Hikâye, sürdürülebilir bir geleceğin başlangıcı olabilir mi?

Küçük adımlar, büyük değişimler
Hikâye, sürdürülebilir bir geleceğin başlangıcı olabilir mi?

dunyahali174
BMW ile birlikte

Mavi Gezegenin Geleceği Dünya, bugünkü şartlar altında yeniden adlandırılacak olsaydı, şüphesiz bu isim "Mavi Gezegen" olurdu. Uzaydan bakıldığında bu gezegenin masmavi görünmesinin yegane sebebi, yüzeyinin dörtte üçünü kaplayan okyanuslar ve denizler. Su, karaya göre yaklaşık beş kat daha yavaş ısınıyor ve daha yavaş soğuyor. Bu önemli fiziksel özellik, dünya genelindeki ısıl dengenin korunmasında hayati bir rol oynuyor. İklim değişikliği, okyanusların sıcaklık ve tuzluluk dengesini değiştirerek deniz akıntılarını ve dolaşım sistemlerini etkiliyor. Bu sistemlerde meydana gelen değişimler ise ısının dünya üzerindeki dağılımını değiştirerek iklim üzerinde yeni etkiler yaratabiliyor. Deniz ekosisteminde meydana gelecek en küçük bir termal dalgalanma, küresel iklim üzerinde çarpan etkisi yaratarak devasa dönüşümlere yol açabiliyor. Örneğin; deniz sularındaki bölgesel sıcaklık farkları kontrolden çıktığında, yeryüzündeki tüm hava olaylarının karakteri değiştiriyor. Gerçek bir ekolojik normalleşme içinse, ardışık yıllar boyunca dengeli yağış periyotlarının devam etmesi ve denizlerin bu fazla termal enerjiyi tahliye ederek eski ısıl dengesine kavuşması gerekiyor. Sizleri BMW olarak Yuvam Dünya ile yürüttüğümüz “I Sea Climate Change” projesinin yeni çalışması “Denizlerde Atık Yönetimi Rehberi”ni keşfetmeye davet ediyoruz. Ekosistemin sınırları. Ekoloji bilimine göre su kirliliği; sulardaki fiziksel, kimyasal ve biyolojik dengenin bozulması, suyun renginde, kokusunda, sıcaklığında ya da içeriğinde meydana gelen her türlü istenmeyen değişimi ifade ediyor. Mevzuatlar uyarınca eğer su kütlesinin bileşimi çevre, insan sağlığı, balıkçılık kaynakları ve deniz yaşamı için tehlike arz edecek şekilde farklılık gösteriyorsa, bu durum resmi olarak "kirlilik" sınıfına giriyor. Mevcut deniz kirliliği kaynakları arasında; tarımsal zehirler, arıtılmamış evsel ve endüstriyel atık sular gibi karasal kaynaklar, sanayi ve ulaşım emisyonlarının yağışlarla deniz yüzeyine inmesi yani atmosferik taşınım, deniz taşımacılığı, doğrudan çöpler ve plastikler yer alıyor. Bu etkenlerinin tümünün farkında olmak kirliliği anlamak adına önem taşıyor çünkü doğa lineer (doğrusal) değil, bütünsel ve kaotik bir sistemle işliyor. Yani bir bölgeyi kirlettiğimizde bu kirlilik orayla sınırlı kalamıyor. Örneğin; tarım faaliyetlerinin hiç yapılmadığı Alaska gibi kutup bölgelerindeki penguenlerin dokularında, binlerce kilometre uzaktaki tarım alanlarında kullanılan DDT gibi kalıcı kimyasal zehirler bulunabiliyor. Tam da bu yüzden ekosistemin sınırlarına dair gerçekçi bir bakış açısına sahip olmak bireysel ve toplumsal sorumluluklarımızı benimsememizi sağlıyor. İstilacı türler ve görünmez sınırlar. Denizlerdeki kirliliğin en az konuşulan boyutlarından biri, taşınan atıkların içinde seyahat eden canlılar. Ticari gemilerin denge suyu olarak kullandığı balast suları, bir limandan alınıp binlerce kilometre ötede deşarj edildiğinde içindeki milyonlarca plankton, balık yumurtası ve omurgasız larvayı da birlikte taşıyor. Biyocoğrafik sınırları aşan bu yapay göç, yeni ortamda kendisini baskılayacak doğal bir avcı bulamayan türlerin hızla çoğalmasına, yani ekolojik istilaya zemin hazırlıyor. Bunun en çarpıcı örnekleri arasında 1980'lerin ortasında Karadeniz'e taşınan, yerli hamsi stoklarının temel besinini ve yumurtalarını tüketerek Karadeniz'deki yıllık hamsi avcılığını 300 bin tondan 70 bin tona indiren ve bölgesel bir balıkçılık ekonomisini fiilen çökerten, taraklı deniz anası türü Mnemiopsis leidyi yer alıyor. Bugünse dünya genelinde her gün yaklaşık 10 milyar ton balast suyu hareket ediyor ve bu su kütlesiyle birlikte ortalama 3.000 farklı denizel tür yer değiştiriyor. Rakam soyut görünse de her 9 haftada bir dünyanın bir bölgesine yeni bir istilacı türün yerleştiği gerçeğiyle somutlaşıyor. Marmara'nın sessiz krizi. 