Küresel bir kamu malı olarak aşı

Dünya genelinde yapılan aşıların dörtte üçü, küresel GSYiH'nin yüzde 60'ını elinde bulunduran 10 ülkeye gitti.
Küresel bir kamu malı olarak aşı

Pandemide birinci yılı geride bıraktık. Geriye dönüp baktığımızda, aşının bir küresel kamu malı olması adına şahit olduğumuz iyi niyetli açıklamalardan eser kalmadı. "Aşının piyasaya sürüldüğü takdirde küresel çapta erişimini garanti altına alabilecek miyiz, zengin ülkelerin virüsten korunabileceği iki vitesli bir dünyanın ortaya çıkmasını engelleyebilecek miyiz" derken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tam olarak bu günleri işaret etmiş olmalı. Aşı programları kapsamında 100'den fazla ülkede Covid-19 aşılaması devam ediyor ancak aşıların büyük bir kısmı gelişmiş ülkelerin elinde. Şu ana dek dünya genelinde yapılan 410 milyon aşının en az dörtte üçü, küresel GSYiH'nin yüzde 60'ını elinde bulunduran 10 ülkede yapıldı.

Oysaki hemen ilk süreçte, aşı dağıtımındaki adaletsizliği önlemek için ise Avrupa Birliği (AB), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Küresel Aşı ve Aşılama Birliği (GAVI) ortaklığında COVAX programı geliştirilmiş ve bu kapsamda 92 ülkeye aşı yardımında bulunulacağı ifade edilmişti. Bu doğrultuda 2021 sonuna dek iki milyar doz aşının temini hedeflense de şimdiye dek ulaştırılan aşı sayısı 6 milyon doz seviyelerinde kaldı. Kısacası dünya, ahlaki bir tehlikenin eşiğinde... Yine DSÖ öncülüğünde geliştirilen bir mekanizma ile COVID-19 Teknoloji Erişim Havuzu (C-TAP) kurulmuştu. Böylece hızlı ve büyük ölçekte aşı üretimini mümkün kılmak için fikri mülkiyet haklarının ve teknik bilgilerin paylaşılması; dünyanın bir an evvel olağanüstü salgın ortamından kurtarılması hedeflendi. Bugün geldiğimiz noktada dünya kamuoyu olarak aşı firmalarının insafına kalmış bir haldeyiz. Söz gelimi 1,3 milyarlık nüfusunun sadece 40 milyonunu aşılayabilmiş Hindistan'ın halk sağlığı yerinde olmadığı sürece, hiçbirimizin kendi küçük dünyamızda güvende olmayacağı açık seçik görülüyor.

Belçikalı bakan Eva de Bleeker'in atıp ertesi gün sildiği tweet ile AB doz başına; AstraZeneca'ya 1,78 euro, CureVac'a 10 euro ve Moderna'ya 14,68 euro ödemeyi taahhüt etmiş. Rakamlar arasındaki büyük farklılık açığa çıktıkça da şirketlerin kaprisleri ve yeni pazarlık süreçleri birbirini izledi. Ancak böylesine dengesiz sözleşme hükümleri dayatmayı başaran ilaç şirketlerini hikayedeki tek kötü şeklinde göstermek doğru olmaz. Zira bir New York Times makalesi, Avrupa Yatırım Bankası, BioNTech firmasına verdiği 100 milyon dolarlık kredi karşılığında aşılardan elde edilecek kardan 25 milyon ek ödeme alacağını şart koştuğunu yazdı. Sanki aşı üretiminden kar elde etmek doğalmış gibi.

Bu noktada "Neden doğal olmasın ki?" diye düşünüyorsanız, Dr. Jonas Salk'ı tanımanızı isterim. O halde 68 yıl öncesine, yani 26 Mart 1953’e dönebiliriz: Çocuk felci yıllardır çok sayıda can almaktadır. Örneğin ABD’de yılda görülen çocuk felci vakası 50 binin üzerindedir ve en az 3 bini hayatını kaybetmektedir. Bu süreçte ulusal bir radyo programında, Dr. Jonas Salk çocuk felcine karşı bir aşıyı başarıyla test ettiğini duyurur. Bu duyuru üzerine çıktığı bir televizyon programında kendisine "Bu aşının patenti kimde?" diye sorulduğunda; "Halktadır diyebilirim. Patent falan yok. Güneşi patentleyebilir misiniz?" şeklinde efsanevi bir yanıt verir. Bugün Dr. Salk’ın patentsiz bıraktığı aşı sayesinde, çocuk felci dünyadan neredeyse tamamen silindi.

Kamu kaynaklarının tükenmesi ve aşı kıtlığı arasında kalan pek çok sağlık sektörü profesyoneli, "zorunlu lisans" uygulamasını devreye sokulması için devletlere çağrıda bulunuyor. 18. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bu kavram, 1925 yılında Paris Sözleşmesi'nde yapılan değişiklik ile uluslarası standartlara dahil edildi. Re'sen lisans olarak da bilinen bu uygulama, başta Güney Afrika olmak üzere HIV/AIDS salgınından fazlaca etkilenen ülkelerin baskısı üzerine 2001 yılında Doha Deklarasyonu ile teminat altına alındı. Buna göre, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Antlaşması'nın (TRIPS) 31. maddesi, ulusal acil durumlarda ticari olmayan kamu kullanımı adına istisnai kullanıma izin verirken, bu istisnayı hak sahibinin iznine başvurmadan gerçekleştirmeyi düzenliyor. Her ne kadar aciliyet kavramı tartışmalı olsa da; bu noktada asıl sorun, patentlerin sağladığı münhasır haklar ile halk sağlığının yüksek faydası arasında bir denge kurabilmekte saklı.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

YAZARLAR

Ersin Şenel

Çıkarların değil, etik ilkelerin yaşama egemen olması için...

İLGİLİ OKUMALAR