Beklenen Trump-Putin buluşması üzerine: Yalta'yı hatırlamak

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Trump ile Putin'i biraraya getirmesi beklenen zirveye dair değerlendirmeler, bu görüşmenin küresel çapta hegemonya mücadelesinin verildiği Tahran, Yalta (Kırım) ve Potsdam konferanslarıyla benzerliklerini akla getiriyor.
Beklenen Trump-Putin buluşması üzerine: Yalta'yı hatırlamak

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Her şey, 12 Şubat 2025’te ABD Başkanı Donald Trump’ın Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile konuşmasıyla başladı. Derken bir hafta içinde başta Avrupa olmak üzere dünya kamuoyu üst üste gelen sıra dışı haberlerle sarsıldı.

Londra merkezli BBC’nin Moskova Editörü Steve Rosenberg’in 20 Şubat 2025 tarihinde BBC News Türkçe'de yayımlanan yorumu oldukça ilginç gözlemler içeriyor:

“Putin-Trump telefon görüşmesi, ilişkilerde marşa basma taahhütleriyle başladı. Münih Güvenlik Konferansı ve ardından Avrupa ile Amerika arasındaki bölünmeyle devam etti. Bir sonraki durak, Rusya-ABD görüşmeleri için Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapılacak buluşma oldu.

Geleneksel ittifakları alt üst eden, Ukrayna ve Avrupa’yı bir yanıt verme telaşına düşüren bir haftaydı. Avrupa güvenliği konusundaki kaygıları artırdı ve Rusya’yı olmak istediği yere taşıdı: Herhangi bir ödün vermek zorunda kalmadan küresel siyasetin en üst düzey masasına!

Çarşamba sabahı Rus gazetelerine bir fotoğraf hâkimdi: Riyad’da üst düzey Rus ve Amerikalı yetkililerin müzakere masasındaki görüntüleri.

Kremlin, Rus kamuoyu ve uluslararası topluma, Batı’nın Ukrayna Savaşı yüzünden ülkeyi tecrit etme çabalarının işe yaramadığını göstermek istiyor.

Rus medyası, Washington ile daha sıcak ilişki ihtimalini memnuniyetle karşılıyor ve Avrupalı liderler ile Kiev’i yoğun bir şekilde eleştiriyor.

Kremlin yanlısı tabloid Moskovsky Komsomolets gazetesi olayı şöyle yorumladı:

‘Trump Rusya’ya ödün vermek zorunda kalacağını biliyor, çünkü Ukrayna’da kazanan tarafla müzakere ediyor. ABD Başkanı Amerika’nın hilafına değil ama Avrupa ve Ukrayna’nın hilafına ödün verecek.

Avrupa uzun süredir etrafta medeni dünya ve cennet bahçesi olduğunu düşünüp, hava atıyordu. Pantolonunu kaybettiğini görmeyi başaramadı. Şimdiyse okyanusun öte yanındaki eski yoldaşı (ABD) buna işaret etti.’

Moskova sokaklarında, aynı düzeyde bir böbürlenme görmedim. Bunun yerine insanlar, Trump’ın gerçekten Rusya’nın yeni en iyi dostu olup olmayacağını, Ukrayna’da savaşa son verip veremeyeceğini izleyip bekliyor.”

Trump mantığının sırrı

Trump’ın giderek sıklaşan ezber dışı ve gelenek yıkıcı davranışları birçok kimseyi ve kamuoyunu şaşırtabilir, "deli siyaseti" (madman policy) müptelası biri hâline geldiğini düşündürebilir. Ancak ABD’nin kurulu düzeninin zamana ve şartlara (iç ve dış dinamiklere) göre değişebilen siyasetleri göz önüne alındığında her şeyin ve bu arada Trump politikasının da kendince bir mantığa dayandığı anlaşılabilir.

Bunu, Arap ve İslam siyasetine ilaveten ABD-İsrail ilişkileri ve Ortadoğu konusunda uzmanlaşmış Amerikalı tarihçi Robert B. Satloff’un bölümler hâlinde sunduğu söyleşi ve anlatımlardan da anlıyoruz. 5 Şubat 2025 tarihli Independent Arabia gazetesinin “Amerikan diyalogları” çerçevesinde konuk ettiği Satloff, “Trump ve yeni ekibinin MAGA ideolojisi çerçevesinde Amerikan dış politikasına nasıl damga vurduğunu” anlatıyor; ayrıca Trump’ın yol haritasını anlamak için önemli ipuçları veriyor.