2021'de Marmara Denizi'ni saran müsilaj, pek çok kişi için ani ve şaşırtıcı bir olay olarak hatırlanıyor. Oysa bilim insanları için bu, uzun süredir biriken bir yükün kaçınılmaz sonucuydu. Müsilajı tetikleyen üç etken aynı anda devreye girdi: deniz suyu sıcaklıklarının tarihsel ortalamaların üzerinde seyretmesi, Marmara havzasındaki yoğun kentsel ve sınai atık yükü ve dikey akıntıların yavaşlaması. Bu üçlü baskı altında, kirlilikle denize taşınan azot ve fosfor dengesiz biçimde arttı; bazı fitoplankton türleri aşırı çoğaldı ve hücre içinde tutulan yapışkan organik maddeler dış ortama salındı. Salınan bu madde, su kolonunda kilometrelerce uzanan tül görünümlü jelatinöz bir örtüye dönüştü. Müsilajın asıl tahribatı yüzeyde değil, ilk 30 metrelik su kolonunda yaşandı: Deniz çayırlarının üzerini kapatarak fotosentezi durdurdu, dipte yaşayan organizmaları boğdu. Marmara Denizi havzasında bugün hâlâ atık suların yarısı arıtılmadan derinlere gönderiliyor. Bireysel sorumluluklar. Deniz kirliliğinin büyük bölümü karasal kaynaklardan gelse de denizleri kullanan her birey ekosistem üzerindeki baskının azaltılmasında önemli bir rol oynar. Çünkü doğa gibi kaotik sistemlerde her bir eylem kendine has bir önem taşıyor. Bir kıyıda bırakılan plastik bir şişe, bir limanda denize karışan birkaç damla yağ ya da uygunsuz şekilde bertaraf edilen bir atık, zaman içinde ekosistemin farklı bileşenleri üzerinde beklenmedik sonuçlar doğurabiliyor. Ekosistemin üzerindeki baskının azaltılmasına katkı sağlamak için deniz kullanıcılarının yapabilecekleri arasında; atıklarını ayrıştırması, geri dönüşüm sistemlerini kullanması, atıkları denize değil kıyı kabul tesislerine teslim etmesi, tek kullanımlık plastik tüketimini azaltması ve denizlerde gördüğü atıkları mümkün olduğunca toplaması yer alıyor. En önemlisi de küçük görünen davranış değişiklikleri, milyonlarca insan tarafından uygulandığında büyük ölçekli çevresel kazanımlara dönüşebileceği bilinciyle belki de denizlere yapılabilecek en kalıcı katkıların başlangıcını oluşturuyor. Plastik krizi. Her yıl okyanuslara karışan plastik atık miktarı 19 ila 23 milyon ton arasında değişiyor. Tek kullanımlık bir plastik şişenin, çatalın veya tabağın deniz ortamında mekanik ve kimyasal etkilerle mikro parçacıklara ayrılması en az 450 yıl sürüyor. Bu süre zarfında plastikler yok olmuyor, ekosistemin içinde dönerek ufalanır ve biyolojik sisteme entegre oluyor. Okyanus akıntılarının toplama merkezlerinde, plastik katı atıkların birikmesiyle Avustralya kıtası büyüklüğünde devasa yapay yapılar, yani "Çöp Adaları" meydana geliyor. Plastik kirliliği her yıl doğrudan 267 denizel türün ağlara dolanarak ya da bu yabancı maddeleri yutarak zarar görmesine yol açıyor. Plastiğin makro boyutlardan mikro boyutlara ufalanması, kirliliğin görünmez ve en tehlikeli evresi oluşturuyor. Yapılan son toksikolojik araştırmalar, mikroplastiklerin insan dolaşım sistemini aşarak anne sütüne kadar ulaştığını gösteriyor. Tüm bu bilgiler birlikte okunduğunda