngörülüyor.
Balık artık yenemeyecek kadar pahalı bir şey
Elbette koruma alanları oluşturulduğunda sadece endüstriyel balıkçılığa değil, limitleri üzerinde avlanan amatör balıkçılara da dikkat etmek gerekiyor. Amatör balıkçılık gündüz zıpkınla nefesli avlanmak ve üç iğneli tek bir olta ile balıkçılığı içeriyor. Bunun dışında sepet, ağ, paragat gibi ekipmanlar profesyonel yöntemlere giriyor. Bunların amatör teknelerde bulundurulması kesinlikle yasak ama kontrollere göre hemen her teknede var. Kanunlarımıza göre bu tekneye el konulabilir ki; Marmara’da ve Gökova’da bunun örnekleri yaşandı. Bu noktada bazı kelimelerin illüzyonlarını kabul etmek gerekir. Amatör de bu kelimelerden bir tanesi. Masum bir eylemi işaret ediyor gibi görünse de koruma alanları amatör balıkçılığa açık bırakılınca bu alanlarda istenilen sonuçların alınamadığı tespit edilmiş. Denetlemenin olmadığı ya da eksik kaldığı yerde limitler aşılmış. Bir kişinin beş kilo balık avlama hakkının olduğu günümüzde bu rakam ticari bir faaliyete karşılık geliyor. Neden mi? Çünkü Türkiye’de maalesef birçok aile bir günde değil bir ayda bu kadar balık yemiyor. Bu noktada kilosu restoranda birkaç bin liranın üstünde olan bir balık beş kilo ya da daha fazla avlandığında restorana satılarak ticari bir ürüne dönüşüyor. Bu da amatör balıkçılığın görünmeyen bir yüzü.
Yasa dışı avlanmayı gören diğer tekne sahiplerinin sahil güvenliğe bildirmeleri çok önemli. Mümkünse saat, zaman yer gibi bilgilerle ve görüntüsünü çekerek bildirilmesi bir vatandaşlık görevi
Yazının başlığı: “Artık Balık Yok!”. Evet, girişte verdiğim veriler, balıkçı tezgahlarındaki görüntü, balıkçı ve restoranlardaki balık fiyatları artık balığın kalmadığını bizlere haykırıyor. Uzmanlar restoranlarda tükettiğiniz balığın yüzde doksanın ithal olduğunu; yerli balığın kalmadığını belirtiyor. Balıkçı tezgahında çiftlik balığından başka balık yok. Kaya barbunun kilosu bu yazının kaleme alındığı gün İzmir balık halinde 1800 ila 4000 lira arasında değişiyordu. Bunun restorandaki karşılığı ise sizin hayal gücünüze kalıyor. Balık artık yenemeyecek kadar pahalı. İstilacı balıklar yerel balıkların yerini alırken; su sıcaklığı arttığı için birçok balığın göç zamanı, davranış şekli ve yumurtlama zamanı da değişti. Yakalanan balık sayısı her geçen yıl daha da düşüyor ve düşmeye devam edecek. Bu çığlığa daha fazla kayıtsız kalırsak ve denizlerimize sahip çıkmazsak yarın çok ama çok geç olabilir. Bu noktada Birleşmiş Milletler’in başlattığı bir kampanya bizim kıyılarımız dahil tüm Akdeniz için bir umut. Kampanyada 2030 yılına kadar denize kıyısı olan bütün ülkeler koruma alanlarının büyüklüğünü yüzde otuza çıkaracaklar. Ayrıca bu yüzde otuz içinde en az yüzde onluk bir alan her türlü insan etkisine kapalı olacak. Bunun doğa ve denizler için oldukça önemli bir adım olacağına şüphe yok. 30x30 olarak adlandırılan kampanyaya imza atan ülkeler arttıkça gelecek için, doğamız için bir umudumuz olacak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Sıcak hava dalgaları, orman yangınları, 2024 yaz olimpiyatları, kaybolan balıklar, ve daha fazlası...
28 Haz 2024

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
“Dünyanın güzelliği bir farkındalık çanıdır.” — Thich Nhat Hanh
15 Eki 2026

Geleceğe duyduğumuz güven, bugün harekete geçmemizi engelliyor olabilir mi?
15 Eki 2026

Küçük bedenlerine koca bir dünyanın düzenini sığdıran canlılar; böcekler
15 Eki 2026