Suudi Arabistan’ın çekim merkezi hâline gelmesi

Muhafazakar politikalar hususundaki analizleriyle bilinen Lübnan kökenli Amerikalı siyaset uzmanı ve danışmanı Welid Faris, Independent Arabia gazetesinde yayımlanan 21 Şubat tarihli makalesinde ABD-Rusya diyaloğunda Suudi Arabistan’ın tartışılmaz rolünü irdeledi. Birlikte okuyalım:

Başkan Trump’ın birinci iktidarı sırasında Amerika’nın çatışma çıkmaması noktasındaki kesin ve kararlı rolü bilinmeden ABD ile Rusya arasında Ukrayna’daki savaşı bitirme hususunda varılan/varılacak olan mutabakatın kaçınılmazlığı anlaşılamaz.

Ancak Trump seçimi kaybedince, devreye eski Başkan Joe Biden’ın politikası girdi. Onun hesabına göre ambargolar yoluyla Moskova günün birinde Ukrayna’dan (Rus çoğunluğun yaşadığı bölgeler ile Kırım dahil) çekilip savaşa son vermeye ve tazminat ödemeye mecbur bırakılacaktı. Biden, bu politikasını Avrupa ve dünyadaki müttefiklerine de kabul ettirmişti. Savaş, bu yüzden uzadı gitti. Biden, başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap ve İslam ülkelerinin Rusya’ya karşı yürütülen siyasi ve ekonomik savaşa katılıp destek vermeleri için dayatmalarda da bulundu.

Mesela Obama-Biden ikilisi, 2021-2022 yılları arasında Suudi Arabistan ile Arap Koalisyonu hakkında büyük bir hata işledi ve Ukrayna Savaşı çıktığında, Arap Koalisyonuna destekten vazgeçildi. Beyaz Saray, Şubat 2021’de Yemen’de Suudi Arabistan ve Arap Koalisyon kuvvetlerine karşı savaşan Husi hareketini terör listesinden çıkardı. Böylece İran’ın bu harekete yardım etmesinin önü açıldı.

Bunun üzerine Suudi Arabistan, bölgedeki yeni stratejisini belirleme yoluna gitti; ABD’nin eski müttefiki ve ortağı konumundan bölgede pozitif stratejik tarafsızlık çizgisi izleyen bir devlet konumuna geçti. Buna uygun olarak da bölgesel ve küresel güçler ile bloklar arasında bir denge politikası izledi. Suudi yönetimi, ister bölgesel ister dünya ölçekli süper devletler olsun her gücün kendi millî çıkarları için çalıştığı gerçeğinden hareketle yeni bir politikayı hayata geçirdi.

Örneğin Amerikan silah üreticisi şirketlerden büyük miktarlarda silah ve askerî donanım satın almak suretiyle bu firmaların Suudi Arabistan’a yönelik baskılarının hafifletilmesi noktasında ABD yönetimine baskı yapmasıyla sonuçlanan başarılı bir taktik izledi.

Ek olarak Suudi Arabistan, Çin ile yaptığı kapsamlı ekonomik anlaşmalar aracılığıyla dünya devi sayılan Çin’e Körfez ülkelerinin kapılarını da açtı. Bunun üzerine Pekin yönetimi, yıllardan beri sürtüşme hâlinde olan İran ile Suudi Arabistan’ı barıştırdı.

Yetmedi, Riyad yönetimi Rusya ile normalleşmenin ötesinde ilişkiler kurdu. OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler) teşkilatında Moskova ile anlaşarak, Ukrayna Savaşı nedeniyle petrol üretim kotalarının yükseltilmesini talep eden Amerikan yönetimine karşı çıktı.

Derken bilhassa Fransa ve İngiltere’den silah satın alımı dahil ticaret hacmini artırmak suretiyle tek yanlı olarak ABD’ye bağımlı olmaktan çıkış yollarını arayıp buldu. Ayrıca sadece petrol ve yan sanayi ürünlerinin imalatıyla yetinmeyip devasa kalkınma ve modernleşme projelerini hayata geçiren Suudi Arabistan dünyanın süper şirketlerinin yatırım ve faaliyet alanı hâline geldi.

Suudi Arabistan yönetimi uluslararası çatışmalarda arabulucu olmayı daha görünür ve cazip hale getirdi. Örneğin mevcut hâliyle Türkiye ile İsrail, birçok ciddi çatışma ve konuda tarafsız olmadıkları için pek tercih edilmiyorlar.