mikroplastik kirliliğinin yalnızca atık yönetimi sorunu değil, aynı zamanda tüketim alışkanlıklarının da sonucu olduğunu hatırlamak gerekiyor. Tek kullanımlık plastikleri azaltmak, yeniden kullanılabilir ürünleri tercih etmek, sentetik halat ve ekipmanların bakımını düzenli yapmak, teknelerde geri dönüşüm sistemleri oluşturmak, kıyı ve koy temizliği çalışmalarına katılmak gibi adımlar mikroplastik yükünün azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Denizde bir çerçeve: MARPOL ve Mavi Kart. Denizleri korumaya yönelik irade aslında uzun süredir hem uluslararası anlaşmalarda hem ulusal mevzuatta karşılık buluyor. Türkiye'nin 1990'da imzaladığı MARPOL sözleşmesi, gemilerin operasyonel atıklarını petrol kirliliğinden hava emisyonlarına, pis su yönetiminden plastik atıklara kadar geniş bir yelpazede sıkı teknik standartlara bağlıyor. Bu çerçevede plastiklerin denize atılması mesafe farkı gözetmeksizin tamamen yasak iken; bitkisel yağlar bile deniz yüzeyinde film oluşturarak gaz transferini engellediği için özel kurallara tabi. Türkiye karasularında bu uluslararası çerçeveyi tamamlayan iki dijital takip sistemi de devrede: büyük ticari gemiler için GATS, yatlardan balıkçı teknelerine kadar küçük deniz araçları içinse Mavi Kart. Mavi Kart, MARPOL'ün açık denizlerde izin verdiği gri su deşarjını bile yasaklıyor; hem siyah hem gri suyun teknede biriktirilmesini ve marinalar aracılığıyla dijital olarak teslim edilmesini zorunlu kılıyor. Sistemin pratikte nasıl işlediği ise ayrı bir tartışma konusu; kıyı altyapısındaki eksiklikler, bazı marinalardaki vidanjör yetersizlikleri ve bürokrasi süreçleri, en iyi niyetli denizciler için bile süreci zorlaştırabiliyor. Yine de kuralların bu denli net çizilmiş olması, denizde vakit geçiren herkesin bu çerçevenin içinde yer aldığını ve sorumluluğun yasal bir zemine oturduğunu hatırlatıyor. Gelecek perspektifleri. Deniz kirliliği ve atıklara dair gerçekçi bir bakış açısı edinmek, gelecek için doğaya katkı sağlayacak kişisel alışkanlıklara yatırım yapmak için motivasyon yaratıyor. Çözüm yöntemleri geleceğe dair olumlu bir perspektifin kapılarını aralıyor. Örneğin; denizlerde ve karada atık yükünün kalıcı olarak azaltılması, döngüsel ekonomi modelinin temeli olan "5R kuralı" hiyerarşisinin eksiksiz uygulanmasıyla mümkün görünüyor. Bu hiyerarşi, doğrusal tüketim alışkanlıklarını tersine çeviren beş temel adımdan oluşuyor. “Reddet ve Azalt (Refuse/Reduce)” adımı; atık üretecek ambalaj ve malzemelerin gemiye alınmasının baştan engellenmesi, kaynağında azaltılmasını ifade ediyor. İkinci adım olan “Yeniden Kullan (Reuse)”, malzemelerin atılmak yerine onarılarak, tamir edilerek işlevlerinin uzatılmasını hedefliyor. “Geri Dönüştür (Recycle)” adımında; metal, cam, plastik ve kağıt gibi katı atıkların nitelikli olarak ayrıştırılıp sanayiye ikincil hammadde olarak kazandırılması sağlanıyor. “Geri Kazan (Recover)” adımında, geri dönüşümü imkansız olan organik ve yağlı atıkların enerjiye dönüştürülmüyor. Yukarıdaki dört adımın uygulanamadığı durumlardaysa son adım olan “Bertaraf Et (Rot/Dispose)” devreye giriyor; atıklar çevreye sıfır zarar verecek şekilde imha ediliyor. Günün sonunda “dünyaya sevgi ve doğaya saygı” prensibi, denizlerde atık yönetiminin kalbinde yer alıyor. BMW Değişimin Öncüleri ve Yuvam Dünya ise iklim krizine karşı başlattıkları kolektif mücadeleyle sürdürülebilir bir gelecek için çözümler aramaya devam ediyor. Denizlerde Atık Yönetimi Rehberinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Elif Mengü

İklim krizinin etkilerini en uzun süre yaşayacak kuşak, aynı zamanda bu krizin oluşumuna en az katkıda bulunan çocuklar. Bu gerçek, sürdürülebilir bir gelecek üzerine düşünürken çocuklara nasıl bir dünya bırakılacağı kadar, onların yaşadıkları dünyayla nasıl bir ilişki kuracakları sorusunu da önemli hale getiriyor.

Erken çocukluk, çocukların yalnızca temel becerileri değil; değerleri, alışkanlıkları, merak duygusunu ve çevreleriyle kurdukları ilişkinin temellerini geliştirdikleri önemli bir dönem. Sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları da tam olarak burada anlam kazanıyor. Çünkü sürdürülebilirlik çocuklar için yalnızca öğrenilecek bilgilerden değil; suyu kullanma biçiminden bir eşyaya ikinci bir hayat vermeye, başka canlıların ihtiyaçlarını fark etmekten paylaşmaya kadar gündelik yaşamın içinde karşılığı olan deneyimlerden oluşuyor.

Hikâyeler değişimin neresinde?

Çocuk edebiyatı bu deneyimleri çocukların dünyasına taşıyabilecek güçlü araçlardan bir tanesi. Birlikte okunan bir kitap, çocukla yetişkin arasında yalnızca bir hikâyeyi değil, üzerine konuşulabilecek yeni soruları da açıyor. Artık kullanmadığımız bir malzeme gerçekten çöp mü? Suyu neden korumalıyız? Başka canlıların yaşamak için nelere ihtiyacı var? Daha az tüketmek mümkün mü? Küçük bir davranış gerçekten bir şeyi değiştirebilir mi?

Böyle bakıldığında kitap, yalnızca çocuğa yönelik bir yayın olmaktan çıkıyor; evde ebeveynlerle, anaokulunda öğretmenlerle ve akranlarla birlikte sürdürülebilir yaşam üzerine düşünmenin ve harekete geçmenin başlangıç noktalarından birine dönüşüyor. Hikâyenin yarattığı duygusal bağ ise bilginin günlük yaşamla buluşmasına alan açıyor.

Türkiye’de 0–7 yaş dönemine yönelik sürdürülebilirlik odaklı çocuk kitapları yayımlamak üzere kurduğum Omurgam Yeşil Yayınevi de yayın programını bu yaklaşım üzerine inşa ediyor. Hikâyelerin dönüştürücü gücünden hareket eden yayınevi; çocukları sürdürülebilir yaşam pratikleri, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve iklim farkındalığıyla erken yaşta buluşturmayı amaçlıyor.