Türkiye, niçin tercih edilmedi?

Medyada Türkiye’nin yanı sıra Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Trump-Putin zirvesine ev sahipliği yapmak istediğine dair haberler çıktı. Ancak Türkiye’nin Trump-Putin buluşmasına ev sahipliği yapmasına itiraz eden tarafın Putin olduğuna dair haber ve yorumlar da var.

Zira Türkiye, son zamanlarda Ukrayna meselesine daha fazla sahip çıkan Avrupa Birliği’nin (AB) tutumuna yakın bir tavır takınıyor. Bu nedenle Putin, yeni politikasıyla artık NATO’dan yana tavır aldığı varsayılan Erdoğan yönetimine pek sıcak bakmıyor. İran’a ambargo konusunda da ABD-İsrail ikilisiyle farklı düşünen AB, gelecekte Türkiye’yi Trump ile Putin ikilisinden uzaklaştırıp daha fazla yanına çekebilmek için “AB’ye üyelik ve serbest dolaşım” havucunu gösteriyor.

Trump’a gelince... Onun Türkiye’ye yönelik siyaseti henüz netleşmiş değil. Dolayısıyla Putin’in tercih etmediği Ankara seçeneğine itiraz etmesi ve zirvenin ana gündemi olan Ukrayna Savaşı’nın durdurulması hususunda pürüzler çıkmasına izin vermesi beklenemez.

Ayrıca Erdoğan’ın Hamas’ı alabildiğine desteklemesi hem ABD hem de stratejik müttefiki İsrail yönetimi tarafından hoş karşılanmıyor. Böyle bir durumda Trump’ın zirve buluşması için Ankara’yı tercih etmesi kendi mantığına da ters düşüyor.

Riyad Zirvesi stratejik bir tercihtir

BBC News Arapça muhabiri Manal Halil, 14 Şubat 2025 tarihli değerlendirmesinde iki süper devlet başkanının niçin Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da buluşmayı tercih ettiklerini ayrıntılı biçimde ele alıyor:

“ABD Başkanı Donald Trump, Rus mevkidaşı Vladimir Putin’le Ukrayna Savaşı’na son verme konusunu Suudi Arabistan’da görüşebileceğini söylediğinde, pek çok kişi bu kritik zirve için neden bu Körfez ülkesini önerdiğini merak etti. Suudi Arabistan Krallığı ise memnuniyetini açıkladı.

Washington’daki Ortadoğu Enstitüsü’nün başkan yardımcısı Paul Salem’e göre durum şu minvalde: ‘Suudi Arabistan Trump-Putin görüşmesi için mantıklı bir seçim, çünkü tarafsız bir ülke. Ukrayna Savaşı’nda taraf tutması nedeniyle böyle bir görüşme Avrupa ülkelerinde yapılamazdı.'

Uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Khattar Abu Diab ise olaya farklı bir açıdan yaklaşıyor: ‘Geleneksel olarak bu tür zirveler için Cenevre gibi tarafsız yerler seçilirdi. Fakat Rusya’nın İsviçre ve diğer Avrupa ülkeleriyle kötüleşen ilişkileri farklı bir alternatife yönelmesine yol açtı.'

Malum, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) 2023 yılında savaş suçu işlediği gerekçesiyle Putin hakkında yakalama emri çıkarmıştı. Ancak Putin ile güven ve çıkar ilişkisi içerisinde olan Suudi Arabistan yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) taraf değildir. Dolayısıyla Putin, tutuklanma endişesi taşımadan bu ülkeye seyahat edebilir.”

Diğer yandan ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’a göre Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Amerikalı öğretmen Marc Fogel’in serbest bırakılmasında önemli bir rol oynadı. Witkoff, bu serbest bırakma sürecinde Putin ile temas kurup kendisiyle sohbet ettikten sonra Rusya Başkanı için “iyi bir dost” demişti.

Suudi Arabistan’ın, Zelenski ve Putin’i çeşitli vesilelerle ağırladığı ve iki ülke arasında kalıcı bir barış anlaşması için çaba sarf ettiği, olayın takipçilerince iyi biliniyor. Zira bu bağlamda Cidde şehrinde uluslararası bir toplantı düzenlenmişti. Veliaht Prens, 2023’teki Riyad ziyareti sırasında da Putin’i, “Suudi Arabistan’ın özel ve çok saygıdeğer misafiri” olarak nitelendirmişti.