Omurgam Yeşil’in yaklaşımında mesele, çocuklara dünyanın sorunlarının sorumluluğunu yüklemek değil. Aksine merak eden, doğayla ve diğer canlılarla empati kurabilen, kendi yaşamındaki seçimlerin çevresiyle ilişkisini fark eden çocuklara alan açmak. Yayınevinin dünyasını anlatan “Her çocuk yeşil bir kalple doğar” düşüncesi de buradan besleniyor: Merakla güçlenen, bilgiyle kök salan ve umutla filizlenen bu bağı koruyabilmenin yolu, çocukların doğayla ilişkisini erken yaşlardan itibaren destekleyerek, doğaya ve çevremize olan sevgimizi, saygımızı sözlerimizle değil, davranışlarımızla gösterdiğimiz "yeşil" bir omurga ile mümkün. 

Küçük adımlar gerçekten büyük değişimler yaratabilir mi?

Omurgam Yeşil’in bu vizyonla İngiliz yayınevi Little Tiger Press ile gerçekleştirdiği telif anlaşması ile Türkçeye kazandırdığı ilk kitaplardan Küçük Adımlar, Büyük Değişim, tam da bu sorunun peşinden gidiyor. 3–7 yaş grubuna yönelik resimli çocuk kitabı, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan ilhamla çocukların gündelik hayatlarında gerçekleştirebilecekleri küçük değişimleri görünür kılıyor.

Su tasarrufundan paylaşmaya, yeniden kullanımdan doğayı ve denizleri korumaya uzanan pek çok sürdürülebilir yaşam pratiği, kitapta çocukların kolaylıkla ilişki kurabileceği örneklerle ele alınıyor. Eski çoraplardan kuklalar yapmak, kullanılmayan eşyaları yeniden değerlendirmek, iyiliği yaymak, suyu korumak… Kitabın dünyasında sürdürülebilirlik çocuklara mesafeli duran büyük bir kavram değil; onların katılabileceği, deneyebileceği ve günlük yaşamlarının bir parçası haline getirebileceği küçük eylemler bütünü.

Annemarie Cool’un sade ve neşeli anlatımı, James Jones’un cesur ve eğlenceli illüstrasyonlarıyla birleşirken kitabın renkli kahramanları çocuklara önemli bir mesaj veriyor: “Fark yaratmak için sıradışı güçlere ihtiyacımız yok.” Küçük Adımlar, Büyük Değişim, çocuklara “dünyayı kurtarma” sorumluluğu yüklemek yerine, kendi içlerinde taşıdıkları kahramanlar ve günlük seçimleri sayesinde olumlu değişimin bir parçası olabileceklerini hatırlatıyor.

Bu nedenle kitap yalnızca çocukların okuyacağı bir eser olarak değil; ebeveynlerin çocuklarıyla sürdürülebilir yaşam üzerine konuşabilecekleri, okul öncesi öğretmenlerinin ise birlikte okuma, sohbet ve etkinliklerle genişletebilecekleri bir kaynak olarak da değerlendirilebilir. 

Sürdürülebilir yaşam alışkanlıkları her zaman büyük kararlarla edinilmiyor. Bazen bir kitabın sayfasını birlikte çevirmek, bir soru sormak ve ardından günlük hayatta küçücük bir şeyi farklı yapmakla başlıyor.

Küçük adımların büyük değişimlere dönüşebilmesi de belki tam olarak burada mümkün oluyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

174: Yeni Bir Mevsim İçin Başlangıç🍂

Islak termometre; sıcakla ilgili yeni ölçü, iklim için güçlü yönetimler, avlunun bıraktığı iklim dostu tasarım mirası, çocukların dünyasında sürdürülebilirlik, denizleri geleceğe taşımak, sadeleşmenin iklimle ilişkisi ve çok daha fazlası.

03 Eyl 2026

BMW ile birlikte
Petr Vyšohlíd, Unsplash

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!