Rusya İmparatorluğu'nu modernleşme ve batılılaşma hamleleriyle kuran Çar 1. Petro’nun (Türkiye’deki ismiyle Deli Petro) günümüzdeki rolünü devam ettiren Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, bölgesel güç olarak etkisini artırmak istediğini söylüyor.

Bir başka açıdan ele alındığında Suudi Arabistan’ın Arabistan Yarımadası ve Körfez bölgesindeki nüfuzunun yaygın ve etkin olduğu görülmektedir.

Riyad Zirvesi için stratejik ve jeopolitik hesaplar

Körfez ülkeleri uzmanı Abdullah Baabud’a göre Trump-Putin görüşmesi, Suudi Arabistan’a "diplomatik bir lütuf" olarak görülebilir. Bunun karşılığında ABD, Suudi yönetiminden İsrail ile dört Arap ülkesi arasındaki ilişkileri normalleştiren ikili anlaşmalar olan İbrahim Anlaşmaları'nı imzalamak suretiyle ABD’nin stratejik çıkarları doğrultusunda hareket etmesini isteyebilir.

Paul Salem, Trump’ın ekonomi, finans, yatırım ve stratejik nedenlerle Amerikan-Suudi bağlarını güçlendirmek istediğini; ileride ABD, Suudi Arabistan ve İsrail arasında bir anlaşma arayışında olabileceğini düşünüyor. Stratejik iletişim uzmanı Dr. Nidal Şukayr ise olaya çok boyutlu bakıyor:

“Suudi Arabistan, başta İsrail-Filistin meselesi olmak üzere Trump’ın Ortadoğu politikaları açısından kritik önemdedir. Özellikle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, Gazzelilerin Suudi Arabistan’a yerleştirilmelerine ilişkin Riyad tarafından reddedilen sözlerinin ardından ABD’nin Suudi Arabistan üzerinde baskısını artırması söz konusudur.”

Zirve öncesi Amerikan ve Rus heyetlerinin buluşması esnasında bilhassa Filistin ve Gazze (tehcir) meselesinin gündeme alındığı da düşünülürse Putin’in Filistinlilere vekil olacağı, Trump’ın ise Suudi Arabistan-Mısır ekseni üzerinden Gazze’ye ilişkin yeniden inşa planının yumuşatılmış biçimde Araplara kabul ettirilmesi taktiğini benimseyeceği söylenebilir.

İş dönüp dolaşıp enerji ile petro-dolara geliyor

ABD dünyanın en büyük petrol üreticisi. Onu Suudi Arabistan ve Rusya izliyor. Öyle ki Rusya-Ukrayna Savaşı küresel enerji pazarını etkilerken Suudi Arabistan petrol fiyatlarını sabit tutmak için önemli bir rol üstlenmişti.

Aralık 2024’te, Suudi Arabistan ve Rusya’nın da aralarında olduğu 22 petrol ihracatçısı ülkeden oluşan OPEC+ ittifakının sekiz üyesi, beklenenden zayıf talep ve ittifakta yer almayan ülkelerin artan üretimi karşısında petrol üretimini artırmayı erteleme kararı almıştı.

Biden döneminden beri biliyoruz: Suudi Arabistan ve Rusya, belli başlı petrol üreticileri olarak ortak bir paydada buluşuyorlar. Dolayısıyla Trump ve Putin zirvesinde sadece Ukrayna’daki savaşı bitirmek değil, küresel petrol fiyatları ve ekonomik işbirliği de ele alınacaktır.

Trump’ın politikası temiz enerji yerine fosil yakıt üretimini önceliyor. Bunun da Suudi Arabistan’ın büyük bir petrol ihracatçısı olma rolüyle örtüştüğü belirtiliyor. Bu münasebetle Trump, Amerikan enerji şirketleri için uygun ham petrol fiyatları elde etmeye çalışabilir.

Trump, 2017’de başkan olarak ilk resmî ziyaretini Suudi Arabistan’a yapmıştı. Bu ziyaret Suudi krallığının diplomasi alanında dünya çapındaki itibarını artırdı. Trump ikinci başkanlık döneminde de ilk yurt dışı ziyaretinin Suudi Arabistan’a olabileceğini ima etti ve ziyarete bir fiyat bile biçti: 

“Eğer Suudi Arabistan 450-500 milyar dolar değerinde [Amerikan ürünü] almak isterse... sanırım giderim!”

Birkaç gün sonra Veliaht Prens “ülkesinin gelecek dört yıl içerisinde ABD’ye 600 milyar dolar yatırım yapmak istediğini” söyledi. Kısa bir süre sonra Trump, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda, “Harika biri olan Veliaht Prens'ten bu rakamı 1 trilyon dolara yuvarlamasını isteyeceğim” dedi.

Yeni bir Yalta Antlaşması mı?

Gelişmelere bakılırsa Trump, özellikle eski Başkan Joe Biden’ın Asya’ya yönelmesinin ardından, Körfez’de ABD’nin ekonomik açıdan baskın hâle gelmesini hedefliyor. Uluslararası İlişkiler Profesörü Dr. Khattar Abu Diab’a göre “Trump ayrıca Çin ile rekabet nedeniyle, Suudi Arabistan’daki ve bölgedeki ABD nüfuzunu güçlendirmeye çalışıyor.”

Yukarıdaki açıklama ve değerlendirmeler şunu gösteriyor: Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapılacak zirve sıradan bir görüşme olmaktan ziyade küresel çapta hegemonya mücadelesinin verildiği Tahran, Yalta (Kırım) ve Potsdam konferanslarını çağrıştırıyor. Kısaca hatırlayalım:

  • Tahran Konferansı: 28 Kasım - 1 Aralık 1943 tarihleri arasında Müttefik liderler Joseph Stalin, Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchill’in katılımıyla dünyanın yeniden şekillendirilmesi kararlaştırılmıştı.
  • Yalta Konferansı: 4-11 Şubat 1945’te de yine Churchill, Roosevelt ve Stalin buluşmuştu. Konferansın başlıca konuları, Polonya topraklarının değişimi, Almanya'nın bölünmesi ve SSCB'nin Japon İmparatorluğu'na savaş ilan etmesiydi.
  • Potsdam Konferansı: 17 Temmuz - 2 Ağustos 1945 tarihleri arasındaki Potsdam Konferansı'na ise üç büyük ülkenin liderleri Churchill, ABD Başkanı Truman ve Stalin katılmıştı. Konferansın başlıca konuları, Nazi Almanyası'nın işgal ettiği toprakların geri alınması, Avusturya'nın Almanya'dan ayrılması, Almanya'nın "demokratikleştirilmesi", Almanya, Avusturya'nın yanı sıra Berlin, Viyana'nın bölünmesi, savaş suçlularının yargılanması, Oder-Neiße Hattı'nın Almanya ile Polonya'nın geçici sınırı olarak kabul edilmesi, Almanya dışında ikamet eden Almanların Almanya'ya geri gönderilmesi, hâlâ savaşa devam etmekte olan Japon İmparatorluğu'na karşı Potsdam Demeci'nin açıklanması idi.

Çin’in gelecekteki küresel rolünü ve Trump’ın Putin ile buluşmasının bir amacının da Pekin ile mücadeleye yoğunlaşmak olduğu gerçeğini unutmadan belirtmeliyim: Riyad Zirvesi'nde bölgeye ve dünyaya yeniden nizamat verilip verilmeyeceğini, jeopolitik haritalar çizilip çizilmeyeceğini buluşma yapıldıktan sonra anlayabileceğiz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Faik Bulut

Araştırmacı gazeteci, yazar

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları

Bu yılki NATO Zirvesi; semboller, anlatılar ve kültürel güçle örülen "yumuşak gücün" ortadan kalkmadığını; aksine yeni bir biçim kazandığını gösteren anlarla doluydu. Savunma sanayiinin ve caydırıcılığın öne çıktığı bir dönemde yumuşak güç de bu gerçekliğe uyum sağlıyor; daha sert semboller, daha karizmatik lider imajları ve daha gösterişli ritüeller üzerinden yeniden üretiliyor.

Nart Özel

·

11 Tem 2026

Yumuşak güç sertleşirken: 36. NATO Zirvesi'nde diplomasinin yeni kodları
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?

Mutlak butlan kararı, yalnızca CHP iç dengelerini değil, toplumsal muhalefetin yönünü, enerjisini ve mücadele kapasitesini de doğrudan etkileyen bir kırılma noktası oldu. CHP’nin seçilmiş yönetiminin butlan tartışmalarına ayırdığı enerjiyi azaltıp odağını muhalefeti örgütlemeye ve CHP’yi de aşan geniş bir özgürlük cephesi kurmaya yöneltmesinin imkanları neler olabilir?

08 Tem 2026

Görüş | Butlan krizi nasıl bir fırsata dönüştürülebilir?